Hürmüz düğümünü çözecek proje neden rafa kalktı? Bakan Fidan açıkladı
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Anadolu Ajansı Editör Masası’nda gündemi değerlendiriyor.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Anadolu Ajansı Editör Masası'na konuk oldu. Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü Serdar Karagöz ve editörlerin sorularını cevaplayan Bakan Fidan önemli açıklamalarda bulunuyor.
Bakan Fidan'ın açıklamalarından öne çıkan satırbaşları şöyle:
PAKİSTAN'DA MÜZAKERELER NEDEN TIKANDI?
"Müzakerelerdeki nükleer başlığı ya hep ya hiçe dönerse bir sorunla karşılaşabiliriz. Gördüğüm kadarıyla, her iki taraf da şu anda bir ateşkes için samimi bir ihtiyaç duyuyor.
Elbette, her zaman İsrail faktörü vardır - İsrail'in buradaki yıkıcı rolü her zaman göz önüne alınmalıdır. Şu anda, hem Amerikalılar hem de İranlılar ülkelerine geri döndü.
Bence İranlılar özellikle Amerikalıların yaptığı teklifi değerlendirecek ve bir cevap verecek.
"TARAFLAR BİRBİRİNİ DENGELEME PEŞİNDE"
Tüm dünyanın istediği, Hürmüz Boğazı'nda uluslararası geçişin serbest olması ve engellenmemesi. İran isteklerini dayatıyor, boğazın fiili kontrolünü ele almış gözüküyorlar. ABD de 'Ben de boğazın öteki tarafından geçiyorum, senin isteklerini kabul etmeyeceğim' diyor. Tarafların mevcut hamleleri aslında birbirini dengeleme amacı taşıyor.
Bizim durduğumuz yer barış yoluyla açılması. Uluslararası bir silahlı barış gücüyle buraya müdahil olmanın çok fazla zorlukları var.
HÜRMÜZ İÇİN KRİTİK TAKVİM
Bir iki hafta içerisinde Hürmüz konusunda bir mutabakata varılabilir. Sorun, mutabakatın kendisi değil, mutabakat sonrasında ortaya çıkacak durumdur. Şu anda müzakere edilen ana konulara bakıldığında, bunların 15 gün içinde sonuçlandırılıp kapsamlı bir anlaşma olarak imzalanmasını beklemek teknik olarak gerçekçi olmayabilir.
Taraflar iyi ilerleme kaydederse, müzakerelerin devam etmesi ve sorunların çözülmesi için ek bir ateşkes süresi gündeme gelebilir - belki 45 gün veya hatta 60 gün.
Hürmüz Boğazı'ndaki trafiği engellememeliyiz ve hiçbir ülke bunun için ücret talep etmemelidir. Fransızların, İngilizlerin teklif ettiği modeller var. Yani bazıları uluslararası güç oluşturalım, gelelim burada gemilerin geçişini biz uluslararası güç olarak buradan mümkün kılalım. Taraflar görüşüyor. Yakında böyle bir beklenti var.
BÖLGE ÜLKELERİNİN "YENİ DÜZEN" ENDİŞESİ
Benim konuştuğum bölge ülkeleri tek bir konuda endişeli; savaştan önceki rejim neyse, savaştan sonraki rejimin aynı kalmaması.
"İSRAİL YÜZÜNDEN SURİYE'DE BÜYÜK SORUN VAR"
İsrail saldırıları Suriye’de büyük bir sorun alanı görüyoruz. Bu bizim için büyük risk. İran’da yürüyen savaştan dolayı Suriye’ye karşı bazı şeyleri yapmıyor ama bu, olmayacağı manasına gelmez. Zamanı geldiğinde yapmak isteyecektir. Toprak genişletme çabası her zaman İsrail'in hedeflerinden biri olmuştur. Bunu uygulamak için bir fırsat bekliyordu ve Ekim 2023'ten sonra böyle bir fırsatın ortaya çıktığını gördü.
Esasen İsrail güvenliği değil, daha fazla toprak peşindedir. Bu genişleme güvenlik ihtiyaçları kisvesi altında sunuluyor. Bu daha fazla ortaya çıktıkça, uluslararası farkındalık artıyor ve konuyla ilgili politik retorik değişmeye ve farklı etkiler oluşturmaya başlıyor.
"YA TÜMÜ YA HİÇBİR ŞEY" FORMÜLÜ SORUN ÇIKARIR"
İran-ABD görüşmelerinde nükleer zenginlik konusu 'ya tümü ya hiçbir şey' noktasına getirilirse sorunlarla karşı karşıya kalabiliriz. Başlangıçta ateşkes anlaşmasının Lübnan'ı da kapsadığı anlaşılıyordu ama Netanyahu her zamanki gibi bunu bozdu ve Amerika bunun hakkında hiçbir şey söylemedi.
