Babası nihayet Zeyd'inden haber almıştır, sevinç içinde Mekke'ye koşar: Hayret ettiren cevap
Hârise yanına büyük para alır. Yıllardır hasret kaldığı evladının köle olduğunu duymuştur ve onu satın alacaktır. Efendimiz kendisine yapılan teklife öyle bir cevap verir ki Hârise ve kardeşi Kâ’b şaşkınlık içindedir.
ÖMER ÇETİN ENGİN - Yıllar geçer... Benî Kelb kabilesinden Kâbe’yi ziyârete gelenlerden bazıları Hazret-i Zeyd’i görerek tanırlar. O da onları tanır. Hazret-i Zeyd onlara “Ailemin benim için feryat figan edeceğini bilirim, şu beyitleri onlara ulaştırın” der. Bu satırlar kavuştuğu nimeti anlatır:
Yanıyor yüreğim uzağım ben yuvamdan
Komşuyum Kâ’be’ye uzaksam da anam babamdan
Üzüntünüz sakın kalbinizi yakmasın.
Benim için feryadınız arşa değin çıkmasın.
Hamdolsun Mevlâ’ya öyle bir yuvadayım,
Ki gördüğüm şeref ve hayırdan hep duâdayım.
HÂRİSE’NİN HASRETİ BİTMİŞTİR
Kabile mensupları müjdeyi doğruca koşup babası Hârise’ye verirler... Bundan büyük ne mutluluk olur. Hârise yanına kardeşini Kâ’b ile Mekke’nin yolunu tutar. Yanına bolca da para alır. Öyle ya oğlunun köle olduğunu öğrenmiştir. Kim bilir sahibi ne kadar para isteyecektir. Ki Hârise dünyaya sahip olsa ve isteseler gözünü kırpmadan verecek bir evlat hasreti ve muhabbeti içindedir.
YALVARIŞ VE UMULMADIK MUAMELE
Mekke’ye varınca Peygamberimizin (aleyhisselâm) evini öğrenip huzurlarına çıkarlar ve yalvarırcasına konuşurlar:
- Ey Kureyş kavminin efendisi, ey Abdülmuttalib’in torunu, ey Benî Hâşim soyunun oğlu, siz Harem-i şerîfin komşususunuz. Misafirlere ikram, esirlere ihsan eder, onları esaretten kurtarırsınız. Köleniz bulunan oğlumuzun kurtulması için ne kadar para istersen onu verelim, serbest bırak, ne olur bu dileğimizi geri çevirme!”
Resûlullah “Çocuğun re’yine bırakalım. Kimi isterse, onun olsun” buyururlar.
Hârise ve Kâ’b duydukları sözler karşısında hayretten hayrete sürüklenirler.
Büyük bir memnuniyetle, - Sen bize çok adaletli ve insaflı davrandın, diyebilirler...
Efendimiz Zeyd’i çağırıp durumu anlatır ve tercihini sorarlar. “Benim anam babam budur” diyerek, Resûlullah’ın yanından ayrılmak istemez. Efendimiz bunun üzerine çok sevinip, “Zeyd benim oğlumdur” buyururlar. Babası ve amcası, Efendimizin Zeyd’e şefkat ve merhametini, Zeyd’in de Allah’ın Sevgilisi’ne olan büyük muhabbetini görünce içleri rahat eder, sevinip geri dönerler...
TÂİF... AH TÂİF!..
Gün gelir kâinat İslâm güneşiyle nurlanır... Zeyd bin Hârise (radıyallahü anh) ilk iman edenlerdendir. Hazret-i Hatice, Hazret-i Ebû Bekir ve Hazret-i Ali’den sonra dördüncü, azad olmuş köleler içinde ise ilk Müslüman olmakla şereflenen O’dur. Mekke’de iken pek çok eza ve cefalara maruz kalır. Peygamberimiz (aleyhisselâm) İslâmiyet’e davet için Tâif’e giderler. Yanlarına Zeyd bin Hârise’yi de alırlar. Burada bir ay uğraşırlar. Kimse iman etmez. Çok büyük acılar yaşarlar. Yüce Peygamber hüzün içerisinde hazret-i Zeyd ile dönerken yolda Tâifliler taşa tutarlar. Efendimizin her tarafı kan revan içinde kalır. Hazret-i Zeyd, Peygamberimizi atılan taşlardan korumak için, O’nun önüne, arkasına, sağına soluna geçerek siper olur. Kendisi de bu suretle birçok yerinden yaralanır.
