Aylık İmsakiye
  • İmsak
  • Güneş
  • Öğle
  • İkindi
  • Akşam
  • Yatsı
43 Ramazan 1441
5 Haziran 2020 Cuma

İki imtihan bir arada

İki imtihan bir arada

“Yaa sen gel abi” dedi, “Allahü teala büyüktür, bir kapı açar meraklanma!”

Bir internet sitesinde rastlamıştım. Kanada’dan Dr. İbrahim Yahya anlatıyor: Toronto Üniversitesinde okuyordum. Adli Tıp’tan imtihanımız var, iyi hazırlandım geçmeliyim mutlaka. 
Bize yakın bir kasabada yeni bir cami açılmış. Ancak o hafta cumayı kıldıracak kimse yok aralarında. 
Bana “Sen kıldırır mısın” dediler. 
-Elbette, gelirim inşâallah.
Derken imtihan saati ilan edildi. Tam da cuma günü 13.00’da.  
Haydaaa. Dakikası dakikasına öğle ezanıyla.  
Profesöre çıktım, ki kendisi hâlâ kürsü başkanıdır, Mr. Melon B. 
Açıkça anlattım, “Efendim namaz yarım saat sürer, yol filan derken bir saati bulur. Tehir edemez miyiz acaba?”
-Mümkün değil, ilan edilmiş, asılmış panoya. Biri kaçırırsa hak iddia eder sonra. 
-Peki ben bir saat evvel gelsem, odanızda imtihana girsem, binip arabaya camiye gideceğim, kimseyle görüşmem mümkün değil. Hem söz veriyorum, sorular sır kalacak aramızda.
-Sıkıntılı bir durum. Ya şikâyet olursa?
-O zaman göz göre göre kalacağız, iyi de hazırlanmıştım oysa.
-Ha bak şunu yapabilirim. İmtihan birde başlıyor, bir ellide bitiyor, son dakikada da gelsen seni içeri alırım. Biri dışarı çıkmamışsa tabii, yoksa o hakkın da yanar. 
-Kâğıtları da ağırdan toplar mısınız?
-Niçin olmasın, eğer o birkaç dakika işine yarayacaksa. 
N’apsam, n’apsam? Kasabayı aradım, “Böyleyken böyle, bir imtihan belâsıdır çıktı başımıza.”
Karşımda yeni Müslüman olmuş bir genç. “Vakit namazı olsa neyse de cuma kıldırabilecek biri yok aramızda. Arapça bilmiyoruz, hutbe okuyamayız. Millet gelir de dönerse bilmem nasıl olacak?” 
Kısaca diyor ki “Vebali sana!” 
Baktı tereddütlüyüm, kendinden emin bir ifadeyle “Yaa sen gel abi” dedi,  “Allahü tealabüyüktür, bir kapı açar meraklanma!”
Zaten dünya imtihan değil mi? Amaaan ne olursa olsun dedim, gittim namaza. Hutbeyi okudum, namazı kıldırdım. Selam verdim, gözüm saatte. Cübbeyi arkadaşın eline tutuşturduğum gibi atladım arabaya. Hızla üniversiteye geldim, el frenini çektiğim gibi indim, kapıyı bile kilitlemeden koştum imtihan salonuna. Saat 13.45. Sadece beş dakikam var. 
Profesör Melon kâğıdımı verdi ama bu kadar zamanda ne yapabilirsin gibilerden bakıyor acıyan bir tonla. 
İmtihan test usulü. Aşağıdakilerden hangisi doğru... A, B, C, D, E şıkları var. 
Bu dersin soruları vakit alır, iyi okumanız anlamanız lazım. Vakalar birbirine benzer zira. Baktım ilk soru C şıkkı, ikinci soru C şıkkı, 3, 4, 5 “C şıkkı” derken vakit bitti.
Kâğıtları topluyorlar. Geriye kalan 75 soruya da “C” işaretleyip verdim ani bir kararla. 
Bir ümidim yok, soruları bilmiyorum ki, tahminde bulunsam. 
Neticeler ilan edildi, baktım “seksende seksen doğru, tam puan!”
Meğer Profesör Melon bir deneme yapmış, bakalım bütün doğrular aynı şıkta toplanınca tereddüt yaşayacaklar mı? Yoksa eminim deyip “C”de mi kalacaklar? 
Bu imtihan ilmî bir araştırmaya malzeme olacak ve makalede yayınlanacakmış daha sonra. 
Nitekim iddiasında haklı çıktı, arkadaşlarım güvenmedikleri kutulara dönmüş, inanmadıklarını karalamışlar. 
Vaktim olsa ben de katılacaktım onlara.

29.04.2020 - 06:38