Murat Öztekin - Hem korona günlerinden geçiyoruz hem de ramazan ayının içerisindeyiz… Pandemide yaşadığımız uzlet, daha manevi bir hâl aldı bugünlerde… Klasik sanatlarla uğraşan isimler de bu hâli en yoğun yaşayanlardan… Biz de hattat ve aynı zamanda hat eleştirmeni olan Hüsrev Subaşı ile uzaktan “buluşuyoruz”; koronavirüs günlerini, eğitim ve sanat hayatını konuşuyoruz…

l Hayatımızın ana gündem maddesi koronavirüs ve karantina... Bir hat sanatçısı ve hat hocası olarak evde sanat nasıl devam ediyor?
Önceki günlerimizin tersine bol bol evdeyiz ama işin zor yanı evde kalışın kendi irademizle olmaması. Bu mecburiyet insanı psikolojik olarak sıkıştırıyor. Alışılmadık bir düzen bu. Sanatçı hürriyetine âşık bir adamdır. İlham hür ortamda harekete geçer. Ama dünyanın manzarası ortada, yaşananlar şaka değil.  

l Bu safhanın tefekkür dünyanıza da katkısı oldu herhâlde...
İlk günlerde dünya önünü göremiyor, tanınmayan bir düşmanla mücadele ediliyordu. İnsanlar oturup “Sahiden ben de ölebilirim” demeye başladı. Özellikle belirli bir yaşın üzerinde olanlar bir iç muhasebesi yapmayı denediler. Şahsen ben de bu muhasebeyi yaşadım. Rutin anlamda hayat, kurulmuş bir makine gibi, muhasebeye vakit yok. İç muhasebesi güzel bir kazanım diyebilirim. Kişiyi daha doğru, daha müşfik, daha vicdanlı kılıyor.

l Pandemi günlerinde hat sanatıyla “Evde Kal” yazan sanatçılar oldu. Klasik sanatlar yeterince aktüaliteden besleniyor sanki…
Klasik sanatların ne kadar canlı olduğunu bu hadise ile de gördük. Hattatlar boş durmadı. “Bu da geçer yahu” ve “Evde Kal” gibi ortama uygun şiirler, sözler yazıyorlar. Bunlar sipariş değil, sanatçı kendiliğinden yazıyor. Dolayısıyla hat sanatı zaten hayatın içinde.

RAMAZAN BİR BAŞKA
l Peki, ramazan ayı hat sanatçısı için nasıl geçiyor?

Ramazan günleri hat sanatçıları için oturup zevkle çalışma yapılacak zamanlar. Mübarek bir zaman dilimi… Yazdığınız da zaten ayet ve hadis. Çok güzel bir ortam. Bu manevi ortam hattatın ilhamını da besliyor diyebilirim.

l Şimdi dijital ortamdan ders veren hat sanatçıları da var. Sadece dijital ortam üzerinden hat sanatçısı olunur mu?
Eskinden hoca talebe arasında mektuplaşma yoluyla da eğitim yapıldığı olurdu. Ama tabii mektupla eğitim yüz yüze eğitim gibi görülmüyordu. Çünkü eski meşk sisteminde talebenin üstadının yanında oturması, kalkması, konuşması eğitimin bir parçasıydı. Dijital eğitimin bunları sağlayacağını çok düşünmüyorum ama açıkçası teknik açısından büyük bir imkân.

HASTANEDE HAT ÇALIŞTIM
l Maziden söz açılmışken; sizin meşhur hocanız hattat Hamid Aytaç’la münasebetiniz nasıldı?

Cumartesi günleri Cağaloğlu’ndaki Reşit Efendi Hanı’ndaki küçük atölyesine meşke giderdim. Genelde pek konuşmaz, bazen birkaç kelime ederdi. Nasıl yazıyor diye gayet dikkatli bakardık. Sonra hastaneye yatmak zorunda kaldı. O günlerinde bile Haydarpaşa Numune Hastanesinde derse kabul ederdi. Komodininin üzerinde kalemler, mürekkepler vardı. Biz gidince neşelenip kalemini açar ve yazmaya başlardı. Hattın bugününü onun bu alanı terk etmeyişine borçluyuz… Rahmet olsun...

l Hattat Hamid’in yalnız kaldığı günlerden bu zamana kadar hat sanatında hızlı bir popülerleşme yaşandı. Bunun sancıları neler?
Eskiden İstanbul’daki hattatlar bir elin parmakları kadardı. Şimdi yeni isimler gördükçe hoşumuza gidiyor. Ama bir şeydeki çoğalma tabii hızını aşıyorsa orada birtakım sıkıntılar var demektir. Hat sanatında şu an hissettiğimiz en büyük eksiklik eleştiri ve eleştirmen yokluğudur... Eleştiriye, karşı çıkma değil, katkı gözüyle bakmak için de kültürel derinlik gerekiyor.

ELİN MAHİR OLMASI YETMEZ
l Siz bir hat eleştirmeni de olarak nelerle karşılaşıyorsunuz?

Duygusallık ön planda... Hat-tezhip fark etmez, tenkit ettiğinizde sanatçı size darılıyor. Bu kültür henüz oluşmadı. Hâlbuki bizde kutsal metinler olmaması gereken biçimde denenebiliyor. Ayetler tam tersi mana verecek şekilde bölünebiliyor. Kültürel altyapı olmadığında elin mahir yazması yetmiyor. Başarılı hat yazabilmek için Arapça bilmek, temel ilahiyat bilgilerine, biraz edebiyat ve tarihe aşina olmak gerekiyor. 

ÇARŞI LİSANIYLA KONUŞUYORUZ
Hüsrev Subaşı “Şimdi hepimiz çarşı diliyle konuşuyoruz. Kimse kimseye hanımefendi, beyefendi diye hitap etmiyor. Ahmet, Hasan, otur, kalk, git... Öksürür gibi konuşuyoruz. Eski İstanbulluların dili artık kayboldu. Biz sanatçılar bile sokak lisanını kullanıyoruz” diyor. 

Ben yazıyorum eşim süslüyor
l Eşiniz Naciye Subaşı da bir tezhip sanatçısı. Birlikte eser üretmeye devam ediyor musunuz?

Eşim, ben hat yazıyorum diye tezhibe yöneldi. Benim yazdıklarımı süslemek istedi. Ona eserler yazdığım oldu. Ama benim önceleri Marmara’da, şimdi FSM Vakıf Üniveristesi Güzel Sanatlar Fakültesindeki hocalık ve idarecilik görevlerim onun benden istediği sayıda eser vermemi engelledi. O zaman da hattat arkadaşlardan edindiğimiz eserlere yöneliyor ister istemez. Kendisinin dünya birincilikleri var. Ezcümle onun istediği kadar sık olmasa da birlikte meydana getirdiğimiz eserler de var. 

l Bu nasıl bir his?
Ben hat yazıyorum, hanımefendi süslemesini yapıyor. Bir tarafından siz tutuyorsunuz, diğer tarafından eşiniz. Eşinizle bir eser üretmek çok güzel bir his. Bu aile bağlarını kuvvetlendiriyor ama biz birbirimizin yaptıklarını kıyasıya eleştirebiliyoruz da. Güzel bir şey... Hamdederim, şükrederim.