MHP lideri Bahçeli'den tarım mesajı: Gayrimeşru bir kazanç alanı varsa derhal devlet eliyle kapatılmalı
MHP lideri Devlet Bahçeli, TBMM'de partisinin grup toplantısında önemli açıklamalarda bulundu. Bahçeli, tarımın önemine dikkat çekerek, "Tarım, tam bağımsız büyük ve güçlü Türkiye'dir. Hem çiftçimizin alın terine hem helal soframız için kesemizden çıkan kazancımıza göz dikenlere de göz açtırmamalıyız. Kar maksimizasyonu hedefleyen fırsatçılar tek tek belirlenmeli ve nerede gayrimeşru bir kazanç alanı varsa derhal devlet eliyle kapatılmalıdır." dedi. Bahçeli aynı zamanda ara seçim tartışmalarına da son noktayı koydu.
- Bahçeli, İslamabad'da sonuçsuz kalan ABD-İran görüşmelerinin bölgedeki çatışmaların küresel bir yıkıma evrilme ihtimalini artırdığını belirtti.
- Bahçeli, 'Üçüncü Dünya Savaşı' ihtimaline karşı Birleşmiş Milletler öncülüğünde ABD, Rusya, Çin, Türkiye ve AB'nin katılımıyla bir Dünya Barış Konseyi mekanizmasının kurulmasını zorunlu gördü.
- Bahçeli, İsrail'in Lübnan'a saldırılarının derhal durdurulması gerektiğini ve İsrail'in bu savaşın gerçek ve tek sorumlusu olduğunu vurguladı.
- Bahçeli, tarımın, toprağın millete ulaşma şekli, milletin yalnız bugününü değil, yarını da besleyen stratejik kudret olduğunu belirtti.
- Terörsüz Türkiye'nin köylerin şenlenmesi, gençlerin iş bulması, kadınların evde aş kaynatması, babaların ata yurdunu terk etmemesi ve huzurun üretime dönüşmesi anlamına geldiğini ifade etti.
- Bahçeli Emniyet mensuplarının fazla mesai sorunu, sınırı belirsizleşen nöbet görevleri ve sürekli teyakkuz halinin polislerin omuzlarında ağır bir yük oluşturduğunu ve polis intiharlarının es geçilmemesi gerektiğini söyledi.
Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin Türkiye Büyük Millet Meclisi'ndeki (TBMM) grup toplantısında konuştu. Bahçeli, ABD ile İran arasında Pakistan'ın başkenti İslamabad'da yapılan görüşmeler başta olmak üzere, tarımsal üretimin önemi, terörsüz Türkiye süreci ve polislerin özlük haklarıyle ilgili dikkat çeken ifadelere imza attı.
MHP lideri Bahçeli'nin açıklamalarından satır başları:
"(ABD-İran görüşmeleri) İslamabad'da sonuçsuz kalan görüşmeler bölgedeki çatışmaların küresel bir yıkıma evrilme ihtimalini daha da kuvvetlendirmiştir. Denetimsiz ve önü alınmayan güç rekabeti ve silahlanma hırsı nasıl ki bugün Orta Doğu'da bombaların patlamasına sebebiyet veriyorsa yarın Avrupa'nın göbeğinde Asya'nın düğüm noktalarında ve Afrika'nın kırılgan havzalarında daha büyük yıkımları da, yıkımların da önünü açacaktır.
2020'de küresel salgınla sarsılan insanlık, Ukrayna-Rusya savaşıyla, Kızıldeniz ve Karadeniz'de bozulan ticaret güvenliğiyle, Gazze'deki insanlık dramıyla Lübnan'daki yıkımla, Etiyopya'da, Sudan'da, Somali'de patlak veren krizlerle durmaksızın savrulmuştur. Keşmir hattında Hindistan ile Pakistan'ın karşı karşıya geldiği, bugün Pakistan'da Pakistan-Afganistan geriliminin on binlerce insanın hayatını alt üst ettiği bir dünyada yangının tek bir bölge ile sınırlı kalacağını düşünmek tehlikeli bir gaflettir.
