Çocukken bile Rabbini zikrederdi 'Ukayl- Tayyar Münbeci'
Ukayl hazretleri daha çocukken bile büyük bir insan gibi davranır. Akranları gibi oyun oynamaz.. Geceleri gökyüzünü temaşa edip Cenab-ı Hakkı zikreder..
Bilirsiniz evliyalar dünyada iken kınındaki kılıç gibidir. Ölünce kınından çıkan kılıç gibi olur tasarrufu ve tesiri kuvvetlenir. Allahın veli kullarının himmet ve tasarrufları vefatlarından sonra bile devam eder. Bazılarının ise hem tasarruflarının hem de kerametlerinin devam ettiği görülür. Bir de bunların en tesirlileri vardır. Ebu Abdullah el-Kureşi büyük bir âlim, büyük bir evliya idi, şöyle buyuruyor; "Vefatlarından sonra kabirde, kerametleri ve tasarrufları devam eden evliyadan dördünü gördüm. Bunlar; Maruf-i Kerhi, Abdulkadir-i Geylani, Ukayl- Münbeci ve Hayat bin Kays el-Harrani hazretleridir... İşte Suriye'nin Halep şehrine yakın Münbec köyündeki Ukayl-i Münbeci veya diğer ismi ile Ukayl-i Tayyar Hazretleri de bunlardan biridir. Kabrini ziyaret etmek şerefine nail olduğumuz bu mübarek zatın kabri o kadar feyzli ki, bilen bilir.. Aşıkları binlerce kilometre yola aldırış etmez kendisini dergahına atar. Tasarrufundan oldukça istifade eder…Ukayl daha çocukken büyük bir insan gibi davranır; Her çocuk gibi oyun oynamaz.. Geceleri gökyüzünü temaşa edip Cenab-ı Hakkı zikreder.. Gündüzleri çekilir bir köşeye tefekkür eder.. İlim ve edeb üzerine yetişip Ömeriyye'de olgunlaşıp hal sahibi oldu. Öyle ki, bir gün Şeyh Mesleme Hazretleri birkaç talebesi ile birlikte Fırat Nehri kenarına gelmişlerdi. Her biri seccadesini su üzerine sererek üzerine oturup karşıya geçtiler. Ukayl el-Münbeci de seccadesini serdi. Oturması ile birlikte suya battı, fakat bir müddet sonra karşı kıyıdan suyun içinden çıktı. İşin ilginci kimse onda bir ıslaklık göremedi. Talebeler bu durumu hocaları Şeyh Mesleme hazretlerine arz edince "O rahmet deryasına dalanlardır biridir" buyurdu. O sebeple ona "Gavvâs" yani "Suya Dalan" lakabı verilmişti.
Ukayl hazretlerinin sohbeti oldukça tatlıdır. Bir gün Münbec köyünü çevreleyen bir dağın eteklerinde oturup sohbet ediyordu. Aralarından biri Ukayl hazretlerine sordu: "Sadık bir kul olmanın alameti nedir Efendim" deyince Ukayl hazretleri şöyle buyurdu; "Sadık bir kul, bu dağa hareket et dese, hareket eder." Tam o esnada dağ sallanmaya başladı. Başka bir kişi de; "Efendim tasarruf sahibi olmanın alameti nedir?" diye sordu. Ukayl hazretleri; "Karadaki hayvanlar, denizdeki balıklar toplansınlar derse derhal toplanırlar" buyurdu. Mübarek daha sözünü bitirmeden dağdan hayvanlar inmeye başladı, Balıkçılar da Fırat Nehri'nin binbir çeşit balıkla dolduğunu haber verdiler. Bu kez içlerinden biri de; "Efendim zamanın en üstünü olmanın alameti nedir?" diye sordu. Ukayl hazretleri buna da; "Ayağını şu kayaya vursa, pınarlar fışkırır" der demez oradaki kayadan sular fışkırdı ve sonra tekrar eski haline döndü... İNAN ARVAS
HADİS-İ ŞERİF
Üzerinde kul hakkı olan, ölmeden önce ödeyip helâlleşsin! Çünkü âhirette altının, malın değeri olmaz.
|
Cuma günü okunacak dualar
Cumâ namazından sonra şu duâyı okumak müstehabdır: "Allahümme yâ ganiyyü, yâ hamîdü, yâ mübdiü, yâ mu'îdü, yâ rahîmü, yâ vedûd. Eğninî bihalâlike an harâmike ve bifadlike ammen sivâke."
