Alper Tüfekçi bir devlet sanatçısı. Hayır hayır piyona keman çalmıyor, resim heykel yapmıyor, sesi de tenor değil, bale de bilmiyor.  
Peki ya?
Bıçak yapıyor.
Eee bizim mahallede de var bi tane.
Ama bu farklı. Bıçağı sanat eseri gibi görüyor. 
*
Tanışıyoruz. Ben çok usta gördüm diye giriyorum lâfa. Bıçaklarıyla 8’lik demirleri doğrayanlar, metal halatları budayanlar, zincirleri koparanlar... 
Alper Usta gülüyor. “Bu zor bir şey değil ki” diyor, “sadece sertlik ve ağız açısı ile ilgili. Ancak öyle bir bıçak esnemez, kanırtırsanız kırılır, sapı elinizde kalır. Eğer sertlik ve kırılganlık makbûl olsaydı bıçağı camdan yapardık. Kaldı ki böyle bir bıçağı bilemek zordur, canınızı çıkarır. 
¥ Sizi tanısak..
- Bizi Düzceli bilirler, Karadenizliyiz aslında. Rize de iki evimiz var biri 150 yıllık öbürünün tarihini bilen yok, asırlık konak, ikisinin de altı ocak.
¥ Babanız, dedeniz hatta büyük dedeleriniz demirciydi o zaman. 
- Evet demirciler, hem iyi demirciler. Düşünün dağ başında yivli tüfek yapan insanlar. Düzce’ye ilk elektrikli tornayı da dedem getirmiş. Bakın “Bıçak yapmak kolay” ama “iyi bıçak yapmak” zordur. Emek ister, tecrübe ister, sabır ister. İşin matematiğini ve estetiğini bilmek lazım ayrıca.
¥ Bıçakları bir şablona göre mi yapıyorsunuz?
- Hayır asla, müşteri gelir derdini anlatır, dinler not alırım kısaca. Bir kere bıçak nerede kullanılacak ona göre çelik seçilir, ona göre kabza kesilir. Arazide kullanan için Karabük çeliği uyar, hafif pas yapsa da sıkıntı çıkarmaz. Lakin mutfakta kullanılacak bıçağın paslanmaması lâzım. Eskiden kamyon makaslarını, eğeleri bıçak yapardık, şimdi malzeme çok, istediğin geliyor elinin altına. 
¥ Sipariş veren bıçak yaparken gelip karışsa kızar mısın?
- Biz zaten onu istiyoruz, her safhada tasvibini alıyor ve arkadaş oluyoruz sonunda. Karşılaştıkça sorarım. “Nasıl memnun musun?” Ekseri “Ya abi ben onu kullanmaya kıyamadım” diyor, “koydum vitrine ööle duruyor.” 

DÖRDÜNCÜ KUŞAK
¥ Aileden demirci olmanız büyük şans

- Evet dedeme de çırak oldum babama da ama ne öğrendiyse Mudurnulu İsmail Usta’dan. Lise bir filandım, daldım dükkânına “Ben bıçak yapacağım” dedim. Şöyle dönüp baktı, kim bu ukala? Sonra ya sabır çekip döndü ocağına. Kovulsam da gitmeyecektim, kararlıydım öğrenecektim mutlaka.
¥ Eski ustalar çok konuşmazlar di mi?
-Kırk yılın başı iki kelime söylerse ne âlâ, gelgelelim bu öyle büyük ufuklar açar ki sana. Hani çinici üfle bakayım demiş ya, işte püf noktası burada. Bıkmadan seyredeceksin günlerce, aylarca…
¥ Eğer seyretmekle kasap olunsaydı sarman...
- Hayır kedinin gözü ciğerde. Kasabı seyretse o bile hisse kapar. Bak ben sana bir şey söyleyeyim mi? Kimse kimseye bir şey öğretemez, kimse de kimseden bir şey saklayamaz. Heveslisi bilgiyi kazıya kazıya alır, aparır, koparır. Meraksıza hoca da tutsan mesafe almaz. 

