Kızılelma: Bir ihlâs abidesi Seyyid Bilâl hazretleri -1-
Halîfe Ömer bin Abdülazîz hazretleri İstanbul’un fethi için bir istişare heyeti toplar. Gelenler arasında Seyyid Bilâl hazretleri de vardır ve akılalmaz bir teklif sunar.
ÖMER ÇETİN ENGİN - Halîfe Ömer bin Abdülazîz (rahmetullahi aleyh) o gün düşüncelilerdir. Peygamber Efendimizin (sallallahü aleyhi ve sellem), “İstanbul elbette feth olunacaktır. Onu fetheden kumandan ne güzel kumandan ve onu fetheden asker ne güzel askerdir” hadîs-i şerîfindeki müjdesine kavuşmak ve o büyük şehri İslâm beldelerinin sınırları içine katmak ne büyük şereftir. Halife bu düşünce ile ordu komutanlarını ve devlet ileri gelenlerini sarayında toplantıya çağırmıştır. Gelenlere bu güzel isteğini şu sözlerle açar: “İslâm'ı gönderen Allahü teâlâ nasıl olsa onu koruyacak ve muzaffer edecektir. Yalnız biz de ona hizmet vazifesinden mutlaka sorulacağız...”
Bu mücevherleri gölgede bırakan sözler aslında her müslüman için de bir ikaz ve hayatını nasıl geçirmesi gerektiğine dair nasihattir. Torunun bu kelimeleri dedesi Hazret-i Ömer’in (radıyallahü anh) halife olunca minbere çıkıp dilinden dökülen ve büyük fetihlerin kapısını açan şu sözleri hatırlatır âdeta: Ey Resûl'ün Eshâbı “radıyallahü teâlâ anhüm ecma’în”! Arabistan, ancak sizin atlarınıza arpa yetiştirebilir. Hâlbuki Allahü teâlâ, Muhammed aleyhisselâmın ümmetine, yeryüzünün her tarafında, yer, memleket vereceğini, Habîbine vadetmişdir. Hani, bu vadedilen memleketleri zabt ederek, dünyada ganimete, ahırette gaza ve şehidlik rütbesine nail olmak istiyen erler nerede? Din uğruna can ve baş feda ederek, vatanlarını bırakıp, Allahü teâlânın kullarını zalimlerin pençelerinden kurtaracak gaziler nerede?...
İşte İslâm memleketlerinin, üç kıta boyunca, hızla genişlemesine, milyonlarca insanın küfürden kurtulmalarına sebeb, hazret-i Ömer’in bu nutkudur der âlimler. Bu teşvik üzerine şanlı Eshâb-ı kirâm “aleyhimürrıdvân” ölünceye kadar gaza yolunda ittifak etmiş, Arabistan’dan ayrılmış ve bir daha geri dönmemişlerdir. Bu kelimelerin ifade edemeyeceği, akılların anlamaktan âciz kaldığı bir aşktır. Nasiplisi tadar...
BİZANS BİZE ENGEL
Ömer bin Abdülazîz hazretleri devam ederler: İslâm ordularının Anadolu’ya açılmasına Bizans engeldir. Bu sebeple de İstanbul’un fethi gecikmektedir. Dördüncü defa onu kuşatmamıza rağmen bir türlü fethedemedik. Peygamber Efendimizin müjdesi gerçekleşecek, bir gün surlar mutlaka yıkılacak ama, ben istiyorum ki bu şerefe biz nail olalım. Yeniden sefer düzenleyip surları bir defa daha sarsmak istiyorum. Bu seferle belki o yüce Habîbin müjdesine muvaffak olabiliriz. Ordularımızın muzafferiyeti için sizlerin de görüşlerinizi almak istiyorum...