"DÜNYA BARIŞ KONSEYİ MEKANİZMASI DERHAL HAYATA GEÇİRİLMELİ"
'Üçüncü Dünya Savaşı' ihtimalinin daha yüksek sesle telaffuz edildiği böylesi bir dönemde Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin öncülüğünde Amerika Birleşik Devletleri, Rusya Federasyonu, Çin Halk Cumhuriyeti, Türkiye ve Avrupa Birliği'nin katılımıyla bir Dünya Barış Konseyi mekanizmasının derhal hayata geçirilmesi insanlık nam ve hesabına tarihi bir mecburiyettir. Barış lafzında taşıyıp savaşı fiilen büyüten ikircikli anlayışların değil, adaleti, dengeyi ve hakkaniyeti esas alan yeni bir küresel iradenin tecellisi arasındadır.
"İSRAİL'İN LÜBNAN'A SALDIRILARI DERHAL DURDURULMALI"
Dikkat çekici olan başka bir durum ise İran cephesinde geçici bir frenleme yaşanırken Lübnan cephesi açık tutulmaktadır. İsrail ordusunun Lübnan'a düzenlediği hava saldırılarında yaşanan can kayıpları siyonist hesapların Lübnan topraklarını terk etmeye niyetli olmadığımı göstermektedir. Gazze'deki çığlıklar bugün Lübnan'da yankı bulmaktadır. İsrail'in, Lübnan'ın egemenliğini ve toprak bütünlüğünü ilan eden saldırıları derhal durdurulmalıdır. Bölgedeki istikrarın sağlanması ve kardeş Lübnan halkının toprakları üzerindeki egemenliğin tesis edilmesi insani ve vicdani bir gerekliktir.
"İSRAİL BU SAVAŞIN GERÇEK VE TEK SORUMLUSUDUR"
İsrail'in Suriye, İran ve Lübnan gibi bölge ülkelerini hedef alan saldırılarının arttığı ve geniş bir coğrafyada Amerika Birleşik Devletleri güdümünde ve desteğinde sürdürülen emperyalist faaliyetlerin yoğunlaştığı görülmektedir. Bölgemizdeki komşu ülkeleri istikrarsızlaştırarak siyonizm ve emperyalizm lehine yeniden bir güvenlik inşa etmeye çalışan anlayış yalnızca kaos üretmektedir. İsrail bu savaşın gerçek ve tek sorumlusudur. İsrail üzerinde bir baskı mekanizmasının işletilememesi ise uluslararası sistemin esas sorunudur. Amerika Birleşik Devletleri'nin şımarık çocuğunun saldırganlığının nasıl tolere edildiği hatta zaman zaman nasıl teşvik edildiği ise küresel dünyanın çifte standartlarını gözler önüne sermektedir.
İSRAİL'İN İDAM YASASINA TEPKİ
İsrail Meclisi'nde kabul edilen ve Filistinli siyasi tutuklar için idam cezası yolunu açan düzenleme siyonizmin hukuktan ve ahlaktan yoksul yönünü gözler önüne sermektedir. Hukuk eliyle meşrulaştırılmaya çalışılan zulüm, siyonizmin İslam'dan almaya çalıştığı intikamın, Filistinli kardeşlerimiz üzerinde kurmaya çalıştığı tahakkümün bir başka yansımasıdır. Uluslararası hukuk bu denli ağır bir saldırıya dayanabilecek midir? Eşitlik nerede kalmıştır?
Batı'nın bu sessizliği hesaplı bir ahlaki körlük ve organize bir siyasi ikiyüzlülüktür. Bütün bunlar yaşanırken bölgenin stratejik damarları da ayrı bir baskı altındadır. Hürmüz Boğazı'ndan enerji geçişi ve deniz yollarının güvenliği tartışmaya açılmışken Orta Doğu'da su güvenliği de önem kazanmıştır. Savaş öncesi dönemde de küresel ölçekte en yüksek su sıkıntısı yaşayan coğrafyalardan biri Orta Doğu'dur. İklim değişikliği, kuraklık, talep artışı ve çatışmalar su kaynaklarını yeni bir rekabet cephesine dönüştürmüştür.
Bugünün mücadelesi sadece füze ve uçak meselesi değildir. Yarının çatışma sahaları su, gıda, enerji, altyapı ve lojistik hatları üzerinden şekillenecektir. Sınır ötesi askeri gelişmeler okunurken kaynak güvenliği, ticaret yollarının kontrolü, üretim ağlarının örgüsü ve coğrafyanın medeniyet yapısı birlikte ele alınmalıdır. Bugün bölgedeki her sarsıntı Türkiye'ye mezhepçilik, etnikçilik ve vekalet savaşları üzerinden yeni faturalar çıkarmak isteyen odakların iştahını kabartmaktadır. Türkiye'yi içeriden tartışmalı hale getirmek, etnik ve mezhebi fay hatlarını kaşımak, terörsüz Türkiye süreci devam ederken devletin omurgasını yumuşatmak sınır dışındaki kirli hesapların içerideki yankısından başka bir şey değildir.
