MURAT ÖZTEKİN

Ekrem Hakkı Ayverdi, kendisini Osmanlı kültürünü ihya etmeye adayan bir mimar-ve sanat tarihçisiydi. Topkapı Sarayı başta olmak üzere sayısız tarihî yadigârı restore etti, yurt dışındaki kayıp mirasımızı aydınlattı. Ama onun bir de maziye duyduğu aşktan beslenen koleksiyon merakı vardı. Ayverdi, bir yandan mimarî yadigârları ihya ederken, bir yandan da çeşitli sanat eserlerini, yazı malzemelerini, Kur’ân-ı kerim, kumaş ve çini gibi nesneleri topladı… Gözden düştüğü yıllarda hat eserlerini bir anne şefkatiyle muhafaza etti…
İşte Ayverdi’nin yazı sanatımıza dair topladığı bu eserler ilk defa müstakil bir sergiyle gün yüzüne çıkarıldı. Yıldız Holding Çamlıca Seminer ve Sergi Salonu’nda açılan “Ekrem Hakkı Ayverdi’nin Kalem Güzelleri” sergisi, İstanbul’da kemale eren hat sanatının bazıları ilk defa görülecek numunelerini bir araya getiriyor…  Hat sanatının 16. asır ile 19. asır arasındaki üstadları olan Şeyh Hamdullah, Ahmet Karahisari, Hafız Osman Efendi, Mahmut Celâleddin, Sami Efendi, Mehmet Şevki Efendi ve Aziz Efendi gibi isimlere ait 92 eser sergide yer alıyor. Yıldız Holding desteğiyle açılan serginin küratörlüğünü ise Prof. Dr. Uğur Derman ile Dr. Şebnem Eryavuz üstleniyor.

BİR MUSHAF’LA BAŞLAYAN HİKÂYE…
Sergilenen koleksiyonun ortaya çıkışı ise İstanbul’dan Mısır’a uzanan bir hikâyeye dayanıyor… Zamanın Mısır Kralı, 1922 yılında Osmanlının sayılı hat ustalarından, aynı zamanda Ekrem Hakkı Ayverdi’nin kayınpederi olan hattat Aziz Efendi’yi, kendi kütüphanesine Kur’ân-ı kerim yazdırmak için ülkesine davet ediyor. Bu davete icabet eden Aziz Efendi, 10 sene boyunca Kahire’de yaşıyor ve Kral’ın arzusunu yerine getiriyor. Bu arada Araplara hat sanatını öğretiyor, arkasında talebeler bırakıyor. Ayverdi’nin Osmanlı kültürünü koruma maksadıyla giriştiği koleksiyon merakı, kayınpederi hattat Aziz Efendi’nin vefat edip eserlerinin kendisine intikal etmesiyle başlıyor. Kayınpederinden kalan hatları tadil ettirip süsleten Ayverdi, zamanla yeni eserler ediniyor. Ekrem Hakkı Hoca, Aziz Efendi’nin piyasada dolaşan yazılarını da satın alıyor. Zaten hat sanatı gözden düşürüldüğü için bunun mali külfeti olmuyor. Bu işe sıkı sıkıya sarılan Ayverdi, kimsenin yapmadığı bir şeyi yaparak sanatçıların eskiz olarak çizdikleri yazı kalıplarını da topluyor. Nihayetinde beş asrı içine alan bir koleksiyon meydana geliyor. Ayverdi, bir ömür boyu biriktirdiği çeşitli eserlerini, 1978 senesinde kurduğu Kubbealtı Akademisi Kültür ve Sanat Vakfına bağışlıyor.

YAZI KALIPLARINI SADECE O TOPLADI
Ekrem Hakkı Ayverdi koleksiyonunun daha önce çeşitli vesilelerle sergilendiğini kaydeden serginin küratörlerinden Dr. Şebnem Eryavuz, bu serginin hat eserlerine has olduğunu ve bazı eserlerin ilk defa gün yüzüne çıktığını söylüyor. Eryavuz “Daha evvel teşhir edilmemiş eserleri sanatseverlerle buluşturuyoruz. Bunlardan en dikkat çekenleri Osmanlının son devrindeki en büyük hattatlardan olan Sami Efendi’ye ait olanlar. Sami Efendi, cami ve çeşmelere kitabe olmak üzere ‘cedi’ denilen büyük hat eserleri çalışıyordu. Onlardan bazılarının kalıpları burada yer alıyor. Kalıp dediğimiz taş kitabelere işlenmek üzere hazırlanmış eksizler. Zaten serginin en mühim hususiyeti taşa yazılmak üzere hazırlanmış kalıplara yer verilmesi. Bu kalıplar daha evvel koleksiyonerler tarafından pek toplanmamış. Dolayısıyla elimizde çok az var” diye konuşuyor.

LİSAN HASSASİYETİ VARDI
Prof. Dr. Uğur Derman ise “Ayverdi Osmanlı medeniyetini bütünüyle kabul ediyordu. İşi içerisine din, lisan ve tarih girdiği gibi sanat da giriyordu” ifadelerini kullanıyor. Ekrem Hakkı Ayverdi için ‘Osmanlı Kocası’ (ulusu) tabirini kullanan Prof. Dr. Derman “Ayverdi Hoca, bilhassa lisan hususunda hassastı. Yeni kelimeler yerine Osmanlıca kadim kelimelerle konuşmaya dikkat ederdi” diyor.