Bakan Fidan'dan İsrail'e 'Sumud' tepkisi: Korsanlığı kınıyoruz
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Berlin'de Almanya Dışişleri Bakanı Johann David Wadephul ile ortak basın toplantısı düzenledi. Almanya'nın, Türkiye'nin Avrupa'daki en büyük ticaret ortağı olduğunu ifade eden Fidan, Avrupa Birliği üyelik sürecine de değindi. İsrail'in Sumud filosuna saldırına da tepki gösteren Fidan, durumu 'korsanlık eylemi' olarak nitelendirdi.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Berlin'de Almanya Dışişleri Bakanı Johann David Wadephul ile ortak basın toplantısı düzenledi.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, "12 yıl sonra aradan sonra ilk defa topladığımız stratejik diyalog mekanizması tekrar hayata geçti Bu konuda emeği geçen bütün arkadaşlara çok teşekkür ediyorum. Stratejik diyalog mekanizması kapsamında çalışma gruplarımız bir araya geldiler. İkili ilişkilerimiz, Türkiye-AB ilişkileri, güvenlik ve savunma konuları, bölgesel gelişmeler etrafında görüştüler. Gerek ikili, gerek bölgesel konularda önümüzdeki dönemin yol haritasını çıkardık" dedi.
Fidan ve Erakçi arasında kritik temas! Gündem müzakere süreci
"ALMANYA, AVRUPA'DAKİ EN BÜYÜK TİCARET ORTAĞIMIZ"
"Almanya, Avrupa'daki en büyük dünyadaki ikinci büyük ticaret ortağımızdır" diyen Fidan, "52 milyar dolar seviyesindeki ikili ticaret hacmimizi yakın vadede 60 milyar dolara çıkartabileceğimize inanıyoruz. Enerji ve bağlantısallık alanlarında diyalog ve işbirliğimizin gelişmesinden memnuniyet duyuyoruz. Bilhassa yenilenebilir enerji alanında somut projeleri beraber hayata geçirmek istiyoruz" ifadelerini kullandı.
Bakan Fidan, açıklamasının devamında şu ifadeleri kullandı:
"Diğer yandan savunma sanayi alanındaki işbirliğimizin çeşitlenmesi ve gelişmesine de ayrı bir önem veriyoruz. Özellikle günümüz şartlarını dikkate aldığınızda bu alandaki işbirliğimizin artması, ilişkilerimizin stratejik niteliğini daha da pekiştirecektir. Güvenlik alanındaki çabalarımızın bir diğer önemli boyutu da terörle mücadeledir. Terörle mücadele işbirliğimizin müttefiklik ruhuna uygun, net ve sonuç odaklı bir zeminde gelişilmesinin her zamankinden daha önemli olduğuna inanıyoruz.
AVRUPA BİRLİĞİ ÜYELİK SÜRECİ
Türk toplumunun Almanya'ya katkıları, ülkelerimiz arasındaki ilişkileri daha da zenginleştirmektedir. Türk toplumunun Batı Avrupa'daki güçlü varlığı, ortaklığımızın yalnızca devletler düzeyinde değil, toplumlar nezdinde de kökleşliğini göstermektedir. göstermektedir. Bugün değerli dostumla ülkemizin stratejik hedefi olan Avrupa Birliği üyeliği sürecini de ele alma imkanımız oldu. Bizim Avrupa Birliği'nden temel beklentimiz Türkiye ile ilişkilerin ve AB'ye adaylık sürecimizin bağımsız şekilde yürütülmesidir. Kabul edilmesi lazım ki zamanın ruhu Türkiye-AB ilişkilerinin daha gerçekçi, stratejik ve sonuç odaklı bir zeminde ele alınmasını gerekli kılmaktadır. Düzensiz göçle mücadele eden, bölgesel güvenliğe, enerji koridorlarından terörle mücadeleye kadar pek çok başlıkta güçlü işbirliği yürütmemiz gerekmekte. Cumhurbaşkanımızın ifade ettiği üzere Türkiye'nin hak ettiği yeri almadığı bir Avrupa mimarisinin eksik kalacağı ve krizlerle başa çıkma kapasitesinin zayıflayacağı da açık. Örneğin Avrupa Birliği'nin ekonomik geleceği, rekabetçi kapasitesini güçlendirmesine, şoklara karşı dayanıklılığını artırmasına ve tedarik zincirlerini yakın bölgelerde yeniden yapılandırabilmesine bağlıdır. Bu bakımdan Türkiye ile derinleştirilmiş bir ekonomik entegrasyon Avrupa Birliği için bir stratejik gereklilik haline gelmiştir. Bu Türkiye için de geçerlidir. Bu entegrasyonu hayata geçirmenin ilk ve en büyük somut adımı ise Gümrük Birliği'nin yeniden güncellenmesi olacak.
Keza vize serbestisiyle diyaloğunun bir an evvel somut bir neticeye ulaşması, ortaklığımızın doğal akışını ve ruhunu zedeleyen bir meselenin ortadan kalkmasını sağlayacaktır. Türkiye'nin AB'nin savunma ve güvenlik girişimlerinden dışlanması da Avrupa'nın ortaya koyduğu güvenlik hedefleriyle de çelişmektedir. Türkiye'nin savunma sanayi alanında kat ettiği mesafe, AB'nin kendi stratejik duruşunu hayata geçirebilmesi bakımından Avrupa'nın elindeki en değerli imkanlardan biridir. Bu imkanın görmezden gelinmesi Avrupa'nın çıkarlarına da zarar vermektedir."
