Halil Paşa'nın eserleri Pera'da: Evvel zaman içinde İstanbul
Pera Müzesinde açılan sergide bir araya gelen ressam Halil Paşa’nın eserleri, Osmanlının son devrinde Boğaziçi’ndeki güzelliği ve renkli sosyal hayatı bugüne taşıyor…
MURAT ÖZTEKİN- Osmanlıda Batılı manada resim sanatı, askerî bir disiplinden doğdu. Askerî mekteplere ders vermek için gelen Avrupalı hocalar, teknik resim öğretirken eli hem silah hem palet tutan sanatçılar yetiştirdiler. Onlardan biri de Halil Paşa’ydı…
YAVERLİKTEN RESSAM SINIFINA
1857 senesinde Boğaz kenarındaki bir konakta hayata gözlerini açan Halil Efendi, çocukken sanata merak sardı, askerî mühendis mektebinde okurken bu merakı büyüdü. Mektebinden teğmen olarak mezun olan Halil Bey, Sultan Abdülaziz’in yaveri yapıldı. Bu durum ise hayatında bir dönüm noktası oldu.
Sanatçı kişiliğiyle tanınan Sultan Aziz, ondaki kabiliyeti görünce yaverliği bıraktırıp saraydaki ressam sınıfına dâhil etti. Sarayda eserler üreten Halil Bey, o devirde resmin başkenti olan Paris’e gitmenin hayallerini kurmaya başladı.
Genç ressamın resimlerini takdir eden Sultan, buna rağmen “Daha gençtir, belki itikadı bozulur. İleride göndeririz” diyerek Paris’e gitmesine razı olmadı. Sultan’ın kanlı bir darbeyle tahttan indirilmesinden sonra öğretmenlik yapan Halil Bey, sonunda bir yolunu bulup Paris’e gitti. 1879’dan itibaren 10 sene Fransa’da kalan Halil Bey, sanat eğitimi alıp Jean-Léon Gérôme’un atölyesinde çalıştı.
Sanat ortamlarına dâhil olup, farklı eserler yapmaya ve sergilere katılmaya başladı. 1889 Paris Evrensel Sergisinde “Madam X” portresiyle bronz madalya kazandı ve bu hadise büyük ses getirdi. Sonunda daha farklı bir sanatçı olarak İstanbul’a dönen Halil Paşa, Recâizâde Mahmud Ekrem’in kız kardeşi Âliye Hanım ile evlendi. Recâizâde’nin kaleme aldığı ilk resimli roman olarak anılan “Araba Sevdası”nın çizimlerine de o imza atacaktı.
İTTİHATÇILAR RÜTBESİNİ İNDİRDİ
Ancak İttihatçılar, 1909’da Sultan Abdülhamid’in tahttan indirdikten sonra birçok asker ressam gibi Halil Paşa’nın da rütbesini indirdi. Buna rağmen çeşitli mekteplerde hocalık yapmaya devam eden usta ressam, bir ara Sanâyi-i Nefîse Mektebinin müdürlüğünü üstlendi.
Halil Paşa, Prens Abbas Halim Paşa’nın himayesi sayesinde 1920’li yıllardan 1934 yılına kadar, kış aylarını Mısır’da geçirdi. Burada Doğu’yu tasvir eden tablolara imza attı. Ressama Kahire yakınlarında tahsis edilen ev ise şair Mehmed Âkif’in evinin tam karşısındaydı.
Halil Paşa, yeni devirde büyük değişimlerin yaşandığı İstanbul’daki sanat ortamlarından yakınıyordu. Resmin propaganda malzemesine dönüştüğü yıllarda diğer ressamlardan ayrı bir yerde durdu. Daha ziyade tabiattan ve günlük hayattan manzaraları resmetti.
Halil Paşa, Prens Abbas Halim’in vefatından sonra ise İstanbul’da zorluklar çekti. Zira insanlar onun eserlerine değil, Batılı ressamlara alaka duyuyordu. Yine de ölene kadar resim yapan ve bine yakın eser üreten Halil Paşa, 1939’da son sergisini açtığı tarihten bir ay sonra hayata gözlerini yumdu. Ölürken öğrencilerine ders verircesine hareketler yaptığı görülürdü...
YEMYEŞİL BOĞAZİÇİ FESLİ BEYEFENDİLER
İşte böyle enteresan ve trajik sayılabilecek bir hayat hikâyesi olan Halil Paşa’nın farklı koleksiyonlarda yer alan eserleri bugünlerde Pera Müzesinde bir araya geliyor.
Yemyeşil Boğaziçi, fesli İstanbul beyefendileri, yaşmaklı hanımlar, mesire yerlerinin neşesi, ahşap evlerin renkleri, camiler, uhrevi mekânlardan dingin tasvirler ve niceleri… Hepsi “Suyun Kıyısında: Halil Paşa’nın Yaşamı ve Sanatı” adlı sergide yer alıyor.
Halil Paşa’nın fırçasından çıkan tablolar, sizi kadim zamanların içerisine çekip alıyor. Aynı zamanda bir asırda İstanbul’da ve İstanbullularda yaşanan sarsıcı değişimi de gözler önüne seriyor. Dr. Özlem İnay Erten’in küratörlüğünde hazırlanan sergi, zaten Boğaz ressamı olarak tanınan Halil Paşa’nın “kıyıdan” doğan eserlerine etraflıca bakmayı sağlıyor.
TORUNU SELMA SÖZEL: YADİGÂRLARINI GÖZÜMÜZ GİBİ KORUDUK
Sergide sanatçının eserlerinin yanı sıra desen defterleri, boya paletleri, gözlük gibi şahsi eşyaları ve arşiv vesikaları da yer alıyor.
Böylece imparatorluktan sonra değişen topraklarda “kıyıda” kalmış bir portre beliriyor. Sergi vesilesiyle bir araya geldiğimiz Halil Paşa’nın torunu Aliye Selma Sözel “Büyükbabam Halil Paşa 1939’da vefat etti. Dolayısıyla kendisini hiç göremedim. Bir nevi büyük babamın talebesi olan babam Ali Halil de onun gibi resimler yapardı. Ondan büyükbabama dair en çok duyduğum şey, oldukça disiplinli olduğuydu. Kendisinden onlarca eser kaldı. Onun dışında bize kalan özel eşyalarının hepsini gözümüz gibi koruduk. Kendisine ait olan Bretonya günlüğünü ise ilk defa burada gözler önüne seriyoruz” diye konuşuyor.