SURİYE MESAİSİ: "HER YERE BOMBA DÜŞTÜ AMA SURİYE'DE HAREKET YOK"
Özellikle bölge ülkeleri ve İran ile savaşla alakalı, Lübnan’a yönelik İsrail saldırısı konusunda Suriye’de ne görüyorlar, ne yaşıyorlar diye konuştuk. Her yere bomba düşüyor ama Suriye’de bir şey olmadı; sadece Lübnan’dan gelen mülteci akımı oldu. Suriye yönetimi ellerinden geldiğince o insanlara sahip çıkıyor.
Diğer taraftan Zelenski’nin Türkiye ve Suriye ziyareti bizim için son derece önemli. Suriye’de bizi ilgilendiren dosyalar var, bunları tek tek gözden geçirdik. Yaptıkları iş birlikleri daha fazla güven getirmiyor. Daha fazla güvensizlik getiriyor. Daha fazla savaş getiriyor. Bunu onlara söyledik.
Suriye’de ortaya konan yönetim tarzının tüm halk kesimlerini kuşatan bir yapı olması lazım. Güvenlik sorunlarına gelince, SDG ile kat edilen aşamanın devam etmesi önemli. Şu anda belli bir ölçüde rayında gidiyor, ulaşması gereken yerler var.
İsrail’in Dürzilerin bulunduğu bölgedeki faaliyetleri, Suriyeli kardeşlerimizin yönetmesi gereken bir mesele. Ülkede nüfusun geri dönmesi gerekiyor. Bunun da belli bir hızla, yavaş da olsa giderek artarak devam ettiğini görüyoruz.
İsrail’in Suriye’ye yönelik ertelediği planları var. Zamanı gelince Suriye’de yapmak isteyeceği şeyler var. Biz de tedbirlerimizi alıyoruz ve hamlelerimizi yapıyoruz. Her türlü senaryoya hazırlıklı olmalıyız.
HÜRMÜZ DÜĞÜMÜNÜ ÇÖZECEK TARİHİ İTİRAF: "DOĞALGAZ PROJESİ ESAD VE ARAP BAHARI YÜZÜNDEN RAFA KALKTI"
"2008 yılında Cumhurbaşkanımız Erdoğan, Katar ve Suudi Arabistan liderlerinin olduğu toplantıda bir öneri geldi. Katar’ın doğalgazının Türkiye üzerinden dağıtılması planlanmıştı. Hem Katar hem Suudilerle uygulanacak formüller vardı, projenin üzerinde çok duruldu. Biz de baktık ki Hürmüz’e bağlı Körfez ülkeleri için fırsat kapısı açacaktı, proje hayata geçseydi çok iyi bir alternatif formül olacaktı. Ancak Arap Baharı nedeniyle, özellikle Suriye alanındaki istikrarsızlık ve Esad döneminden oradaki sorunların etkisiyle proje rafa kaldırıldı.
IRAK KALKINMA YOLU’NDA "SON DAKİKA" FRENİ
Bu sefer Irak’ta Kalkınma Projesi önerildi. Türkiye'den de geçen demiryolu hattı, petrol, doğalgaz ve fiber hattı. İlk defa Irak bölgede pozitif gündemle geldi, biz de olumlu yaklaştık ve bölge ülkeleriyle çalıştık. Ama bölge ülkeleri son anda frene bastı. Geçen gün hatırlattım onlara, 4 gün kaybettik. Her ülkenin kendi sebebi var, o detaya girmek istemiyorum.
"BAŞKA AKTÖRLER ETKİLİ OLUYOR"
Frene basma sebebi; örneğin Kuveyt ile aramız iyi ama başka ülkeyle sınır problemi var. Başka ülke diyor ki 'Bu projeye gireyim' ama başka aktör etkili oluyor. İran da Hürmüz dolayısıyla tereddütlü yaklaştı. Her ülkenin yaklaşım tarzı var.
"ÜLKELER ARTIK DERS ÇIKARDI"
Önemli olan şu; biz desteklediğimiz projeler hayata geçseydi, Hürmüz ile alakalı sorunların daha az negatif sorun ürettiğini görecektik. Ülkeler artık ders çıkardı. Her ülkenin bir güvenlik paktı çerçevesinde, birbirinin toprak bütünlüğüne, egemenliğine ve güvenliğine taahhütte bulunması gerekiyor.
Sonra geliyorum ülkelerin güvenlikleriyle ilgili duruma. Bu şok iki üç yıldır var. Biliyorsunuz ilk şok Körfez'de, özellikle Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri'nde Husilerin roket atmalarıyla oldu. O zaman İran'ın hani bu türden saldırıları yoktu. Bu üç sene öncesinden başlayan bir sorun. O dönem hani atılan roketlerin hani vurulmaması, buna bir tedbir geliştirilmemesi konusu o zaman bu ülkeleri açıkçası bir arayışa itti. O şok o zaman ilk defa yaşandı ve görüşler oluşturuldu.