BÖLGESEL KONULAR DA MASADA
Görüşmede iki ülkeyi yakından ilgilendiren bölgesel konuları da etraflıca el alma imkanı bulduklarını belirten Fidan, "Bu bağlamda Rusya ve Ukrayna arasındaki savaş Avrupa'ya ağır bedeller ödetmeye devam etmekte. Avrupa'nın kalbinde beşinci yılına giren bir savaşın varlığı artık kabul edilebilir bir durumda değildir. Değerli meslektaşımla bu savaşın gidişatı Ukrayna'daki son durum ve savaşın nasıl durdurulabileceğine yürüyen müzakerelere ilişkin görüş alışverişinde bulunduk. Son dönemde ilan edilen kısa süreli ateşkesler önümüzdeki dönemde kalıcı bir çözüm için diplomatik zeminin halen mevcut olabileceğini göstermiştir. Zeminin büyümesi hepimizin ortak çabasına bağlıdır. Söylemeye gerek yok. Türkiye başından olduğu gibi bundan sonra da bu savaşın durması için elinden gelen çabayı her türlü platformda göstermeye devam edecektir" dedi.
"Diğer bir önemli konu olan İran ile ABD ve İsrail arasındaki savaşı da ele alma imkanımız oldu" diyen Fidan, "Yaşanan büyük krizin diplomatik yollarla bir an önce çözülmesi tüm dünyanın yararınadır. Pakistan'ın ara buluculuk faaliyetlerine Türkiye olarak katkı sağlamaya devam ediyoruz. Şu anda önceliğimiz ateşkesin muhafaza edilmesidir. Savaşın yeniden başlamasının küresel düzeyde çok ciddi ekonomik ve siyasi sonuçları olacaktır. İran'ın da ABD'nin de bu riskin farkında olduklarına ve kalıcı bir anlaşmaya varılması yönünde gerekli iradeye sahip olduklarına inanmak istiyoruz. Krizlerin aşılması ancak bölgesel sahiplenmeyi merkeze alan kapsamlı bir güvenlik ve refah vizyonuyla mümkündür. Bölgesel sahiplenme ve ortak akılla barışın nasıl inşa edilebileceğini Suriye'de bugün gelişen istikrar tablosu en güncel ve somut örnek olarak ortaya koymaktadır. Bu barış ve refah vizyonun tam anlamıyla hayata geçmesi ise bölgedeki neredeyse tüm kronik krizlerin ana kaynağı olan Filistin meselesinin iki devletli zemin temelinde çözüme kavuşturmasına bağlıdır. Ne var ki bu barış vizyonunun karşısında en büyük engel maalesef yine İsrail'in aşırılıkçı ve yayılmacı politikalarıdır. Gazze'de masumları hedef alan, Lübnan ve Suriye'ye kadar uzanan bu saldırganlık maalesef artık küresel bir tehdide dönüşmüştür. Bu tehdidin yansımaları göç hareketlerinden enerji güvenliğine kadar Avrupa'yı da doğrudan etkilemektedir. İsrail saldırgan politikalarının son örneği olarak Gazze'ye insani yardım ulaştırmak amacıyla uluslararası sularda seyreden Küresel Sumud Filosu'na müdahalede bulundu. Uluslararası hukuku açıkça ihlal eden bu korsanlığı en güçlü şekilde kınıyoruz. Gemilerde yaklaşık kırk ülkeden katılımcılar bulunmaktaydı. Bu ülkelerle temas halindeyiz. Vatandaşlarımızın en kısa sürede serbest bırakılması için gerekli girişimleri de kararlılıkla sürdürmekteyiz" ifadelerini kullandı.
"MÜZAKEREYE VARMALARI GEREKİYOR"
ABD-İran arasındaki müzakerelere ilişkin konuşan Fidan, "Şu anda pratikte tehdit oluşturan bir durum yok ama bunun ileride devam ettirilebilmesi için tarafların kendi aralarında bir nükleer müzakereye varmaları gerekiyor. İran tarafının nükleer müzakerelerde gereken şartlara uyum sağlamayı kabul etmekte prensipte bir sorun yaşadığını düşünmüyorum. Yürürlükteki müzakereleri desteklemeye devam edeceğiz" dedi.
Fidan, "Gazze’de 2 milyondan fazla insanın şartlarının iyileştirilmesi bizim bir numaralı önceliğimiz. Küresel Sumud Filosu'na yönelik müdahale uluslararası hukuka, deniz güvenliğine açıkça aykırıdır" ifadelerini kullandı.
Almanya Dışişleri Bakanı Wadephul, "Türkiye bu gergin ortamlarda sorumluluk üstlendiğini etkileyici bir şekilde ortaya koymakta. Bu yıl Ankara'da Temmuz ayında gerçekleşecek olan NATO toplantısı, ittifakımızın pekişmesi açısından Türkiye'yi kilit bir noktaya getirmekte" dedi.
Wadephul, "Ortak hedeflerimizin ve çıkarlarımız olduğu konularda Türkiye, NATO'nun ve Avrupa Birliği'nin de önemli bir ticari ortağı olarak daima tüm sanayi ve savunma politikaları geliştirirken birlikte düşünülmeli ve dahil edilmelidir" ifadelerini kullandı.
Detaylar birazdan...
