Oyunlar şans, talih, bahis gibi isimlerle masumlaştırılıyor! Kumar reklamları yasaklanmalı
Çocukların eline kadar düşen kumarın, dijitalleşen dünyanın en önemli toplumsal krizi hâline geldiğini söyleyen Yeşilay Başkanı Doç. Dr. Mehmet Dinç, televizyonlardan bilboardlara kadar kumar reklamlarının serbest olmasının gençliği zehirlediği uyarısında bulundu.
- Yeşilay, 2026'yı "Bağımsızlık Yılı" ilan ederek başta dijitalleşmenin getirdiği bağımlılıklar olmak üzere modern bağımlılıklarla mücadele stratejilerini güçlendiriyor.
- Dijital kumar, YEDAM başvurularında büyük bir artış göstererek toplum için ciddi bir risk alanı haline geldiği uyarısı yapılıyor.
- Ekran bağımlılığı, özellikle çocuklar ve gençlerde nomofobiye yol açan ve sosyal erozyona neden olan ciddi bir halk sağlığı sorunu olarak vurgulanıyor.
- Bebeklere verilen tabletler "sessiz emzik", dijital oyunlardaki ganimet kutuları ise gençleri kumar bağımlılığına hazırlayan "gizli geçiş" olarak nitelendiriliyor.
- Yapay zekâ asistanlarıyla kurulan bağların, gerçek insan ilişkilerinin yerini alarak yeni nesil bir sosyal izolasyon riski oluşturduğu belirtiliyor.
- Yeşilay, bağımlılıkla mücadelede "dijital hijyen" müfredatı, kumar reklamlarının yasaklanması ve içerik denetim sistemleri gibi çözüm önerileri sunuyor.
ZİYNETİ KOCABIYIK - Bayramlar bir araya gelmenin, kucaklaşmanın ve özgürce sevinmenin günleridir. Ancak modern dünya, bu en kıymetli anlarımızı sessizce elimizden alan “görünmez zincirlerle” örülü. 106 yıldır bağımlılıkla mücadelenin sarsılmaz kalesi olan Yeşilay, 2026 yılını “Bağımsızlık Yılı” ilan ederek bu esarete savaş açtı. Yeşilay Genel Başkanı Doç. Dr. Mehmet Dinç ile gerçekleştirdiğimiz bu özel bayram röportajında; yatağımıza kadar giren dijital kumar pususundan, bebeklerin elindeki “sessiz emzik” tehlikesine ve yapay zekânın ortaya çıkardığı yeni nesil yalnızlığa kadar toplumsal bir röntgen çektik.
Başkan Dinç, bayram sofralarında bile elimizden düşmeyen telefonların ardındaki büyük tehlikeyi şu çarpıcı cümleyle özetliyor: İnsan kendi hayatının öznesi olmalıdır; bağımlılık ise iradeyi gasbeden bir esarettir!
Doç. Dr. Dinç, dijital dünyanın en tehlikeli krizlerinden birinin kumar alışkanlığı hâline geldiğini belirterek, “YEDAM verilerine göre bize yapılanher 7 başvurudan 2’si kumar sebebiyle geliyor. 2022 yılında 3 bin 6 iken, 2025’te 5 bin 748’e yükseldi. Bu artış bize kumarın giderek daha görünür ve daha yaygın bir risk alanı hâline geldiğini gösteriyor” uyarısını yaptı.
CEBİMİZDEKİ PUSU: KUMAR
> Son verilerinize baktığımızda özellikle kumarla ilgili size yapılan başvurulardaki artış korkutucu görünüyor... Dijitalleşen dünya yeni bir “toplumsal kriz” mi doğuruyor?
Kesinlikle öyle. Çevrim içi platformlar ve mobil uygulamalar, kumarı her zamankinden çok daha erişilebilir hâle getirdi. Artık kumar, bir telefonla evin içine, hatta yatağa kadar girdi. Bu, yayılma hızı çok yüksek bir “esaret” alanı. Kumar konusunda her fırsatta dile getirdiğimiz başlıklar var. İlk olarak kumar söz konusu olduğunda yasal ya da yasa dışı diye bir ayrım olmaz. Şans, talih, bahis gibi isimlerle kumarı masumlaştırmamak gerekiyor. Bu noktada ortak kavram birliği sağlanmalı; kumar kumardır. Diğer taraftan kumar reklamlarının yasaklanmasını istiyoruz. Kumara başlama verilerinde reklamların büyük etkisi var. Metrolardan televizyonlara kadar her alanda yer alan reklamlar kabul edilemez. Kumar ve dijital oyunlar arasındaki ilişki incelenerek oyunları denetleyen bir derecelendirme sistemi getirilmelidir. Kumarı özendiren içeriklere, sosyal medya fenomenlerine ve legal ya da kaçak film platformlarına katı yaptırımlar uygulanmalıdır.