Biz korunmayacağız bir saldırı olması durumunda, buna hazırlıklı olmak lazım düşüncesi hakim oldu. Yaptığımız görüşmelerde açıkçası bu çok konuşulmuştu. Türkiye ile de bu alanda da iş birlikleri o dönem çok artmıştı.
Körfez bölgesinde, savunma sanayiinde özellikle vakıf şirketlerimiz ve BAYKAR’ın çok fazla işi mevcut. Türk savunma sanayiinin ne kadar önemli olduğunu şimdi anladılar. Bize söyledikleri bu yeni dönemde, aslında savaş sonrası dönemde Türkiye ile ilişkilerin daha ilerletilmesini arzu ettiklerini ifade ediyorlar.
"YANLIŞ POLİTİKALAR ÇÖZÜM DEĞİL KRİZ GETİRİYOR"
Yunanistan ve Rum kesimi Kıbrıs konusunda riskli politikalar üretiyorlar. Avrupa'da kısmen üretilmeyen politikaları burada üretiyorlar. Güney Kıbrıs Rum Kesimi’nin yanlış politikaları var. Neler yaptıklarını gördük, yaptıkları iş birliği çözüm değil, daha büyük bir kriz getiriyor. Rum kesimine de söyledik. Yani bu politika tarzı size daha fazla güvenlik getirmeyecek. (Çatışmaların içerisine çekecek belki...) Çatışmaların içerisine çekileceksiniz.
Biz bunu görüyoruz ama siz yani bazen şöyle oluyor: Politik obsesyon o kadar fazla oluyor ki adam o obsesyonu devam ettirirken kendisinin ne türden bir zarara girdiğine ilişkin bir tespiti olamayabiliyor. Bu strateji oluşumunda ülkelerde maalesef çok karşılaşılan bir durum olabiliyor. Bu konuda Yunanistan’ı da, Yunanistan üzerinden Rumları da uyardık.
"GÜVENLİK ANLAŞMALARI SİZE HUZUR GETİRMEZ"
'Güvenlik anlaşması size huzur getirmez' dedik. Yani bir hedefe kilitleniyorsunuz ama yan zararlarınızın neler olacağını görmüyorsunuz. Burada da tam olarak bu oldu. Umarım hatalarından vazgeçerler.
"TÜRKİYE'NİN DENGESİ İSRAİL’İN İLLÜZYONUNU BOZUYOR"
Netanyahu, Erdoğan karşısında komplekse sahip bir tip, hazmedemiyor. Türkiye’nin dengeleme çabası bölgeyi öyle bir noktada tutuyor ki, İsrail Türkiye’yi aşağı çekemiyor. Bu durum onları dengesizliğe itiyor. Suriye, Gazze ve Lübnan perspektifinden bakıldığında, İsrail’in yaydığı aşırılıkçı politikalar Türkiye ile taban tabana zıt. Bu yüzden Türkiye’yi hedef alıyorlar. Erdoğan’ın dünya düzenindeki liderliği ve Türkiye’nin etki alanı, İsrail’in oluşturmaya çalıştığı illüzyonu engelliyor. İran'dan sonra İsrail düşmansız yaşayamaz. Netanyahu Türkiye'yi yeni düşman ilan etme arayışında olduğunu görüyoruz.
NATO KRİZİ
İlginç günler yaşıyoruz. NATO ülkeleri arasında, dün Kanada Başbakanı'nın bir konuşması vardı; 'Bizim aslında artık bundan sonra kendi savunma sanayimize çok ciddi yatırım yapmamız lazım. Amerika'ya artık her bir doların 70 centini savunma için göndermeyeceğiz. Bizim zaten düşmanımız da yok, olacaksa tek sınır komşumuz Amerika olur' gibi ifadeler kullandı. Kanada bir NATO ülkesi. Biliyorsunuz bir Grönland olayı yaşadık, her ne kadar diğer gelişmeler nedeniyle şu an kenarda kalmış görünse de her an tekrar gündeme gelebilir. Danimarka toprağı olan Grönland, AB üyesi ülkelerce de desteklenen bir husus.
Şimdi şöyle bir manzarayla karşılaştık: Uzun yıllardır birbirine güvenlik getirmek için beraber olan ortakların, birdenbire birbirleri için güvensizlik kaynağı teşkil edebileceğini gördük. Amerika'nın Trump'tan önceki dönemde de Avrupa'ya yönelik 'kendi güvenliğiniz için yeterince adım atmıyorsunuz' eleştirisini, Trump döneminde daha yüksek sesle ve icbar ederek söylediğini gördük. Savunma harcamalarında yüzde iki, üç buçuk ve nihayet yüzde beş limitlerine gelindi. Trump'tan önceki yönetimler bunu teknik bir tavsiye olarak sunarken, Trump bunun arkasına bir eylem koyuyor: 'Bunu yapmazsanız ben sizin güvenliğinizle uğraşmayacağım, askerlerimi ve yeteneklerimi çekeceğim.'
