Maarif modelinde bir ilk! Eğitimciler yeni sistemi "Kuantum bakışı"yla ele aldı
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli kapsamında dikkat çeken bir program düzenlendi. Maarif modeli Kuantum bakışıyla ele alındı. İstanbul Bahçelievler'de düzenlenen programda eğitimde Newtoncu bakıştan nasıl ve neden kurtulmak gerektiği açıklandı.
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli çeşitli yönleriyle eğitim dünyasında geliştirilmeye devam ediyor.
İstanbul Bahçelievler İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından öğretmenlere yönelik düzenlenen "Maarif Modeli'nde Kuantum Bakışı: Dersler Değerler ve Bilginin Boyutları" başlıklı atölye programında modele dair yeni katkılar sunuldu.
"Öğretmen Akademileri"nin yeni modelde bir zihniyet dönüşümü için kilit rol oynayacağını belirten Bahçelievler İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü yetkilileri, öğretmenlere yönelik pratik beceri atölyelerinin artarak devam edeceğini duyurdu.
İstanbul Rumeli Üniversitesi'nden Maarif Platformu Başkanı Prof. Dr. Osman Çakmak tarafından düzenlenen atölye çalışmasında, eğitim dünyasındaki mekanik bilgi hamallığı ve zihin şartlanmaları eleştirildi.
Çakmak, Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’nin Kuantum Fiziği ve Nöro-psikoloji ile tam uyumlu "muazzam bir tasarım" olduğunu ifade etti.
"ESKİ SİSTEMDE BİLGİ HAZMEDİLEMEMİŞ SERT BİR YEMEĞE BENZERDİ"
Prof. Dr. Çakmak analizinde, Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ni sadece bir müfredat değişikliği olarak değil; kuantum fiziği, nöro-psikoloji ve varlık felsefesinin kesişim noktasında bir "zihniyet dönüşümü " olarak tarif etti.
Eski sistemin öğrenciyi fabrikaya giren bir hammadde, öğretmeni ise bir makine operatörü olarak gördüğü ifade edildi. Buna göre eski sistem Newtoncu mekanik bir anlayışa sahipti ve bu bakışta öğrenci, içine bilgi boşaltılacak boş bir "kova" (nesne) olarak görülüyordu.
Bilim felsefesi açısından eski sistem, bilgiyi sadece test kağıtlarına aktarılan "soğuk veriler" yığını olarak görüyordu.
Yeni "Maarif Modeli" ise varlığı ve eğitimi süreçlerini statik bir madde değil, dinamik bir yapıda olarak gören Kuantum bakışını esas alıyor. Öğrenci artık bilginin pasif bir alıcısı değil; gözlemci etkisiyle kendi öğrenme evrenini inşa eden, potansiyellerini ortaya çıkaran olgunlaşma yolunda bir adaydır. Yani öğrenci, denklemin içindeki "etkisiz eleman" değil, sonucun bizzat mimarıdır.
Çakmak, "Beynimiz bir hard disk değildir; bilgiyi sadece depolamaz, onu duygularla yoğurarak işler. Eski sistemde bilgi, mideye oturmuş ve hazmedilememiş sert bir yemeğe benzerdi; sadece sınav günü "istifra" edilir ve unutulurdu." dedi.
Atölye çalışmasında işlenen sunum öğretmenlerle paylaşıldı.
Maarif Modeli'nin Kuantum üzerinden açıklandığı detaylı sunumda konular ise şöyle:
EĞİTİM FELSEFESİ VE NÖRO-PSİKOLOJİ
Maarif Modeli bilgiyi beceri ve erdeme dönüştürür. Kuantum düşünce biçimiyle, tek tip doğruya saplanmak yerine ihtimalleri sentezleyen, analitik ve bütüncül bir akıl yürütmeyi teşvik eder. Bilgi artık bir yük değil, hayatı anlamlandıran bir pusuladır.
Nöro-psikolojik veriler, mevcut teste dayalı sistemin beynimize "ihanet" ettiğini kanıtlıyor.
Yoğun sınav baskısı ve kuru bilgi yüklemesi, beyindeki Amigdala (korku merkezi) bölgesini alarm durumuna geçirir. Amigdala bağırınca, mantıklı düşünme ve üretkenlikten sorumlu olan Prefrontal Korteks kapıları kapatır ve greve gider.
Sinaptik devrim; mevcut sistem beynin sadece sol lobuna hitap ederek sinaptik bağları zayıflatırken; Maarif Modeli "Nöroplastisite" gerçeğine dayanır.