Mânâsı; "Ey Ganî, Hamîd, Mübdi, mu'îd, Rahîm, Vedûd olan Allahım. Beni helâl ettiklerinle iktifâ ettir, haramlara düşürme. Fadlınla, ihsân ederek beni Senden başkasına muhtâc etme!" demektir. Bu duâya devam edenleri Allahü teâlâ başkalarına muhtâc etmez ve ummadığı yerden rızıklandırır."
Abdullah bin Ömer buyurdu ki: Hâceti olan bir kimse çarşamba, Perşembe ve Cum'a günleri oruç tutsun. Cum'a günü temizlenip namaza gitsin, sadaka versin. Namazdan sonra şu duâyı okursa Allahü teâlâ'nın izni ile kabûl olur;
"Allahümme innî es'elüke bismike bismillâhirrahmânirrahîm. Ellezî lâ ilâhe illâ hû. Âlimül ğaybi veşşehâdeti hüverrahmânürrahîm. Ve es'elüke bismike bismillâhirrahmânirrahîm. Ellezî lâ ilâhe illâ hüvel hayyül kayyûm. Lâ te'huzühû sinetün ve lâ nevm. Ellezî meleet azametühüsse-mâvâti vel arde. Ve es'elüke bismike bismillâhirrahmânirrahîm. Ellezî lâ ilâhe illâ hüve ve anet lehül vücûhü ve haşe'at lehül ebsâru ve veciletil kulûbü min haşyetihi en tusalliye alâ Muhammedin ve en tu'tînî hâcetî" okuyup ihtiyacını söylemelidir.
|
MAHALLENİN ÇALAR SAATİ
Mahalle ve çarşı bekçileri eski İstanbul'da şehrin dirlik ve düzeninden sorumlu güvenlik görevlileri arasındaydı. Eskiden onlara "Bekçi Baba" denirdi. Bu, onların aileden sayılmasının da bir tezahürüydü aslında. Sırtlarında uzun aba, başlarına da çuhadan yapılma ucu kıvrık ve uzunca bir külah giyen bekçiler, orta yaşın üstünde ve her bakımdan güvenilir kişiler arasından seçilirdi. Bekçilerin mahallelerde bir başka görevi vardı ki o da sakinlere saati bildirmekti. Ucu demirli sopasını kaldırım taşlarına saat sayısı kadar vurur, böylece evlerde saatlerden haberi olmayanları uyarmış olurlardı. Bekçi babanın yaptığı önemli hizmetlerden biri de ramazanlarda davul çalarak hilâlin göründüğünü haber vermekti, halkı bu gece sahura kalkılacağı hususunda uyarmak, ramazan boyunca da sahura kaldırmaktı. Davulcu ağzı laf yapan, sesi güzel, hatta biraz irticalen şiir söyleme yeteneğine de sahip biri olmalıydı. Bunların çoğu ya İstanbul'un kenar semtlerinden biraz bıçkın, yoksul genç ya da orta yaşlılar arasından çıkardı.
Osmanlı'da 'diğerlerine' müsamaha
"Yirmi küsur ırka mensup halk, Osmanlı'nın hakimiyeti altında sızlanmadan, hiçbir şikayeti olmadan, mesut yaşadı. Müslüman olsun, olmasın herkes arazi sahibi olabilirdi. Birçok Hristiyan, vergileri ağır ve adaleti belirsiz olan Hristiyan ülkelerindeki ana yurtlarını terk ederek Osmanlı'ya yerleşti."