"MHP'Yİ TARTIŞMAYA ÇAPLARI YETMEZ"
Washington Tel Aviv hattında yaşanan gerilim karşısında bölge devletlerinin etnik, dini ve mezhebi bölücülüğe fırsat vermeyen bir dayanışma çizgisinde kalması hayati meseledir. İç cepheyi sağlam tutmadan dış kuşatmayı yarmak mümkün değildir. Sanıyorum ki sınırlarımız dışındaki tüm gelişmeler karşısında terörsüz Türkiye sürecini sürdürmekte ki ısrar ve kararlılığımızın temel sebepleri daha iyi anlaşılmaktadır. Hal böyleyken bu süreci bahane ederek Milliyetçi Hareket Partisi'nin çizgisini, Türk Milliyetçiliğinin fikri omurgasını ve yegane kalesini sorgulamaya yeltenen sözde muhalefet, her şeyden önce kendi basiretsizliğini ele vermektedir. Oysa ne idrakleri bu meseleyi kavramaya yeter, ne ufukları bu süreci okumaya yeter, ne de çapları Milliyetçi Hareket Partisi'ni tartışmaya yeter. Türk Milliyetçiliğini sorgulama cüreti gösterenler, önce kendi siyasi acziyetlerinin ve fikri savrulmalarının hesabını çıkarmalıdır.
"TARIM, YARINI DA BESLEYEN STRATEJİK KUDRETTİR"
Vatanımız emekle yaşatılan ekinle güçlendirilen, ekmek olup nimete dönüşen, evlatlarımıza geleceğe taşınan bir emanettir. İşte bu sebeple tarım meselesine basit bir sektör başlığı, dar bir ekonomik alan, sadece çiftinin gündemi veya piyasa dengeleriyle sınırlı bir faaliyet olarak bakamayız. Tarım, toprağın hayatla buluşma biçimidir. Tarım toplamda toprağın milletin sofrasına ulaşma şeklidir. Tarım, nasibin devlet aklıyla birleşmesidir. Tarım, milletin yalnız bugününü değil, yarını da besleyen stratejik kudrettir.
Günümüz dünyasında bir millete diz çöktürmenin tek yolu işgal değildir. Dışa bağımlı hale gelen millet diz çökmüş demektir. Çiftçisini tarlasını terk etmişse, köylüsü bağını dağıtmışsa, devlet üreticisini kaybetmişse, diz çökmüş, çocuklarının sofrasını başkasının denetimine bırakmış demektir. Kaşığını başkasının doldurmasına, karnının başkasının doyurmasına izin veren devlet hür değildir. Bu nedenle gıda güvenliği doğrudan doğruya bir milli egemenlik, bir milli beka meselesidir. Tarım meselesi ertelenebilecek bir yatırım kalemi değildir. Gıda güvenliği bir politika başlığı değildir.
"BUGÜN TOHUMUNU KİM ÜRETİYORSA SAVAŞIN GALİMİ ODUR"
Savaş sadece tankla, tüfekle, füzeyle yürütülmez. Savaş bazen tedarik zincirinin kırılmasıyla, bazen boş market saflarıyla, bazen kepenk indiren esnafla, bazen kapatılan pazar tezgahıyla olur. Bugün tohumunu kim üretiyorsa savaşın galimi odur. Bugün bir milletin sofrasına gelen aşı kim kaynattıysa savaşın galibi odur.
