Habeşistanlı yetimlerden hayat dersleri
Gazetemizin 'Otomobil yarışçısı olan yeni ve genç yazarı Burcu Çetinkaya, Etiyopya'ya yaptığı unutulmaz seyahati sizler için yazdı...
gezi yazısıHazırlayan: Burcu Çetinkaya
Etiyopya'lı o yetim kız çocuğunu asla unutmayacağım. İsmini bile bilmediğim o kızın yanıma yaklaşıp söylediği kalbime dokunan o sözleri hala kulaklarımda: Dünyada olan herşey dünyada kalacak, aç olan tok olanla sonra hesaplaşacak, biz çocuğuz diye anlamıyoruz zannetmeyin, herşeyi anlıyor ve hatırlıyoruz. Ben de artık babası olan bir kız gibi okuyabileceğim.'
Ralli mekanik, duygusuz otomobillerle; duygunun, insanın, yolların birlikteliğidir. Otomobille insanın aşkıdır. 8 yıllık kariyerimde Pakistan'ın Belucistan eyaletindeki çöllerinden, Portekiz'in Atlas okyanusunun ortasındaki Azur adalarına, İtalya'nın sahil kasabalarından, Ürdün'ün Batı Şeria sınırındaki dağ yollarına kadar dünyanın farklı bir çok yerine düştü yollarım ve çok şey gördüm, öğrendim. Artık yeni Türkiye'de otomobilerle olan aşkımı sizlerle paylaşırken, dünyanın dört bir yanındaki yol maceralarını da anlatacağım.
Etiyopya'ya yolumuz IHH'nın yetim günleri davetiyle başladı. Yola çıkarken Gülden Abla eşi Ümit Ağabey, IHH'dan sevgili Emine ve kopilotum Özlem toplamda beş kişiydik. Etiyopya'da bizi oradaki yerel sivil yardım kuruluşu CDA karşıladı. Bir çok iç mücadelenin yaşandığı Etiyopya'daki sorunlardan biri de müslüman yardım kuruluşlarının hareket kabiliyetlerinin kontrollü ve kısıtlı olması. Çoğunluğu Ortodoks bir nüfusa sahip olan Etiyopya'da müslüman nüfus da oldukça fazla. Fakat politik huzursuzluklar var ve insanlar çok rahat değiller. Açlık, susuzluk ve yetim nüfusun fazlalığı ilk başta dikkat çekiyor. Yetim günleri ise bu günahsız çocukların, bir araya gelip kendine güvenlerinin yenilenmesi, sosyalleşmeleri, farklı insanlar tanıyıp kendilerini geliştirmeleri için düzenlenmiş. Seyahatimiz Awash Doğal Parkı'nı gezerek başladı. Burada babunlarla içiçe meşhur Etiyopya kahvesini yudumlarken, (yanlış duymadınız vahşi babunları görünce kendimi tutamadım ve bütün uyarılara rağmen bir tanesiyle arkadaş olmayı başardım) 3 otobüs dolusu yetim dostumuz geldi. Otobüsten inip boynumuza sarıldıklarındaki samimiyeti bir ömür unutmayacağım. Yabancılığı atıp, onlarla sohbete başladık. Özellikle iyi ingilizce konuşabilenleri biraz daha girişken ve kendine güvenliydi. Esas heyecan Abomsa'daki yetim günleri ve olimpiyatlarını merak ettiğim için, iple bir sonraki günü çekiyordum. Ve sonunda o gün geldi.
Henüz şehirden uykunun perdesi kalkmadan çıkmıştık yola. Acaba yanından geçtiğimiz kulübelerde yaşayan henüz uyanmamış çikolata renkli insanlar ne görüyordu şu an rüyalarında? O sırada solumda henüz sabah saat 5:30 da çift şeritli kamyonların geçtiği yolun kenarında omuzlarından terler akarak koşu antremanı yapan adam farkını belli ediyordu bu zorlu topraklarda. Sanki koşmak istediği hedefe doğru; hiç bir zorluğu umursamadan hızla gidiyordu. Bizse bizi bekleyen azıcık bir sevgi kırıntısı için kalbini bizlere açan yüzlerce yetimi kucaklamak için sabırsızlanıyorduk.
Peki ya yolun ortasından geçen yıllar önce yapıldığı belli olan demiryolları. Çiçekler bitmişti rayların üzerinde, hatta ağaçlar. Demiryolu medeniyet demek değil midir? Günümüzde bir şehrin medeniyet seviyesi metrolarından anlaşılabiliyor, eskiden de demiryollarından öyle değil mi? Peki medeniyetin çok önceden dokunduğu buralarda, kimler ne zaman ve neden durdurmuş zamanı? Gördüğümüz demiryolu Etiyopya – Cibuti arasında tam yüz yıl önce yapılmış ve 20 yıl öncesine kadar kullanılmış . 6 saatten fazla süren yolda aklımdan geçen sorular bitmiyordu. CDA'dan bizi gezdiren Muhammed Ali Nadiso bütün yetimlerin babası gibiydi. Bazı çocukların okula gidebilmek için her gün 5-6 km yürüdüklerini anlattı bize. Vakit gelmişti….
Yetim gününe ulaştık. Kimi çekingen, kimi sevimliliğinin farkında ve kendine güvenli, kimi acılarında boğulmuş, kimi mücadeleci bir çok farklı ruh hali okunuyordu bu ufak yüreklerin gözlerinde. Develerin geçidi, çocukların şiir okumaları, teknolojik icadlar üzerinden yarışmalar, resim yarışmaları derken, günün nasıl geçtiğini anlamadım. Aslında anlatacak çok sey var ama yer kısıtlı, o yüzden o gün beni derinden yaralayan yetim kız çocuğun konuşmasıyla bitireceğim yazımı. Kmlerce yol gittik ve Etiyopya'daki 5 günde hiç aklımdan gitmedi bu sözler. 'Dünyada olan herşey dünyada kalacak, aç olan tok olanla sonra hesaplaşacak, biz çocuğuz diye anlamıyoruz zannetmeyin, herşeyi anlıyor ve hatırlıyoruz. Ben de artık babası olan bir kız gibi okuyabileceğim.'
'Eğer kalbinin yumuşamasını istiyorsan fakiri doyur, yetimin başını okşa!'Hadis-i şerif (ibn-i Hanbel)
|
Etiyopya seyahatimizde medresede eğitim gören minik yetimlere de uğradık.
Etiyopya hatırası
Etiyopya'da yetimleri kucaklamaya gittik ama yanlış anlaşımasın biz onlara değil onlar bize yardım etti. Dünyevi hırslar, dertler arasında İstanbul'un karmaşasındaki ruhumu şöyle bir salladı onların azmi, yürekleri, hikayeleri. Şimdi Etiyopya'dan bana kalan hatıra yolda yazdığım bu satırlar ve yetimlerin gözlerindeki o karşılıksız kocaman sevgi: 'Bembeyaz insanlar gördüm ilk çamurda siyaha boyanan,simsiyah insanlar gördüm çamurun içinde kalplerindeki beyazlığı hiç kaybetmeyen...'
|
MAYMUN ZANNETMEYİN, KENDİSİ BABUN
Afrika'da çokça bulunan babunlara, habeş maymunu da deniyor. Sevimli göründüğüne bakmayın oldukça vahşi bir hayvan kendisi. Awash parkında kucağında yavrusuyla gezen bu babunla arkadaş oldum.
Bizi Takip Edin
YORUMLAR