HEYBETLİ, SEVİMLİ, MÜTEVAZI
Herkes seferin nasıl olması gerektiği ve sefer hazırlıkları hakkında görüşlerini belirttikten sonra Seyyid Bilâl (rahmetullahi aleyh) hazretleri ayağa kalkar. Uzun boylu, geniş omuzlu, heybet ve vakar sahibi bir zattır. Herkes onu bir ordu komutanı olmasından ziyade Peygamber Efendimizin torunu olduğu için sever ve hürmet eder. O heybetli olduğu kadar mütevazıdır. Yavaş yavaş ve tane tane konuşur:
“Ey Emîrül-Mü’minîn! Ben ordumuza yeni kuvvetlerin katılmasında fayda görüyorum. Bunun için Orta Asya’dan cesur Türk savaşçılarını toplamayı arzu ederim. Türklerin savaşçılıklarının çok üstün olması inkar edilmez bir gerçektir. Bu da İstanbul’un fethinde çok işimize yarayacaktır.”
(devam edecek)
KENDİMİ KAYBETTİM HÜKÜMSÜZDÜR - 18
İYİLİK YAP GÖRÜNME
- Yani seni sarsmayacak meblağda iyilikler yap. Sana söylememem gereken bir şeyi sadece bu konuyu daha iyi anlaman için söylemek istiyorum.
- Tamamdır.
- Bunu söylerken nefsim için söylemediğime kesin kanaat hâlindeyim, yoksa söylemezdim.
- Merak ettim.
- Küçük, sarsmayacak iyiliklere bir örnek. Zamanında bir keyvansarayda yemek yemiştim.
- Keyvansaray mı? Lokantanın ismi mi?
- Öyle diyelim. Masama orta yaşlarda biri geldi ve oturmadan önce selâm verdi. Masalara ortak oturulan bir yer. Benim de hoşuma gitti. Bana Allah’ın selâmını vermişti. O da yemek söyledi. Benim yemeğim bitmek üzereydi. Afiyet olsun deyip kalktım. Hesabımı öderken o kişinin de hesabını ödedim ve hemen uzaklaştım. Onun haberi bile yoktu.
- İlginç.
- Allah için bir şey yapayım, bu kişi bana Rabb’imin selâmını verdi dedim. O bunu öğrendiği zaman mutlu olmuştur. Selâm verdiğine göre bana dua da eder hatırladıkça. Belli mi olur belki o dua ile kurtulurum dedim. Hatta o da bir başkasına bunu yapar belki, kim bilir! Bir güzelliğin yayılmasına sebep olurum. Bu kadar menfaatçinin adilik yaptığı şu dünyada biz de bu güzelliklere sebep olalım, ne olmuş yani!
- ...
- Niye sustun evlat?
- Utandım.
- Niye ki?
- Ben bundan ne kadar uzağım. Ben bitmişim...
- Batılılar mutluluk genini bulmuş. Karşılıksız iyilik yapınca hormon salgılıyor, insan mutlu oluyormuş. Fakat adamlar karşılıksız bir şey yapamıyorlar. Çünkü sadece madde için, almak için yaşıyorlar. Genini buldular fakat çalıştıramıyorlar. Oysa bizim dinimizde sağ elinin verdiğinden sol elin haberi olmaması gerekiyor... Yani iyiliği yap kimse bilmesin. Yüzde yüz karşılıksız...
(devam edecek)
ESHAB-I KİRAM
EBÛ RÂFİ HAZRETLERİNDEN GELEN HADÎS-İ ŞERÎF
ÜMMETİ ONA GÖSTERİLDİ
Allahü teâlâ, Âdem aleyhisselâma olan ikramdan daha fazlasını Peygamber Efendimize (aleyhisselâm) ihsan etmiştir. Çünkü Âdem’e (aleyhisselâm) yalnız isim bilgisi verildi. Peygamber Efendimize isim bilgisi verildikten sonra, bu isimlere ait şahıslar da bildirildi. Ümmetinden ne kadar kişi gelecekse hepsinin sûretleri kendisine sunulmuştur. Bu konuda Ebû Râfi (radıyallahü anh) şu hadîs-i şerîfi bildirir: “Âdem (aleyhisselâm) su ile çamur arasında iken, ümmetimin sûretleri bana sunuldu. Âdem’e bütün isimler öğretildiği gibi bana da bütün isimler öğretildi.”