Nasıl Çalışır? Merak ve heyecan tetiklendiğinde beyin, nöronlar arasında muazzam bir köprü kurma (sinaps) işlemine başlar. Öğrenme, bir "yükleme" değil, beyindeki nöral ağların bir bayram havasında birbirine kenetlenmesidir.
BECERİDEN ERDEME: BÜTÜNCÜL BİR İNSAN PORTRESİ
İnsan sadece bir "zihin makinesi" değildir. Modelin çağdaş verilerle uyumunu şu üçlü dengeyle açıklanıyor:
- Ruh: Anlam arayışı ve değerler.
- Beden: Yaparak, yaşayarak, hareket ederek öğrenme.
- Zihin: Analitik ve kuantum temelli sentez yapabilme yetisi.
MAARİF MODELİ BİR "TERCİH" DEĞİL, BİLİMSEL BİR "ZORUNLULUK"
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’nin bir "tercih" değil, bilimsel bir "zorunluluk" olduğu kanıtlanıyor. Eski sistem insanı makineleştirerek çürütürken; yeni model insan fıtratına, beynin çalışma ilkelerine ve evrenin kuantum dokusuna sadık kalıyor.
Eğitim artık bir "bilgi istifleme yarışı" değil; beyni keşfetmeye, üretmeye ve kendini tanımaya programlama sanatıdır.
MAARİF MODELİ VE KUANTUM YASALARI: "BAKAN GÖZ, POTANSİYELİ DEĞİŞTİRİR"
Çözüm, insanı ve kâinatı bir bütün olarak gören Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli'ndedir. Kuantum gerçekleri ile eğitim arasındaki bağ şu bilimsel kanıtlarla açıklanabilir:
- Gözlemci Etkisi ve Pygmalion: Kuantum fiziğinde bir elektron, gözlendiğinde davranışını değiştirir. Bu eğitime şöyle uyarlanabilir: Eğer öğretmen öğrenciye sadece 'not' ve 'eksik' odaklı bakarsa, beyin savunma moduna geçer. Ancak öğretmen öğrenciye 'açığa çıkmamış muazzam bir potansiyel' olarak bakarsa (Nöro-psikolojideki Pygmalion Etkisi), öğrencinin dopamin seviyesi yükselir ve nöral ağlar hızla gelişir. Eğitim, çocuğu olduğu haliyle değil, olabileceği haliyle görme sanatıdır.
- Pygmalion Etkisi (veya yaygın adıyla Kendini Gerçekleştiren Kehanet), bir kişinin bir başkası hakkındaki beklentilerinin, o kişinin performansını doğrudan etkilemesi fenomenidir. Nöro-psikolojik ve eğitimsel açıdan bu durum, "Düşünceler gerçeği üretir" sözünün bilimsel karşılığıdır.
- Kuantum Dolanıklık ve Sınıf İklimi: Evrende her şeyin birbiriyle etkileşim halinde olduğu (Dolanıklık) gerçeği, sınıf içindeki "Sosyal Rezonans"ı açıklar. Öğretmenin düşüncesi öğrencinin duygusunu, öğrencinin duygusu ise tüm sınıfın öğrenme kapasitesini (Ayna Nöronlar aracılığıyla) doğrudan etkiler.
- Kuantum dolanıklık prensibi, sınıfın sadece dört duvardan ibaret değil, her zihnin birbirine görünmez bağlarla bağlı olduğu tek bir organizma olduğunu kanıtlar. Bu evrensel gerçekliğe göre öğretmenin sınıfa girerken taşıdığı niyet ve zihinsel frekans, "sosyal rezonans" aracılığıyla tüm öğrencilere anında sirayet eder.
Biyolojik düzeyde bu durum, beynimizdeki ayna nöronlar vasıtasıyla gerçekleşir; öğretmenin heyecanı, inancı veya bıkkınlığı, öğrencilerin nöral ağlarında adeta kopyalanarak kolektif bir öğrenme iklimi oluşturur. Eğer öğretmen bir öğrenciye yüksek bir potansiyel ve "olgun insan" nazarıyla bakarsa, aralarındaki bu dolanıklık bağı öğrencinin beynindeki öğrenme kapasitesini aktive eder.
Kısacası eğitim, sadece bilgi nakli değil, öğretmenin zihninden öğrencinin kalbine kurulan bir köprüdür; bu köprü ne kadar güçlü ve pozitifse, öğrencinin beyni de o kadar yüksek bir performansla rezone olur.
