MURAT ÖZTEKİN

Bitki ressamlığı, bilim ve sanatın sırt sırta verdiği bir saha... Ancak Osmanlıda popüler olan bitki ressamlığına şimdilerde gönül veren sanatçımız az... Işık Güner ise yurt dışından mükâfatlar almış o istisnai sanatçılardan biri. Üstelik eserlerini kitapların sayfalarında saklı tutmuyor, bienal ve sergilerle sanatseverlerle buluşturuyor. Güner, “Doğanın Detaylarını Görmek” adlı son sergisini Evin Sanat Galerisinde dün açtı. Biz de kendisinden sanat macerasını dinledik...

Bitki ressamlığı çok az kişinin tercih ettiği bir sanat dalı. Sizi buna çeken şey tam olarak neydi?
Babam botanikçi, bu yüzden çocukluğumdan beri bitkilerle iç içeydim. Bitkiler o kadar güzeller ki, Türkiye’nin köşesini bucağını dolaşıp onları görebilmek ve resmetmek bence paha biçilemez. Bu işi sevmemin temel sebeplerinden biri de doğaya karşı ilgi uyandırması. Çünkü bitki türleri yok olurken tabiata ne kadar dikkat çekersek o kadar iyi...

Bu sanat biraz da tabiatla hemhâl olmayı gerektiriyor galiba...
Elbette. Zaten yaklaşık beş senedir Rize’nin bir ilçesi olan Çamlıhemşin’de dağın tepesinde, ormanın içerisinde yaşıyorum. Dolayısıyla tabiatla bağlantım oldukça fazla.


Peki, bir eseri ortaya çıkarırken nasıl bir macera yaşıyorsunuz?

Resmini yapabilmek için bir bitkiyi görmem gerekiyor. Türkiye’de de hangi bitki nerede, ne zaman çiçekleniyor net olarak belli. O yüzden ben de bitkileri nokta atışı buluyorum. Milim milim çizerek resim yaparken bir bitkiyle günlerim geçiyor.

Resimlerinizi ortaya çıkarırken sizi hayrette bırakan bitkiler oluyor mu?
Bazen dönüp bakmayacağınız bir bitkiyi çizip detaylarına indiğiniz zaman inanılmaz şeyler görebiliyorsunuz. Çiçeği kesip mikroskop altına koyduğunuzda daha muhteşem detaylar ortaya çıkabiliyor. Ama benim için en güzel şey, bir dağın tepesinde küçücük bitkilerin yaşayabiliyor olduğunu görmek...


 

SANAT VE BİLİM İÇ İÇE
Peki, sanat ve bilim nerede duruyor bu teknikte?
Sanat da bilim de bu işin ortasında. Bunu birbirinden ayıramıyorsunuz. Bir bitkinin resmini yaptığım zaman, insanların o türü tanımalarını istiyorum. O türün özelliklerini estetik olarak ön plana çıkarıyorum. Ama estetik değerler için bilimselliği bir kenara itmiyorum.

Türkiye’nin endemik bitki türleri açısından zengin olduğunu biliriz. Bu da sizin ufkunuzu açıyor zannımca...
Kesinlikle muhteşem bir floramız var. Türkiye’de on bini aşkın bitki türü mevcut. Beni de özellikle Türkiye’nin doğusu celbediyor, orada inanılmaz güzel bitkiler var. Karadeniz zaten apayrı; gezdiğiniz dağlar âdeta çiçek tarlası. Kendimi şanslı hissediyorum.

Yeni serginizde nelere odaklandınız?
“Doğanın Detaylarını Görmek” eserim Türkçeye çevrildi. Bu kitabı iki senede meydana getirirken çok fazla bitki resmettim, bir sergilik eser kendiliğinden oluştu. Bu sergiyle hem eserlerimi hem de bitki ressamlığın nasıl bir çaba olduğunu anlatmak istiyorum.

BİTKİLERİN YOK OLMASI CANIMI YAKIYOR
 Işık Güner’e dünyada bitki türlerinin yok olduğunu hatırlattığımda şunları söylüyor: Bunlar bir insan olarak canımı yakıyor. Olanlar karşısında sadece bitki ressamları değil, bütün insanlar oturup ağlasa yeridir. Zira her bir türün yok olması, insanoğlunun sonunun yaklaştığını gösteriyor.