"TARIM MİLLİ MUKAVVEMETTİR"
Kendi kendine yetebilen bir ülke olmak düş değildir. Kadere emanet edilmiş bir dua değildir. Hamasi bir dilek hiç değildir. Bugün üretilebilen ve ürettiğini tüketebilen bir Türkiye olmak, jeopolitik bir zorunluluk, milli bir gereklilik tarihi bir haysiyet meselesidir. Bugün dünyamızın içinden geçtiği kaotik dönemde iklim baskılarının arttığı, su krizlerinin büyüdüğü, tarımsal üretimin jeopolitik bir silaha dönüştürülebildiği, lojistik hatlarının kırılganlaştığı, biyoteknolojik müdahalelerin ve denetimsiz gıda dolaşımının çoğaldığı bir vasatta tarıma sadece ekonomik verim meselesi olarak görmek basiretsizliktir. Tarım milli mukavvemettir. Tarım yarınlarımızı bugünden koruma iradesidir. Tarım tam bağımsız büyük ve güçlü Türkiye'dir. Türk milleti kriz anında kapı kapı dolaşacak başkasının lütfuyla yaşayacak yardım eli uzanmasını bekleyecek bir millet değildir.
" NEREDE GAYRİMEŞRU BİR KAZANÇ ALANI VARSA DERHAL DEVLET ELİYLE KAPATILMALI"
Kara toprağa terini katık edip soframıza nimet ulaştıran çiftçimizi ve köylümüzü ezdirmemek de elbette bize düşecektir. Hem çiftçimizin alın terine hem helal soframız için kesemizden çıkan kazancımıza göz dikenlere de göz açtırmamalıyız. Tarımsal üretim alanında milletin emeği ve alın teri üzerinde haksız kazanç devşirerek kar maksimizasyonu hedefleyen fırsatçıları tek tek belirlemeli ve nerede gayrimeşru bir kazanç alanı varsa derhal devlet eliyle kapatılmalıdır.
GÜVENLİ GIDA MESELESİ
Tarım aynı zamanda nesillerimizin beden ve zihin sağlığını ilgilendiren milli bir meseledir. Bugün GDO'lu gıdalar, denetimsiz üretim biçimleri, tedarik zinciri bozulmuş gıdalar, kimyasal yoğunluk, sağlıksız tüketim kalıpları ve ithalata dayalı beslenme alışkanlıkları, Türk evlatlarının bedeline ve ruhuna yönelmiş en büyük tehlikedir. Gıda güvenliği kadar güvenilir gıdaya ulaşma konusu da son derece önemlidir. Güvenilir gıdaya erişim konusu Türk milletinin yarını hangi bünyeyle, hangi dirençle, hangi şuurla taşıyacağının meselesidir. Çocuklarımızın sofrasını korumak, geleceğimizi korumaktır.
TERÖRSÜZ TÜRKİYE SÜRECİ
Terörsüz Türkiye silahları susturan, terörün kokunu, kökünü kazıyan bir hedeftir. Terörsüz Türkiye, yeniden şenlenecek köylerdir. Terörsüz Türkiye, işini büyükşehirde aramayan gençlerdir. Terörsüz Türkiye, aşını anasının kazanında kaynatan kadınlarımızdır. Terörsüz Türkiye, ata yurdunu terk etmeyen babalardır. Terörsüz Türkiye, huzurun üretime üretimin refaha dönüşmesidir.
"POLİSLERİMİZİN HAYAT ŞARTLARI GÖRMEZDEN GELİNEMEZ"
Emniyet mensubu kardeşlerimizin hayat şartları görmezden gelinemez. Polislerimiz üzerine atılı bulunan fazla mesai sorunu ihmal edilemez. Karşılığı işletilemeyen çalışma saatleri, sınırı belirsizleşen nöbet görevleri ve sürekli teyakkuz hali, polislerimizin omuzlarında çok ağır bir yük bindirmektedir. Bu kapsamda polis intiharlarını es geçmemek gerekir. Uzun mesai sahiplerinin yorduğu, psikolojik baskının yıprattığı, yalnızlaşmanın yükünü taşıyan ve görev yoğunluğunun altında ezilen hiçbir polis kardeşimizi görmezden gelmemiz mümkün değildir. Türk polisi yalnız değildir."
"ARA SEÇİM YOK, SEÇİM ZAMANINDADIR"
Bahçeli, TBMM’de partisinin grup toplantısı sonrası basın mensuplarının sorularını cevapladı. CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in "ara seçim zorunlu" şeklindeki çıkışı hakkında Bahçeli, "Cumhuriyet Halk Partisi, kapısındaki sıkışıklığı Türkiye’yi karıştırarak aralamaya heves etmesin. Ara seçim yok, seçim zamanındadır. Türk milletinin iradesidir ve o iradeye şimdiden saygı duymak lazım." diye konuştu.