HADÎS-İ ŞERÎF;
Kış müminin baharıdır. Gündüzleri kısa olur, oruç tutar. Geceleri de uzun olur, kalkıp ibadet eder. [Beyheki]
GÜNÜN SOHBETİ - EHLİ SÜNNET BÜYÜKLERİ
SON NEFESTE ALLAH DEMEK İSTEYEN
➱ Son nefeste Allah demek isteyen, sözünün eri ise, hemen başlasın.
➱ İmanda değişme olursa nimetlerde de değişme olur.
➱ Dinimizde, gri yoktur. Siyah beyaz vardır. Ya iman ya küfür.
➱ Dünyaya zillet, ahirete izzet verilmiştir.
➱ Kuldan isteyen zelil, Allah’tan isteyen aziz olur.
➱ Dünyayı sevmeyeni Allah sever, insanların elindekini sevmeyeni insan sever.
➱ Bu dünyayı mekân sanan hapı yuttu.
➱ Her şeyi Allah için yapmalı. Bir şeyin içine dünya menfaati girerse, zemzeme idrar karıştırmak gibi olur. İsterse bir damla olsun.
➱ Kalbinde Allah korkusu çok az olan, dünya sevgisi bulunan, haramlardan sakınmayan, âlim olduğunu söylerse şaşılır.
➱ Salih kimselerden olmadığım hâlde, salihleri severim. Kötü kimselerden daha aşağı olduğum hâlde, kötüleri sevmem.
➱ Dünyanın geçer akçesi paradır. Ahiretin geçer akçesi amel-i salihtir.
➱ Salih ameller İslâm'ın beş şartıdır. Salih amelleri yapmadan kalb selâmette olmaz.
➱ İhlâs ile yapılan küçük bir iş, senelerce yapılan ibadetler gibi kazanç (sevap) hasıl eder.
➱ Her ibadeti seve seve yapmalı. Kul hakkına dokunmamaya, hakkı olanlara hakkını ödemeye titizlikle çalışmalı.
➱ İnsanlar riyazet deyince, açlık çekmeyi ve nafile oruç tutmayı anladılar. Hâlbuki, dinimizin emrettiği kadar yemek için dikkat etmek, senelerce nafile oruç tutmaktan daha faydalıdır.
➱ Sonsuz kurtuluşa kavuşmak için, üç şey muhakkak lazımdır: İlim, amel, ihlâs.
➱ Amellerinizi ucb (kendini beğenmek, ibadeti kendinden bilmek) ile örtüp yok etmeyiniz.
➱ Farzları ve haramları öğrenmek farzdır. Öğrenmeyen günaha gider. Bilmemek özür değildir, bilmemek suçtur. Öğrenmeye ehemmiyet vermez, zerre kadar üzülmezse küfür olur. Demek ki bilmemek ya haramdır ya küfürdür.
➱ Müslümanın ömrü üç gün demişler. Dün, bugün, yarın. Dün, bitti. Yarın, belli değil gelecek mi gelmeyecek mi. Geriye bugün kaldı. Bugünü değerlendiremeyen kişi yarını nasıl değerlendirecek. Yarın ya var ya yok. Yarınki fırsat ele ya geçer ya geçmez. O hâlde, her günü son günün bil, ona göre hareket et.
➱ Dünya köprüsünü iman ile geçenler Cennete gidecektir. O köprüyü satın almaya kalkanlardan olmayın. Sonra kendisi de gülmek ister ama ağlamaktan vakit bulamaz.
➱ Gençlik çağı nefsin kaynadığı şehvetlerin oynadığı insan ve cin şeytanlarının saldırdığı bir zamandır. Böyle bir çağda yapılan az bir amele pek çok sevap verilir. İhtiyarlıkta dünya şevkleri azalıp güç kuvvet gidip, arzulara kavuşmak imkânı ve ümitleri kalmadığı zamanda pişmanlıktan ah etmekten başka bir şey olmaz. Çok kimselere bu pişmanlık zamanı da nasip olmaz. Bu pişmanlık da tevbe demektir. Yine büyük bir nimettir. Çokları bu günlere de kavuşamaz. Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellemin haber verdiği sonsuz azaplar, çeşitli acılar elbette olacak, herkes cezasını bulacaktır.