TEKNOLOJİ ARTIK BİR “DIŞLANMAMIŞLIK” MASKESİ
> Teknoloji bağımlılığını neden bir alışkanlık değil, hastalık olarak görüyorsunuz?
Sanal kumar bağımlılığını hariç tutarsak, kişilerin oyun ya da sosyal medya bağımlılığı çok daha masum ve zararsız olarak düşünülebiliyor. Bunun en temel sebebi de herkesin benzer bir şekilde yaşaması. Yani dijital alışkanlıkların yaygınlığının kişiye bu alışkanlığından dolayı bir dışlanmışlık hissi vermemesi. Dolayısıyla bunu bir bağımlılık olarak görme eğiliminde de olmuyorlar. Bu da özellikle çocuklar ve gençler için ciddi riskler doğuruyor. “Herkes yaptığı için” masum ve zararsız sanılıyor. Bunu bir bağımlılık olarak görmüyor. Kişi, elindeki ekrana gömüldüğü için toplumdan dışlanmış hissetmiyor ama aslında derin bir sosyal erozyon yaşıyor. Bu da özellikle çocuklar ve gençler için çok tehlikeli. En kaygı verici olanı ise yaşın ortaokul seviyelerine kadar düşmesi. Uyku bozuluyor, ders başarısı çöküyor, sosyal ilişkilerden uzaklaşıyor, dikkat süresi bitiyor. Bu sebeple teknoloji bağımlılığı bir alışkanlık değil, ciddi bir halk sağlığı sorunudur.
DİJİTAL ÇAĞIN HÜKÜMDARI: NOMOFOBİ
> Gençlerin telefondan uzak kaldıklarında yaşadıkları o yoğun kaygı (nomofobi), sadece bir alışkanlık mı yoksa beynin ödül sisteminde kalıcı bir hasarın sinyali mi?
Kesinlikle. Nomofobi giderek daha sık karşılaştığımız bir durum. Bugün dijital platformlar kullanıcıyı mümkün olduğunca uzun süre ekranda tutacak şekilde tasarlanıyor. Sürekli gelen bildirimler, sonsuz kaydırma özelliği, kısa video akışları ve kişiye özel çalışan algoritmalar beynin ödül sistemini sürekli uyarıyor. Bu mekanizma kişiye küçük ama sık aralıklarla haz veren uyarılar sunuyor ve zamanla telefonu tekrar tekrar kontrol etme davranışını güçlendiriyor. Dolayısıyla gençlerin telefondan uzak kaldıklarında huzursuzluk, kaygı ya da eksiklik hissi yaşamaları büyük ölçüde bu dijital tasarımların oluşturduğu psikolojik ve nörobiyolojik bir döngünün sonucu olarak ortaya çıkıyor. Beyin sürekli uyarılmaya alıştığında ve bu uyarı kesildiğinde bir tür yoksunluk hissi ortaya çıkabiliyor. Bildirim gelmediğinde yaşanan o huzursuzluk, aslında bir yoksunluk belirtisidir. Ayrıca aileyle, arkadaşlarla kurulan yüz yüze bağlar zayıfladıkça gençler dijital ortamlara daha fazla yöneliyor ve bu da bağımlılık riskini artıran bir kısır döngü oluşturabiliyor. Biz “ekranı kapatın” demiyoruz, “dijital hijyen” müfredatı öneriyoruz.
Sanal bağımlılığa masal dokunuşu: Aile ve çocuk arasında gönül köprüsü kurulacak
YEDAM: KIRMIZI ÇİZGİMİZ GİZLİLİK
> Yardım almak isteyenlerin “etiketlenme” korkusuna ne diyorsunuz?
Gizlilik bizim kırmızı çizgimizdir. Hiçbir bilgi üçüncü şahıslarla paylaşılmaz, kimlikler titizlikle korunur. Kimse yargılanma korkusu yaşamasın. Biz buradayız, bir telefon uzağınızdayız. Amacımız, bağımlılığa hiç bulaşmadan o duvarı örmek; çünkü bağımsız bireyler, bağımsız bir geleceğin temelidir.
> Sizin gözlemlerinizle; 2026 Türkiye’sinde bağımlılıkla mücadelenin önündeki en büyük engel nedir? Maddi imkânlar mı, toplumsal ön yargılar mı, yoksa hızla değişen dijital çevre mi?
