MURAT ÖZTEKİN

Uzun oyunculuk kariyerinden sonra yönetmen koltuğuna oturan George Clooney’nin 2002’de başlayan yönetmenlik macerası, film ve dizilerle uzaya kadar yol aldı! Yönetmenin önceki gün yayınlanan Netflix orijinal filmi “The Midnight Sky”, büyük bir felaketin yaşandığı dünyada yalnız kalan bir adam ile bir uzay gemisi mürettebatının irtibat çabasını merkezine alıyor. Clooney, distopik bir hikâye sunan filmin başrolünü de üstleniyor. Ona Felicity Jones, Kyle Chandler ve Sophie Rundle gibi oyuncular refakat ediyor...
L. Brooks-Dalton’ın bir kitabından adaptasyon olan eser, 2049’da geçiyor. Dünyada bilmediğimiz bir felaket yaşanmış, Kuzey Kutbu’ndaki gözlem evindeki insanlar da son anlarını aileleriyle birlikte geçirmek için bulundukları yerden ayrılmaktadırlar. Ölümcül bir hastalığı olan Augustine ise gidenlere  “Bu kim daha hızlı ölecek yarışı gibi” der, orada tek başına kalmayı tercih eder. Durum o kadar vahimdir... O esnada elverişli bir gezegen aramak üzere daha önce uzayda yolculuğa çıkan bir NASA ekibi, K-23’ü keşfetmiş, dünyada olanlardan habersiz evlerine dönmektedirler. Yaşlı Augustine, yanında beliren kızla onların geri dönmelerine mâni olmalıdır...
Clooney’nin eseri hem “Ad Astra” gibi astronom filmlerini hem de “Diriliş” gibi hayatta kalma türünde eserleri akla getiriyor. Filmde ortaya konan tecrit hâli, esrarengiz global felaketle birleşerek pandemiyi yaşayan seyirciye dokunmayı başarıyor. Ancak iki farklı zaman ve mekândan akan filmin zayıf senaryosu, “dramatik bir boşluk” meydana getiriyor. Daha önce benzerlerini gördüğümüz uzay sahneleriyse tat vermiyor. Clooney’nin tesirli oyunculuğuna rağmen akıllardan silinecek bir eser ortaya çıkıyor...