Çin’in güneybatısında bulunan Himalayaların eteklerindeki 800 yıllık antik Liciang kasabası, mimari dokusu, tabii güzellikleriyle ziyaretçilerine romantik atmosfer sunuyor. Yünnan eyaletinin Tibet Özerk Bölgesi sınırındaki Liciang kasabasının tarihi, 13. yüzyıla kadar dayanıyor. Asırlarca bölgesinin siyasi, ticari ve kültürel merkezi konumundaki antik kasaba, son yıllarda ülkede turizmin dinamosu işlevini görüyor. 
Dar sokakları renkli taşlarla bezeli bu antik kasabanın hemen hemen her yerinden büyüklü küçüklü ırmaklar geçiyor. Dağların doruklarında eriyen kar sularının bölgeye hayat verdiği kasaba, 2 bin 500 metrelik rakımıyla dört mevsim serin kalıyor. Sadece 140 bin nüfusa sahip kasaba, her yıl yaklaşık 12 milyon ziyaretçiyi ağırlıyor ve bu yolla yılda dört milyar dolardan fazla gelir sağlıyor. Liciang antik kasabası, 2008’de Birleşmiş Milletler (BM) Bilim, Eğitim ve Kültür Teşkilatının (UNESCO) Dünya Mirası Listesi’ne alınmıştı.

“Yeşim Ejderhası Dağı” eteklerindeki “Mavi Ay Vadisi” ve “Kaplan Kanyonu”, bölgedeki tabii turistik merkezler arasında yer alıyor. 

Çeşitli kültürlerden motifleri mimari dokusunda birleştiren Liciang antik kasabasının ahşap iskeletli ve kiremit çatılı evleri, bölgenin yerlileri olan Nakhi toplumunun bu alandaki ustalığını yansıtıyor.

Mosuolar
Anaerkil kabilede baba kelimesinin sözlükte yeri yok

Çin’in güneybatısındaki Lugu Gölü çevresinde yerleşik Mosuo halkı, sosyoekonomik hayatın tamamen kadınların egemenliğinde olduğu bir kültüre sahip. Burada erkeğin miras ve velayet hakkı da bulunmuyor

Çin’in güneybatısındaki Himalaya eteklerinde Yünnan ile Sıçuan eyaletlerinin sınır noktasındaki Lugu Gölü çevresinde yaşayan Mosuo halkı, dünyada ender rastlanan anaerkil toplumların başında geliyor. Mosuolar, büyük ve geniş evlerde sülalenin bütün fertleriyle bir arada yaşıyor. Evin reisinin, ailenin en büyük kadını olduğu bu toplumda, çocuklar annelerinin soy ismini alıyor. Bu sebeple soy kavramının kadın üzerinden takip edildiği Mosuolarda miras da anaerkil olarak aktarılıyor. Ailede söz sahibinin kadınlar olduğu bu kabilede, erkekler ömür boyu “ana evinde” yaşıyor. Mosuolarda evlilik kurumu ise alışılmışın dışında işliyor. “Gezen evlilik” adı verilen geleneğe göre erkek, sadece geceleri evlendiği kadının hanesinde konaklıyor ve sabah şafak sökerken buradan ayrılıyor. Erkeklerin, ailenin geçimi, çocukların bakımı gibi alanlarda hiçbir sorumluluğu bulunmuyor. Çocuk için baba rolünü ailenin dayısı üstleniyor. Ev işlerinin ve aile geçindirmenin tamamen kadınların sorumluluğunda olduğu Mosuo kabilesinde, erkekler kazandıkları parayı “ailenin reisine” teslim etmek mecburiyetinde. Mosuo halkının kullandığı yerel dilde, baba, amca, damat, gelin, kaynana gibi kavramların sözlük karşılığı bulunmuyor. Çin Devleti, Mosuoları ülkede resmen tanınan 56 etnik gruptan biri olarak sınıflandırmıyor. Dış dünyadan izole bir coğrafyada yaşayan Mosuolar, bu sayede ilginç kültür ve geleneklerini popüler kültürün etkilerinden koruyabiliyor ancak yaşadıkları coğrafyanın sahip olduğu tabii güzellikleri sebebiyle Çinli yetkililerin teşviki sonucu bölge giderek daha turistik bir hâle geliyor. Kenya’daki Samburu, Nepal’deki Tashi Sangmo, Kosta Rika’daki Bribis yerlileri, Endonezya’nın Sumatra adasındaki Minangkabaular ve Nijerya’daki Wodaabeler toplumları, kadın egemen kültürleri Mosuolar kadar baskın olmasa da dünyadaki diğer anaerkil halklar arasında yer alıyor.

Palmarin Yarımadası 
Tuz gezegeni!

Senegal’in Atlas Okyanusu’na kıyısındaki jeomorfolojik yarımada Palmarin, rengârenk tuz konilerinin oluşturduğu eşsiz manzarasıyla ziyaretçilerine farklı bir gezegendeymiş hissi veriyor. Başkent Dakar’ın 135 kilometre güneyinde yer alan ve önceden adayken gelgit olaylarıyla zamanla yarımadaya dönüşen Palmarin’de, deniz suyunun çekildiği kısımlarda bölge halkı tuz çıkarıyor. UNESCO Dünya Mirası Listesi’ndeki Saloum Deltası’ndaki Joal-Fadiouth ile Djiffer arasındaki Palmarin, natürel mangrov rezervi, “hayat ağacı” olarak da bilinen baobap ağaçları ve sakin ortamının yanı sıra tuz çıkarılması sonucu oluşan rengârenk tuz kuyularıyla bölgede önemli bir ekonomik değer olarak görülüyor. Her tarafına meteor düşmüş gibi görülen alandaki siyah, yeşil, turuncu, sarı, mavi, kırmızı veya beyaz sularla dolu koniye benzer yüzlerce kuyu, mahallî halk tarafından tuz üretme kaynağı olarak kullanılıyor.

En fazla komşu ülke Gambiya tarafından alınan tuzlar, bölgenin tek geçim kaynağı olmasa da rengârenk tuz kuyuları, turistlerin ilgisini çekiyor. Palmarin’in okyanusa bakan kısımlarında, şehir hayatının gürültüsünden uzaklaşmak isteyenler için konaklayabilecekleri bambudan yapılmış butik oteller de bulunuyor. İsteyenlere rehber eşliğinde çevredeki tabii güzellikleri, çeşitli kuş türlerini at arabasıyla gezip görme ve baobap ağaçları arasında güneşin batışını seyretme imkânı sunuluyor...

Dev gibi kaplumbağaların yaşadığı ada

Hint Okyanusu’nun Doğu Afrika kıyılarındaki Tanzanya’nın yarı özerk bölgesi Zanzibar’da Changuu adası dev kaplumbağalarıyla dikkati çekiyor. Ahşap kayıklarla adaya ulaşan turistler, en yaşlısı 194 yaşında olan dev kaplumbağaları elleriyle besleyerek, fotoğraf çektiriyor. Beyaz kum ve okyanusun turkuaz sularında serinlemenin keyfini yaşayan turistler, tropik ormanda gezerek tavus kuşları arasında tabiat yürüyüşü yapabiliyor. Zanzibar’a yaklaşık 6 kilometre uzaklıktaki Changuu Adası’nda bulunan 9. yüzyıldan kalma “köle pazarı” ve “köle hapishanesi” müze ve kafe olarak turistleri ağırlıyor. İnsanların alınıp satıldığı binaların duvarları, âdeta tarihte yaşanan acıların izlerini taşıyor.