Bu transatlantik kırılmanın en büyüğünü ise Ukrayna'da, Avrupalı devletlerle Amerika arasındaki büyük güven bunalımıyla yaşadık. Avrupa ülkeleri, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra her zaman ABD'nin şemsiyesi altındaydı. Ancak Trump ile birlikte ABD, 'Ben oyundan çekiliyorum, Ukrayna'da ateşkes görmek istiyorum, artık Ukrayna'yı bedava desteklemeyeceğim, silah vermeyeceğim' dedi.
Trump yeni üs planını Türkiye'de açıklayacak! İngiliz basını 'Ankara Zirvesi tarihe geçecek' dedi
AVRUPA'NIN KARARI: TÜRKİYE DAHİL EDİLECEK Mİ?
Strateji konusunda AB ülkeleriyle konuştuk, bunu dikkatle ilerletmek istiyoruz. Avrupa'da bu konu çok tartışılamıyor. Avrupa bu yeni savunma stratejisini tek başına mı yapacak, yoksa Türkiye ve İngiltere'yi dahil ederek mi oluşturacak? Kamuoyunda bunu henüz tartışamıyorlar. Bizim mütevazı olmayacağımız ama ön açıcı AB'ye tekliflerimiz var. Amerika'nın NATO ile olan ilişkisinde mesafe açmasının da çok önemli kademesi var. Avrupa'dan yeteneklerini çekmesi ayrı konu, NATO'da taahhütlerini devam ettirmesi ayrı konu. Avrupa güvenliği konusunda da Türkiye burada ana aktör olarak hem görüş oluşturmada hem sistem kurmada hem de pratikte çok ciddi rol almak durumunda.
ANKARA ZİRVESİ VE TRUMP'IN ZİYARETİ
Temmuz'daki Ankara zirvesine Trump Türkiye'ye gelebilir; Erdoğan'a saygısı var, bunu buradan anlıyoruz. NATO ülkelerinin bu zirveyi bir fırsata çevirmesi ve süreci bir sistematiğe bağlaması lazım. (ürkiye’de yapılacak NATO zirves nelki NATO tarihinin en önemli ama en önemli zirvesi olacak."
SICAK ÇATIŞMAYA TÜRKİYE FRENİ
Türkiye bu gelişmelere nasıl bakıyor? Biz coğrafi olarak kilit bir bölgedeyiz. Güney sınırlarımız Ortadoğu'ya açılan bir kapı ve oradaki her türlü istikrarsızlık doğrudan bizi etkiliyor; bu yüzden Ortadoğu’da kalıcı bir düzen arayışının merkezindeyiz. Kafkaslar'daki savaşlar ve düzensizlik de gelip bizi buluyor. Dolayısıyla oradaki güvenlik sistemiyle alakalı, Azerbaycan-Ermenistan barışının sağlanmasından küresel güçleri denklemde tutmaya kadar, ölçülü güç kullanımı ve nitelikli diplomasiyi birleştiren muazzam bir çaba sarf ediyoruz. Amacımız, oradaki sıcak çatışmaların Türkiye'yi etkilemesini engellemek.
Aynı şekilde Balkanlar için Barış Platformu'nu kurduk. Ticaretimizin ve teknolojik iş birliğimizin büyük kısmını yürüttüğümüz geniş Avrupa coğrafyası, uzun yıllar bir istikrar alanı olduğu için orada şimdiye dek büyük bir güvenlik sorunu görmüyorduk. Ancak tıpkı Ortadoğu, Kafkaslar, Karadeniz ve Akdeniz güvenliğinde olduğu gibi, Avrupa güvenliğinde de bizim dahil olduğumuz çok büyük bir stratejik havzamız var. Avrupa güvenliğinin geleceği bizim için hayati önemde. Bugüne kadar NATO şemsiyesi altında formüle edilen bu yapıda Türkiye ana rolü oynamıştır.
Bundan sonra eğer Avrupa Birliği ile beraber artan oranda bir rol alınacaksa ya da Amerika'nın daha az, Avrupa ülkelerinin daha fazla etkin olduğu yeni bir yapı kurulacaksa; Türkiye burada hem sistem kurmada hem de pratikte ana aktör olarak yer almak durumundadır. Çünkü bizim stratejik havzamız, diğer tüm havzalar gibi hayati bir öneme sahiptir."
Ayrıntılar geliyor...