(Fairfax Downey, XX. yüzyıl).
"Osmanlı başşehrinde gayrimüslimlere ait olan ibadethane sayısının nüfuslarına oranı, çok yüksek idi. İstanbul'da üç yüz elli cami, doksan iki Rum ve Ermeni kilisesi, sekiz Katolik kilisesi, otuz dört sinagog vardır."
(F. H. A. Ubicini, XIX. yüzyıl).
Hayal Tiyatrosu: Şefkat 21
Ruhum yıllarca kavrulmuş...
-Kalbime öyle bir lezzet aktı ki, kalkamadım secdeden... Ağlamaya başladım… Sanki o ana kadar kafes içinde olup, kapısı açılıp, uçan, özgürlüğüne kavuşan bir kuş gibi... Sanki denizin karanlık dibinde, nefesi bitmiş, ciğerleri çatlamak üzere olan ama son anda suyun üzerine çıkıp havaya kavuşan biri gibi ferahlık ve lezzet, nur aktı kalbime, ruhuma...
Hayalden gerçeğe geçiş, bunalımlardan huzura erme, hayatın sayısız mengenelerinde sıkılırken; bir anda kurtulup ferahlama... Bu tadanın anlayabileceği ama tarif edemeyeceği bir huzur... O secde ettiğim yer, yıllardır kaybettiğim, hasretini çektiğim, çok ama çok özlediğim bir dostuma kavuşmak, sarılmak gibi geldi bana... Kirli olmak ama kabul edilmek...
O hanım ikinci secdesini bile yapmış ben halen secdedeydim... Zorlukla ikinci secdeyi ve sonrasını kılabildim... Dua ederken çok yalvardım... 'Ya Rabbi korkuyorum... Beni Peygamberimizin yolundan ayırma, korkuyorum' diye içli içli yakardım... Ömrümce yaşamadığım duygulardı... Bu lezzetler yanı başımda dururken ben nerelerdeydim dedim içimden, namaz sonrası... Çölde buz gibi su varken, olmadık seraplara koşup, çanak çanak kum doldurmuşum su diye ağzıma... O yüzden ruhum kavrulmuş böyle...
Namaz bittiğinde o hanım bana dönüp, 'Mevlam bana da böyle namaz kılmayı nasip etsin' demez mi... Başımı önüme eğdim, bir şey diyemedim... Bu hanımın onca ilmi yanında bu kadar da mütevazı olması öyle muhteşem bir tabloydu ki... O görüşmede o hanıma hayranlığım gittikçe arttı, onu hatırlıyorum... Sadece ilim yoktu O'nda... Öğrendiğini yaşamak ve olgunluğuna kavuşmak da vardı... Çok belliydi... (devam edecek)
Ömer Çetin Engin
omer.cetin@tg.com.tr
|
Kapama
Malzemeler: l 1 kilo kemikli kuzu eti
l 3 su bardağı pirinç l 4 çorba kaşığı tereyağı l 1 baş soğan l 3,5 su bardağı et suyu
l Yarım çorba kaşığı salça l Yeteri kadar tuz, karabiber
Hazırlanışı: Önce etleri bir tencerede haşlayın. Etler haşlanıncaya kadar pirinci bir kapta ılık tuzlu suda bekletin, Soğanı bir çorba kaşığı tereyağıyla hafif pembeleşinceye kadar kavurun. Salçayı ilave edip suyunu ekleyin. Kenarlı bir tepsiye yıkanmış ve süzülmüş pirinci yayın. Üzerine salçalı et suyunu dökün. Üzerine haşladığınız etleri yerleştirin. 180 derecedeki fırında pirinçler pişip etler hafif kızarıncaya kadar pişirin. Kapamayı fırından alıp 3 çorba kaşığı tereyağını kızdırıp üzerine gezdirin, Karabiber serpip sıcak olarak servise sunun.
Bizi Takip Edin
YORUMLAR