Bağımlılıkla mücadelede önümüze çıkan engeller, bağımlılık türüne göre değişiyor. Örneğin tütün bağımlılığında en büyük zorluk, toplumun bunu ciddi bir bağımlılık olarak görmek yerine sıradan bir alışkanlık olarak değerlendirmesi. Kumar bağımlılığında ise reklamların yoğunluğu, erişimin kolaylığı ve dijital platformların yaygınlığı öne çıkıyor. Alkol bağımlılığı söz konusu olduğunda ise bazen bu bir yaşam tarzı olarak algılanabiliyor.
YASAKLAMAYIN SINIR KOYUN
> Gençlerde “ekran bağımlılığı” ile “oyun bağımlılığı” arasındaki ince çizgi nerede bozuluyor? Ebeveynlere ne öneriyorsunuz?
Teknoloji hayatın merkezine yerleştiği an esaret başlar. Eğer ekran kullanımı uyku düzenini, akademik hayatı veya sosyal ilişkileri olumsuz etkiliyorsa artık bir bağımlılık riskinden söz edebiliriz. Çözüm, yasaklamak veya baskı kurmak değil; sınır koymak ve rehberlik etmektir. Ancak bu sadece ailenin yükü değil; devlet ve teknoloji şirketleri de çocukları koruyan yasal çerçeveler ve içerik denetim sistemleri için sorumluluk almalıdır. Bağımsız içerik denetim yapıları kurulmalı, dijital içeriklerde akıllı uyarı ve kullanım sınırlayıcı sistemler geliştirilmelidir.
"SESSİZ EMZİK" TABLET
> Bebeklerin elindeki tabletler gelecekte başka bağımlılıkların habercisi mi?
Bebeklerin eline verilen tabletleri “sessiz emzik” olarak görüyoruz. Erken yaşta yoğun ekran maruziyeti, çocukların dikkat gelişimini, duygusal farkındalığını ve sosyal becerilerini olumsuz etkileyebiliyor. Bu cihazlar dikkat gelişimini köreltiyor. Duygusal boşlukla büyüyen çocuk, ileride bu boşluğu başka zararlı maddelerle doldurmaya daha yatkın olur. Tableti bakıcı yerine koymayın.
GANİMET KUTULARINDAKİ “GİZLİ GEÇİŞ”
> Dijital oyunların içindeki “ganimet kutuları” (loot boxes) veya oyun içi satın almaların gençleri farkında olmadan “kumar bağımlılığına” hazırladığı söyleniyor.
Evet, dijital oyunlarda yer alan ganimet kutuları ve oyun içi satın alma mekanizmaları gençleri farkında olmadan kumar davranışına alıştırıyor. Bu sistemler çoğu zaman ödül beklentisi, şans faktörü ve tekrar tekrar satın alma döngüsü üzerinden çalışıyor. Bu da özellikle gelişim çağındaki çocuk ve gençlerde risk alma davranışını artırabiliyor ve kumar davranışına karşı bir alışkanlık zemini oluşturabiliyor; risk alma iştahını artırıyor. Yeşilay olarak bu “gizli geçiş” riskini ciddiye alıyoruz. Bu konuda hem bilimsel araştırmalar yürütüyor hem de hazırladığımız raporlarla kamuoyunu bilgilendiriyoruz.
YAPAY ZEKA SOSYAL İZOLASYON SEBEBİ
> Yapay zekâ asistanları ve sanal karakterlerle kurulan bağlar, gerçek insan ilişkilerini bitiriyor mu?
Yapay zekâ asistanlarıyla kurulan tek taraflı ilişkiler, özellikle yalnız kişilerde hızlı bir bağlanmaya sebep oluyor. Bu durum, yeni nesil bir sosyal izolasyon riskidir. Çünkü dijital etkileşimler zamanla gerçek insan ilişkilerinin yerini almaya başladığında kişi giderek daha fazla zamanını sanal ortamlarda geçiriyor, gerçek hayattaki sosyal bağlarından uzaklaşabiliyor. Bu süreç yalnızlığı derinleştirirken, kişinin dijital ortamlara daha fazla yönelmesine neden olan bir döngü oluşturabiliyor. Yapay zekâ yardımcımız kalmalı, insanın alternatifi hâline gelmemeli.
RAKAMLARLA YEŞİLAY DANIŞMA MERKEZİ (YEDAM)
>> Yaklaşık 500 bin bireysel görüşme gerçekleştirildi.
>> 190 bin kişiye sosyal destek hizmeti sağlandı.
>> YEDAM atölye çalışmalarına 6.568 danışan katıldı.
>> 296 danışan, İŞKUR aracılığıyla istihdama kazandırıldı.
>> Kumar bağımlılığında: 10 kişiden 8’i (%80) kumardan uzaklaştı.
>> Tütün bağımlılığında: 7 kişiden 6’sı (%86) iyileşti.
