MURAT ÖZTEKİN

Ahmet Doğu İpek, şehirlere dair eserleri ve kara kalem desenleriyle dikkat çeken bir sanatçı.  Kendisinin Arter’de açılan Edip Cansever’in bir şiirinden ilham alarak isimlendirdiği “Başımızda Siyahtan Bir Hale” adlı sergisi ise dünyadaki kaosun yanı sıra tabiat olaylarının tasvirleriyle insanın acziyetine vurgu yapıyor. Bu endişeli hâlini ise bazen çalışmalarında kömür kullanarak gösteriyor. Biz de kendisiyle sergisini ve sanat çalışmalarını konuşmak için buluştuk…

KIRILMANIN İÇİNDEYİZ

> Son iki yıl, pandemiyle geçen, oldukça sıra dışı bir dönemdi. Bu zaman diliminde neler hissettiniz?

Sanatçının görevi mevcut duyguyu görünür kılmaktır. Son iki yılıma baktığımda ise; sanat yapmaya elimin gitmediği bir dönem görüyorum. Böyle durumlar defalarca gezegenin başına geldi ama sıkıntı sadece pandemi değildi. Bence bir kırılmanın içerisinden geçiyoruz ve son yaşananlar bir kapı gıcırtısı gibi… Bunu tarif edemiyorum ama kesinlikle bir dönüşümün tam ortasındayız.

> Kasvetli tasvirler meydana getirdiğiniz yeni serginiz “Başımızda Siyahtan Bir Hale”nin temelinde de bu mu var?

Aslında serginin merkezinde bir taş var. Dolapdere’den yola çıkın, belki de Küçükçekmece’ye kadar hiçbir yerde taş parçası göremeyeceksiniz. Yani gerçekle, kadimle, doğayla olan iletişimimiz gitti. Arabaların egzoz dumanı içerisinde, plastik çiçeklerle kaldık. Tek başına bu bile felaket olarak yeter. Tabii, bunlar insanların duygularına da yansıyor. Artık sentetik, üretilmiş ve tasarlanmış bir duygulanma var.

> Peki, sizi bu durumu eserlerinizin merkezine koymaya ne itti?

Ben kırkıma yaklaşıyorum. Hayatımda bu geçişi iyi izledim. Çünkü Adıyaman’ın bir köyünde doğdum; toprakla iç içe olan hayatı gördüm. İnsan doğadan kopunca bir sürü duygudan da mahrum kalıyor. Sonra bunu sağlamak için sentetik şeylere başvuruyor. 

İHTİŞAMA TESLİMİYET

> Eserlerinizde volkan patlaması, heyelan gibi aslında çok kontrol edemeyeceğimiz tabiat olaylarını da tasvir ediyorsunuz. Güçsüzlükte bir “güç” mü var?

Evet var. Tabiatta yaşananlar, ihtişamına teslim olduğunuzda, aslında bir tehlike olmaktan çıkıyor. Bunlara direnmek yerine, teslim olmak gerekiyor. Bugün bir meteor düştüğünde, oturup seyretmekten başka ne yapabiliriz?

DUYGULARIMIZI EN İYİ ŞAİRLER TARİF EDİYOR

> Yeni serginizin ismi, Edip Cansever’in bir şiirden geliyor ama sizin sanatınızdaki şiirsellik bununla sınırlı değil sanırım…

Evet, ben de “haiku” denilen Japon şiirlerine benzer şeyler kaleme alıyorum. Şiir de okuyorum ama sanki şiir okunacak değil, başa gelecek bir şey gibi… Galiba göğsümüzde beliren duyguları en iyi tarif eden sanatçılar şairler.  Burada ise kılavuzum bir şiirdi. Yıllar önce yaptığım bir eserimi tekrar elime aldım. Sanki Edip Cansever daha evvel benim yaşadığım duyguları yaşayarak bunları kaleme almıştı.

> Eserlerinizde yoğun bir siyah renk kullanımı var. Siyah sizin için ne ifade ediyor?

Bence siyah, renk olup olmadığı bile tartışılabilecek ve en demokratik şeylerden biri. Siyahı bu kadar çok kullanmamın teknik sebepleri de var. Siyah, benim için var yok, artı eksi gibi anlamlar taşıyabiliyor. Siyahın tonlarına da çok aşinayım. Başka bir şeye elim gitmiyor. Mesela bu sergide volkanı kömürle yaptım. İyi pigment buldum mu, onunla oynamayı seviyorum. Elimi kullanıp desenler yapmak bana toprakla oynamak gibi iyi geliyor. Bir çocuğun boyalarla oynadığı duygularla eserler üretiyorum.

Kâğıt ve porselenle illüzyonlu eserler! Kâğıt ve porselenle illüzyonlu eserler! Sanatçı Esra Carus “Hafızayı Onarmak” başlıklı sergisinde kâğıt ve porselen malzemeyi bir araya getirerek yeni “illüzyonlar” oluşturuyor...
İnsanlığın dertlerini filmler anlatacak İnsanlığın dertlerini filmler anlatacak Grand Pera Emek Sahnesinde 26-27 Mayıs tarihlerinde yapılacak “Humanitarian Film Festival”de insani problemlerin sinemadaki yansımaları görülecek.