TEFEKKÜR
ALBEDO ETKİSİ
Albedo Etkisi (yeryüzünden yansıyan güneş ışığının yeryüzüne ulaşan güneş ışığına oranı) daha hızlı olsaydı buzul çağı olurdu. Daha az olsaydı sera etkisi ile buzullar erirdi.
ZAMANE MÂNİLERİ
Ne böyle bir Mehmet Han’dı
Ne Orhan böyle Orhan’dı
Bu tarihe şan verenler
Dünya ahiret sultandı
BİLMECE
Bu ayda farz değerinde
Çokça işlenmeli elbette
Cevap: Nafile
HULKİ ABİ
ADNAN ŞAHİN'DEN RAMAZAN SOFRASI
KABAK MÜCVERİ
MALZEMELER
>> 1 kg kabak
>> 1 adet orta boy soğan
>> 1 demet dereotu
>> 3 adet taze soğan
>> 3 çorba kaşığı un
>> 4 yumurta
>> 100 g peynir rendesi (beyaz veya kaşar peyniri)
>> 1 su bardağı zeytinyağı
½ çay kaşığı karbonat (kabartma tozu)
>> Tuz
>> Karabiber
HAZIRLANIŞI
Soğan küçük küçük doğranır. Yeşil soğan, maydanoz ve dereotu ince kıyılır. Kabaklar rendelenerek bir süzgece alınır ve suyu süzülür. Derin bir kapta, ince kıyılmış soğanlar, maydanoz ve dereotu ile un, yumurta, peynir rendesi, kabartma tozu, tuz ve karabiber karıştırılır. Tepsiye dökülerek 220 derece ısıdaki fırında pişirilir. Kızartma tercih edilecekse mücver tenceresine veya tavaya yağ dökülür. Yağ iyice kızınca, bir kaşıkla hazırlanan karışımdan dökülerek kızartılır. Sıcak veya soğuk olacak şekilde servis edilir.
KAŞABİNE
MALZEMELER
>> 1 su bardağı buğday döğmesi
>> 1 çay bardağı kırmızı mercimek
>> 1 çay bardağı nohut (haşlanmış)
>> 2 adet bazlama, az pişmiş
>> 1 orta boy soğan
>> 2 yemek kaşığı karışık salça
>> 2-3 diş sarımsak
>> Kırmızı biber
>> Karabiber
>> Tereyağı
>> Tuz, nane
>> Sumak
HAZIRLANIŞI
Döğme mercimekle kaynatılır. Az pişmiş bazlamalar erişte gibi ufak ufak kesilerek nohutla birlikte tencereye ilave edilir ve pişmeye bırakılır. Diğer tarafta yağda kavrulan soğan; salça, varsa et suyu (veya sade su) nane, sarımsak ilavesiyle ayrıca bir taşım kaynatılıp çorbanın üstüne ilave edilir. Tuzu, ekşisi ve kıvamı isteğe göre ayarlanır. Maraş peyniri veya peynirli börek eşliğinde servise sunulur.
LALEZAR
MALZEMELER
>> 1 su bardağı rende peynir
>> 1 tatlı kaşığı tereyağı
>> 1 kilogram patates
>> 1 adet soğan
>> 1 çorba kaşığı sirke
>> 1 demet maydanoz
>> 2 adet dolmalık kırmızı biber
>> 1 çorba kaşığı sirke
>> Yarım limonun suyu
>> Tuz, karabiber
HAZIRLANIŞI
Patatesler haşlanır ve kabukları soyularak püre hâline getirilir. Küçük küçük doğranan soğan çiğ olarak patates püresine eklenir. Kaşar rendesi, tereyağı, sirke, tuz, karabiber, limon suyu ilave edilip iyice karıştırılır. Hazırlanan karışımdan ceviz büyüklüğünde parçalar koparılarak elde yuvarlanır. Üzerlerine bastırılarak çukurlaştırılır. Maydanoz ince ince kıyılır. Hazırlanan patates topları maydanoza bulanır. Tohum ve sap kısımları temizlenen kırmızı biberler de küçük kareler şeklinde kesilir ve patates toplarının çukurlarına doldurulur.
