Aristo’nun yazdıklarını teyit eden keşif! Apollon’un bakırı Heybeliada’dan mı?
İstanbul’daki Heybeliada kıyılarında tespit edilen su altı bakır madeni, Aristoteles’in yazılarında bahsedilen ve antik dönemde “dalgıç bakırı” olarak bilinen özel bir madenin gerçek olabileceğini ortaya koydu. Düzce Üniversitesi’nden Doç. Dr. Ahmet Bilir, Türkiye Gazetesi’ne bu nadide bakırın keşfini ve antik dünyada kullanımını anlattı.
KORAY ERDOĞAN - 2018 yılında gerçekleştirilen Kuzeydoğu Marmara Sualtı Araştırmaları kapsamında, Heybeliada’nın Çamlimanı Koyu’nda 15 günlük dalış ve inceleme çalışması yapıldı. İlk etapta serbest dalış tekniği kullanıldı, daha derin bölümlerde ise ekipman destekli dalışlarla araştırmalar sürdürüldü. Bu çalışmalar sonucunda, antik Yunan dünyasının Geç Klasik Dönemi’ne tarihlenen bir bakır madeni tespit edildi. Bilir’e göre bu keşif, Aristoteles’in metniyle birebir uyum gösterdi.
ARİSTOTELES'İN KISA AMA ÇARPICI ANLATIMIYLA BAŞLAYAN HİKAYE
Doç. Dr. Bilir’e göre bu keşfin başlangıç noktası, Aristoteles'in De Mirabilibus Auscultationibus (Duyulan Harika Şeyler Üzerine) adlı eserindeki bir paragrafta geçen ifadeydi. Aristoteles, Heybeliada civarında, suyun yaklaşık iki kulaç (yaklaşık 3,6 metre) altında yer alan bir madenden, dalgıçların bakır çıkardığını yazar. Bilir, bu ifadenin yıllardır tartışıldığını, ancak yakın zamanlı su altı araştırmalarının bu bilgiyi doğruladığını belirtiyor.
ANTİK DÜNYANIN ÖZEL ÜRÜNÜ: "DALGIÇ BAKIRI"
Aristoteles, söz konusu madenden çıkarılan bakıra özel bir ad verildiğini de belirtir: Khalkon kolymbeten, yani “dalgıç bakırı.” Doç. Dr. Bilir’e göre bu bakır sadece ekonomik değil, aynı zamanda sanatsal ve sembolik bir değere sahipti. Antik Yunan’daki Sikyon kentindeki Apollon Tapınağı’nda bulunan heykellerde bu bakırın kullanıldığı rivayet edilir. Ayrıca Pheneus (Feneos) kentinde “sarı bakır” olarak tanındığı da bilinir.
Bilir, dalgıç bakırını “niş bir pazar ürünü” olarak tanımlıyor. Yani yalnızca özel tekniklerle çıkarılan, az miktarda üretilen ve sınırlı bir müşteri kitlesine – özellikle heykeltıraşlara ve dini otoritelere – yönelik seçkin bir maden türü.
HEYBELİADA'DAN, LYSİPPOS'UN HEYKEL ATÖLYELERİNE
Bilir, Heybeliada’nın antik dönemde bakır madenciliği açısından önemli bir merkez olduğunu ve özellikle bu su altı madeninin ayrıcalıklı bir konuma sahip olduğunu belirtiyor. Aristoteles’in metninden yola çıkarak, buradan çıkarılan bakırların Sikyon’a taşındığını, burada ünlü heykeltıraş Lysippos’un da içinde olduğu bir sanat çevresi tarafından kullanılmış olabileceğini ifade ediyor.
Lysippos, Büyük İskender’in sarayında görev yapmış ve bronz heykelciliğin en ünlü ustalarından biri olarak kabul ediliyor. Bilir’e göre, Heybeliada açıklarından çıkarılan bu özel bakır, Sikyon’daki Apollon Tapınağı için yapılan seçkin heykellerde kullanılmış olabilir.
Doç. Dr. Bilir, antik dönemdeki ritüel kaplarının yalnızca değerli değil, aynı zamanda büyük emek gerektiren malzemelerden yapılmasının tercih edildiğini anlatıyor. Sualtı madenciliği büyük çaba, cesaret ve özel teknik bilgi gerektiriyordu. Bu nedenle, dalgıç bakırı hem sembolik hem de kutsal açıdan yüksek prestije sahipti. Bilir’e göre bu maden, sadece ticari bir meta değil, aynı zamanda “emekle kazanılmış kutsal bir hammadde” olarak görülüyordu.
ANTİK ÇAĞDA SU ALTI MADENCİLİĞİ MÜMKÜNDÜ
Bilir, o dönemin dalgıçlarının ilkel solunum araçları kullanarak su altında uzun süre kalabildiğini ve bu sayede su altı madenciliğinin sürdürülebilir bir şekilde yapılabildiğini anlatıyor. Bunun, Aristoteles’i destekleyen en güçlü bulgulardan biri olduğunu ifade ediyor.
Son olarak, Doç. Dr. Ahmet Bilir, Heybeliada’daki su altı bakır madeni, Aristoteles’in metni ve Sikyon’daki heykelcilik okulunun birlikte değerlendirildiğinde, antik çağda su altından elde edilen bakırın, seçkin bir ticaret ağı içinde önemli bir yere sahip olduğunu söylüyor.