SİBER SALDIRIYA KARŞI "KİMLİK YELEĞİ"
İnternet ve sosyal medyanın oluşturduğu bilgi kirliliğine karşı en güçlü savunma "yasaklamak" değil, "şahsiyet inşa etmek"tir.
Varlık Bilinci ve İrade: Kuantumda gözlemci neye odaklanırsa gerçeklik o olur. Eğer çocuğa "Ben kimim?" ve "Neyi temsil ediyorum?" şuurunu verirseniz, beynindeki seçici dikkat mekanizması internetteki "çöpü" değil, "inciyi" arar. Kendi varlığının farkında olmayan çocuk algoritmanın kölesi olur; iradesi parlatılan çocuk ise teknolojinin efendisi olur. Maarif Modeli, çocuğun dijital dünyada boğulmaması için ona bir "Kimlik Yeleği" giydirme davasıdır.
"YAZILIM SÜPER AMA DONANIM KASIYOR"
Model bir "lig atlama"dır ancak uygulamadaki mekanik engellerin (eski donanım) bu süreci yavaşlattığı şu maddelerle ifade edilebilir:
- Sınav Cenderesi: "Felsefemiz süreç diyor ama sistemimiz hala test (sonuç) diyor. Bu, elektrikli arabaya tüp taktırmaya benzer. Sınav baskısı kalkmadan nöro-plastisite (beyin esnekliği) gelişemez."
- Tekel ve Esneklik: "Her bölgeye aynı müfredat gömleği uymaz. Kuantumdaki yerellik ilkesi gereği; valiye, müdüre ve öğretmene yetki devredilmeli. 'Tek tuşla yönetim' mekanik bir sapmadır."
- Öğretmen: "Eti senin kemiği benim" anlayışı değil, öğretmene güvenen ve onu özgürleştiren bir yapı kurulmalı. En iyi enstrüman (müfredat), ancak usta bir müzisyenin (öğretmen) elinde ruh bulur.
MAARİF MODELİ’NİN 6 KUANTUM VE NÖRO-BİLİM İLKESİ
- Yama Değil, Maya (Ground State): Eğitim ithal kavramların yamasıyla değil, kendi medeniyetimizin "mayasıyla" nöro-kültürel olarak kodlanmalıdır.
- Mevlana’nın Pergeli (Dolanıklık): Bir ayağımız değerlerimizde sabit (Anadolu), diğeriyle tüm dünya ile etkileşimde (Kuantum dolanıklık).
- Depo Değil, İşlemci (İhtimal Dalgası): Pasif bilgi hamallığından (Hard Disk), veriyi hikmete dönüştüren aktif bir zihne (Kuantum İşlemci) geçiş.
- Her Çocuk Bir Âlemdir (Süperpozisyon): Fabrikasyon üretim bitmeli; her çocuğun içindeki biricik potansiyel (Süperpozisyon hali) el emeğiyle işlenmelidir.
- Tek Kanatla Uçulmaz (Birleşik Alan): Akıl (IQ) ve Kalp (EQ/SQ) "Birleşik Alan"da buluşmalı. Değerden yoksun bilgi, beyinde kaosa yol açar.
- Tarlanın Islahı: Milli Eğitim Bakanlığı mükemmel bir "tohum" (model) vermiştir. Ancak sınav odaklı sistem ve tekelci yapı gibi "tarladaki taşlar" ayıklanmazsa tohum filizlenemez.
SONUÇ: MODELDEN MODAYA DEĞİL, DEVRİME
Sonuç olarak Maarif Modeli’nin ders kitaplarını aşan, bir "varlık ve bilgi anlayışı (Ontolojik ve Epistemolojik) değişimi" söz konusudur.
Mesele sadece müfredat değil, bir neslin yeniden "insan fıtratına" uygun şekilde ihyasıdır.
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli, felsefi ve bilimsel olarak çağın ötesindedir. Ancak bu modelin "tekelci bürokrasi" ve "test merkezli başarı" algısına kurban edilmemesi gerekir.
Mahalli yetkililere güvenilmeyen ve öğretmenin elinin kolunun bağlandığı bir sistemde, en gelişmiş kuantum modeli bile mekanik bir çarkın içinde kaybolmaya mahkûmdur.
Acil tedbirler alınmazsa, bu devrimsel vizyon sadece kitap kapaklarında kalacaktır.
Modelin teorik gücünü saha gerçekleriyle birleştirmek hedeflenmelidir.
