MURAT ÖZTEKİN

İsmini bilen az ama Sigmund Weinberg Türk sinema tarihinin en mühim figürlerinden biri. Sultan Abdülhamid ve Sultan Reşad gibi padişahların sinemacılığını yapıyor, ilk sinema salonunu açıyor ve ilk konulu film çekme teşebbüsünde bulunuyor… Onun hayatının detayları ise yeni aydınlanıyor. Sinema çalışmalarıyla tanınan Prof. Dr. Savaş Arslan “Bir Sigmund Weinberg Belge-meseli” isimli dokümanter filmiyle Weinberg’in hayatına ışık tutuyor. İstanbul Modern’in internet sitesinde dün iki günlüğüne online gösterime açılan eser, tarihî bir portrenin yanında renkli bir devri de mizahi şekilde bugüne taşıyor. Biz de filmin yönetmeni Prof. Arslan’la konuştuk…

¥Sigmund Weinberg’in hayatını dokümanter filmine taşıdınız. Bu eser  nereden doğdu?
2008 yılında “Türkiye’de Sinema Tarihi” kitabım için çalışırken Weinberg’in hayatını araştırmıştım. O zaman hakkında çok fazla kaynak yoktu. Var olan eserlerde ise nerede doğup nerede öldüğü bile yazmıyordu. Hâlbuki bu kişi bizim kültür tarihimizde çok önemli bir yere sahip.

İLKLERİN SİNEMACISI
¥ Nedir Weinberg’in sinema tarihi açısından önemi?

Saray fotoğrafçısı ve sinemacısı da olan Weinberg, Türkiye’de sinemanın bazı ilklerine imza atmış. İstanbul’da Suriçi’ndeki ilk sinema gösterimlerini yapmış. Tamamlayamamıştır belki ama Türkiye’de ilk konulu filmi çekmiş. Sonra, İstanbul’da işleyen ilk sinema salonunu açmış. Weinberg, Avrupa’da teknolojik yenilik ne varsa takip edip Osmanlıya getirmiş. İstanbul’a sinemayı yaymış.

¥ Hayatının detayları bilinmeyen böyle bir şahsiyeti nasıl araştırdınız, nerelere başvurdunuz?
2008’de yabancı internet sitesinde karşılaştığım ufacık bir bilgiyle çalışmaya başladım. Sonraki yıllarda yavaş yavaş Weinberg’in yakınlarına ulaştım. Bu da uzunca bir safha oldu. 101 yaşındaki kişilerle mülakat yaptım. Aile bana çok yardımcı olmasa da onlardan özel eski fotoğraflar alabildim.

¥ Dedektiflik çabası gibi olmuş araştırmalarınız sanki...
Yıllara yayılmış bir dedektiflik hikâyesine döndü. Bir isim öğreniyor, ardından yüzlerce kişiye mesaj atıyordum.

¥ Filminize, “belge mesel” diyorsunuz…
Çünkü bir meselesi ve iddiası var. Weinberg’in hayatının yanında geç Osmanlı döneminin görsel ve kültürel tarihi hakkında bilgiler sunuyoruz. Eser, “Sultan II. Abdülhamid her şeye karşıydı, her şeyi yasaklıyordu” gibi düşünceleri de boşa çıkarıyor.

¥ Weinberg, Osmanlı ordusunu filme almak isterken “Bir yabancı çekerse tehlikeli olur, bunu ben yapmalıyım” minvalinde şeyler söylemiş. Gayrimüslim bir azınlıktan olmasına rağmen böyle söylemesi şaşırtıcı mı?
Onun kimliği Osmanlıydı. Kendini başka bir yerin vatandaşı olarak görmüyordu. Osmanlıdan besleniyor ve kendisini Osmanlıya ait hissediyordu.

¥ Osmanlı Sarayı da onu bu aidiyet hislerini boşa çıkarmamış sanırım...
Sultan Abdülhamid çekim yapmasına izin veriyor. Sultan Reşad da aynı imtiyazı tanıyor kendisine. Hatta Sultan Reşad, 1911’deki Balkan ziyaretinde yanına resmî fotoğrafçı ve kameraman olarak Weinberg’i alıyor. Bütün ziyaret boyunca Sultan’ın yanında bulunuyor.

¥ Peki, sizin dokümanter filminizde olduğu gibi son yıllarda Osmanlı sinemasına olan rağbeti nasıl görüyorsunuz?
Bu, bizim eksiğimizdi. Bir şeyler kaleme almak istediğinizde bilgi bulunamıyordu. Sinema aslında modernliğin bir aygıtı. Sinemanın girişini araştırmak modernleşmeyi araştırmak demek.

OSMANLIDA İLK FİLMİ MANAKİLER DEĞİL WEINBERG ÇEKTİ
“Son araştırmalarda Osmanlıda çekilen ilk filmin Manaki Kardeşlere ait olduğu bilgisine ulaşılmıştı. Siz belgeselde farklı şeyler söylüyorsunuz…” soruma Prof. Dr. Savaş Arslan şu cevabı veriyor: Bu bilgi yakında Sigmund Weinberg lehine değişecektir diye düşünüyorum. Osmanlıda ilk film 1905’de Manakilerin çektiği  “Büyükanne Despina” olarak kabul ediliyor. Weinberg ise 1908’de Sultan II. Abdülhamid Han’ı Yıldız’daki cuma selamlığında çekmiş. Ama Weinberg, Türkiye’ye kamerayı ilk getirenlerden. Dolayısıyla ilk filmleri onun daha önce çektiğini düşünüyorum. Weinberg’in arşivlerde çekim izinlerine dair belgeler var ama eksi tarihliler de yakında çıkacaktır. Öte yandan bazı sinemacılar hâlihazırda Weinberg’in “Selamlık” eserini ilk Türk filmi olarak kabul ediyor.