BIÇAĞI GÖSTEREN SAPI
¥ Şüphesiz metali de önemli ama ben bıçakların saplarına bayıldım.

- Evet sapına çok özen gösteriyorum, daha ziyade zeytin, gül, paduk, ceviz, meşe, zebrano, kestane, venge gibi ağaçları seçiyorum. Bunlar hem hoş durur hem tahammüllüdür, yolda koymaz.
¥ Size bir cila atmak kalıyor o zaman!..
- Hayır ahşaba asla boya vernik vurmam, sadece keten tohumu yağı kullanırım o kadar. Hem parlatır hem korur, ağacı bozmaz. Sığır ve koyun boynuzları da sapa yakışır ama geyik boynuzu çok başka..  
¥ Sahi bu boynuzları nereden buluyorsunuz usta? 
- Geyiklerin boynuzları belli fasılalarla yenilenir, düşen boynuzları çobanlar bulur getirirler bıçakçılara. Fiyatı yok, kim ne tutturursa. Biz genellikle takasa gireriz “Ver boynuz, al kama…” 

Alper Tüfekçi sadece yerli bıçakseverlerce değil, ecnebiler tarafından da iyi tanınıyor.

AKLINIZDA BULUNSUN
- Diyelim paraya kıyıp iyi bir bıçak aldım. Yıllarca kullanmak istiyorum nasıl korumalıyım?

- Ucuzu pahalısı fark etmez, madde bir temiz tutacaksın. Meyveler asitli ve şekerlidir, bir elma bile soysan kirli bırakmayacak, silip yıkayacak, kurutup kaldıracaksın. Ama aşırıya da kaçmayacak, leke sökücülere, deterjanlara bulamayacaksın. Hele hele kesinlikle bulaşık makinesine atmayacaksın. Eğer bıçağınız karbon çelik ise (kara çelik) yağlayacak, pastan koruyacaksın. 
 - O zaman kullanınca hemen kılıfına koyup kaldıralım .
- Sakın ha!.. Bıçağı kılıfında tutmayın, muşambaya sarmayın. Terlerse mahvolur yoksa. 
 - Deri de terletir mi?
- O terletir bilhassa.

ISSIZ ADAYA DÜŞSEN
¥ Çok sorulur ıssız adaya düşecek olsanız yanınıza ne alırdınız? Sizinkiler arasında bıçak vardır mutlaka. 

- Elbette, zaten iyi bir bıçağı olanın başka şeye ihtiyacı kalmaz, onunla avlanır, barınak kurar, kök çıkarır, tenceresini, kaşığını, bardağını oyar. Hem odun keser, hem de tıraş olabilir rahatlıkla.

¥ O kadar keskin görünmüyorlar ama. 
- Buradakilerin hiç biri bilenmedi, fuarda ağzını elleyen çok oluyor zira. Bir seferinde eski bir berber geldi, kılıfından sıyırırken ikaz ettim “Amca bak bileylidir, bir kaza çıkmasın sonra.” “Ben kırk yıllık berberim”dedi, “Onca ustura tutmuşum, işimi mi öğretiyorsun bana?”  Sonra bir baktı eli kan içinde. “Vayy, bu neymiş ya?” 
Olur, bizim de başımıza gelir. Elimdeki dikişleri saysam boyumu aşar. 

¥ Vay kerata. 
Demek ustasını bile tanımıyor. 
- Bizim töremizde bıçakla şaka olmaz. Bıçakla yol gösterilmez, işaret edilmez, yağ bal sürdün diyelim kesinlikle yalanmaz! 
 -Bıçak yarası geçer dil yarası geçmez derler oysa. 
-Bir dil daha var dilden içerü, aman gönül kırma!

Hazırlayan: İrfan Özfatura