Tarihin en büyük "Deep state" skandalı: İran ve ABD nasıl anlaştı?
1986 yılında patlak veren ve Beyaz Saray’ın koridorlarından Orta Amerika’nın balta girmemiş ormanlarına uzanan İran-Kontra Skandalı, sadece bir siyasi kriz değil, içinde infaz edilen muhabirlerin, terk edilen paralı askerlerin ve Kongre’yi hiçe sayan gizli ajandaların olduğu karanlık bir labirentti.
1986'da patlak veren İran-Kontra Skandalı, bugün Orta Doğu’yu kasıp kavuran ateş hattının tam ortasında, infaz edilen muhabirlerin ve Kongre’den gizlenen milyon dolarların gölgesinde yeniden konuşuluyor. Düşen bir kargo uçağıyla sızan gizli operasyonlar, 2026 yılının barut kokulu atmosferinde 'tarih tekerrür mü ediyor?' sorusunu akıllara getiriyor.
İşte CIA’in karanlık ajandası, terk edilen paralı askerler ve bir dönemi sarsan o kanlı ittifakın perde arkası...
BİR MUHABİRİN İNFAZI: SKANDALI TETİKLEYEN KANLI GÖRÜNTÜ
Her şey 20 Haziran 1979’da, Managua’daki bir kontrol noktasında başladı. ABC News muhabiri Bill Stewart, Nikaragua Ulusal Muhafızları tarafından kameraların önünde diz çöktürülerek infaz edildi.
Stewart’ın öldürülme anı saniye saniye kaydedildi ve dünyaya sızdırıldı.
Canlı yayında muhabirin infaz edildiği o dehşet anları, sadece bir cinayet değil, bir diktatörlüğün de sonu oldu. Beyaz Saray, yıllardır 'arka bahçesi' gibi koruduğu diktatör Anastasio Somoza’nın üzerinden elini çekmek zorunda kaldı.
Ancak bu ölüm, fark edilmeden çok daha büyük bir gizli savaşın fitilini ateşledi: Soğuk Savaş’ın Orta Amerika’daki kanlı hesaplaşması.
İKİ KITAYI BİRLEŞTİREN GİZLİ KİRLİ HAT: TAHRAN'DAN MANAGUA'YA SİLAH TRAFİĞİ
1979’da Nikaragua’da sosyalist Sandinistaların diktatör Somoza’yı devirmesi, Washington’da "komünizm kapımıza dayandı" paniğine yol açtı.
Başkan Ronald Reagan Sandinista yönetimini devirmeyi dış politikasının merkezine koysa da ABD Kongresi’nden Boland Değişikliği ile sert bir karşılık aldı.
Yasal düzenlemeyle, sağcı Kontra güçlerine doğrudan yardım yapılması resmen yasaklandı. Ancak Beyaz Saray için bu yasak, durmak değil, yeraltına inmek anlamına geliyordu.
DÜŞMANLA EL SIKIŞMAK: REHİNELER VE FÜZE PAZARLIĞI
Aynı dönemde İran, 1979 Devrimi’nin ardından ABD’yi "Büyük Şeytan" ilan etmiş, Tahran sokaklarında rehine krizi patlak vermişti. Fakat savaşın acımasız gerçekleri ideolojinin önüne geçti. İran-Irak Savaşı'nda köşeye sıkışan Tahran yönetimi, acil silah ihtiyacı için en büyük düşmanıyla gizli pazarlık masasına oturdu.
Washington bu "çaresizliği" bir fırsata çevirdi: İran’a gizlice silah satılacak, buradan elde edilen "kayıt dışı" milyonlarca dolar ise Kongre’yi baypas ederek Nikaragua’daki Kontra güçlerine aktarılacaktı.
ORMANDA YAKALANAN PARALI ASKER: EUGENE HASENFUS
Yıl 1986 ve Nikaragua ormanlarına düşen bir C-123 kargo uçağının enkazı arasından tek bir adam sağ çıktı: Amerikalı Eugene Hasenfus.
Hasenfus, anti-Sandinista isyancılara (Kontralara) silah taşırken yakalanmıştı. Sovyet helikopterleriyle olay yerine getirilen dünya basınının önünde Hasenfus, kendisini "siyasetin dalgaları arasında sıkışmış bir tekne" olarak nitelendirildi.
CIA, Pentagon ve Beyaz Saray onu tanıdığını reddetti. Ancak Hasenfus’un bir itirafı vardı: "Bu iş doğrudan Beyaz Saray’dan, ana odadan geliyordu."
KİRLİ DENKLEM: İRAN’A FÜZE, KONTRALARA NAKİT
Gazetecilerin ve kamuoyunun o dönem kavramakta zorlandığı gerçek şuydu: ABD, kendi koyduğu silah ambargosunu delerek Lübnan’daki rehineleri kurtarmak için İran’a gizlice füze satıyordu.
İşin daha karanlık kısmı ise, bu satıştan elde edilen paraların Kongre’nin yasaklamasına rağmen Nikaragua’daki sağcı isyancıları (Kontraları) silahlandırmak için kullanılmasıydı. Reagan yönetimi, komünizmle mücadele uğruna hem uluslararası hukuku hem de kendi anayasasını baypas etmişti.
27 KELİMELİK İHANET
13 Nisan 1984’te Senatör Daniel Patrick Moynihan, CIA Direktörü William Casey’nin Senato’ya yalan söylediğini fark ettiğinde öfkeden çılgına dönmüştü. Casey, Nikaragua limanlarının mayınlanması operasyonunu iki saatlik bir sunumun içine, sadece 27 kelimelik tek bir cümleyle gizlemişti. Moynihan bu "güven ihlali" sonrası istifa ederken, skandalın çapı artık gizlenemez boyuta ulaştı.
Uluslararası Adalet Divanı ABD’yi suçlu bulsa da, Washington mahkemenin yargı yetkisini tanımadığını ilan ederek "güçlünün hukuku"nu devreye soktu.
CEZA ALMAYAN FAİLLER VE "UNUTULAN" ADALET
Watergate skandalı bir başkanı koltuğundan ederken, İran-Kontra’nın aktörleri adeta ödüllendirildi. Albay Oliver North ve John Poindexter gibi isimler yargılandı ancak mahkumiyetleri teknik gerekçelerle bozuldu. Başkan Yardımcısı George Bush, operasyonlardan habersiz olduğunu iddia etti ve daha sonra Savunma Bakanı Caspar Weinberger dahil tüm sanıkları affetti.
Charles Lewis’in deyimiyle:"İktidardakileri sorumlu tutma iradesi o günlerde zayıflamıştı."
TARİH TEKERRÜR MÜ EDİYOR? 2026’DAN BAKIŞ
Bugün 2026 yılında, İran ile yeniden topyekûn bir savaşın kanlı girdabındayken, İran-Kontra skandalı bir "sapma" değil, bir "uyarı" olarak karşımızda duruyor. Malcolm Byrne’ın otuz yıl önce yaptığı öngörü bugün hala geçerli:
"Aşırı önlemler gerektiren bir kriz, sınırlarını zorlayan bir başkan ve her şeye evet diyen yardımcılar olduğunda, bu senaryolar her zaman tekrarlanabilir."