(devam edecek)
HADÎS-İ ŞERÎF;
(Hayra delalet eden [yol gösteren, sebep olan] o hayrı yapan gibi sevaba kavuşur.) [Tabe]
KENDİMİ KAYBETTİM HÜKÜMSÜZDÜR - 1
BU SAF UYANDI ARTIK!
-Fakat siz hiç konuşmuyorsunuz.
- Dinliyorum. Dertli olan sensin.
- Sahi... Niye beni çekiyorsunuz ki...
- Korkma, şu dünyada karşılıksız bir şeyler yapanlar, yapmak isteyenler tek tük de olsa kaldı.
- Bir sürü deli saçması şeyler benimkisi amca. Öyle ya, çok kolay aslında. Niye bunları kafama takıyorum ki. Kendini sağlama alacaksın bu hayatta. Kimse kimsenin ağzına bedava bir lokma koymuyor. Geçmiş yıllarım enayilikten başka bir şey değilmiş meğerse. Bunu anladım.
- Niye böyle kara kara düşünüyorsun öyleyse...
- Bilmem, yıpranmanın dinlenmesi belki de.
- Belki de başka bir şey.
- Ne gibi!
- İçinden bir ses geçmişteki iyi niyetli kişiliğine ‘enayilik’ derken, daha derinlerden gelen bir ses, ‘gaddar ve menfaatçi olmayı kabullenme, kazanacağım derken temizliğini kaybetme’ diye sesleniyor olmasın...
- ....
- Belki de bu ayrımı net bir şekilde yapmak için böyle düşüncelere dalıyorsun.
- Hayır ben kararımı verdim. İçimdeki açmazları iyice kapattım. Üstüne kilit taktım. Daha doğrusu o açmazları açma çabasını bıraktım. Bu kadar yaralanmak yeter artık. Hep darbe yedim. Ne zaman iyi niyetli olduysam arkasından insanların beni kullanmasıyla karşı karşıya kaldım. Sonuçta zararı ben çektim. Onlar sırıta sırıta arkalarını dönüp defolup gittiler. Yüzlerinde beni çaktırmadan kullanmanın sinsi gülüşünü koyvermeyi de ihmal etmediler. Zafer kazanmışçasına gittiler. Kelimesiz şekilde, “Bu saf artık uyandı, ben gidip yenisini bulayım” dercesine gittiler... Ben ise geride bir enkaz gibi kalakaldım...
(devam edecek)
GÜNÜN SOHBETİ: EHLİ SÜNNET BÜYÜKLERİ
KATI KALBİN BEŞ İLACI
➱ Boş oturanları Allahü teâlâ sevmez. Bir kimse boş oturursa ona şeytan musallat olur.
➱ Sevap kazanmak çok iyi. Kazanılan sevapları kaybetmemek ondan daha iyi.
➱ Fitneye sebep olmak, adam öldürmekten büyük günahtır.
➱ Emr-i maruf ve nehy-i münker, imanın en kıymetli cüz’üdür. Ehl-i sünnet itikadını yayanlara çok müjdeler var.
➱ İslâmiyet’in hükümlerini aklına danışarak kabul eden, iman etmemiştir.
KIZINCA BİR HARARET BASAR
➱ İnsan kızınca, bir hararet basar, bu, oda sıcaklığının harareti değil, Cehennem ateşinin hararetidir. Özellikle kızınca, işine sözüne dikkat etmelidir.
➱ Kalbinde dünya sevgisi olmayanın duası kabul olur.
➱ İmanı kâmil olanın alametleri:
1) Hanımı ile iyi geçinir.
2) Hizmetçisiyle [emri altındakilerle] oturup yemek yer.
3) Fakirlerle sohbet eder ve bundan zevk alır.
ÇOK SIKINTININ HİKMETİ
➱ Ehl-i sünnet âlimleri, bugünün işini yarına bırakmazlardı. Helekel müsevvifun, yani sonra yaparım diyenler helak oldu, hadîs-i şerîfine sarılmışlardı. Onlardan birine sorabilseydik, bu kadar kitabı nasıl yazdınız, ev bark, çoluk çocuk, iş güç varken bunca kitabı üstelik o imkânlarla bir ömre nasıl sığdırdınız? O mübarek zat, iki kelimeyle cevap verirdi: Helekel müsevvifun. Yani sonra yaparım diyenler helak oldu.
➱ Silsile-i aliyye büyüklerinden Abdullah-ı Dehlevi hazretleri, talebesi Mevlâna Hâlid hazretlerine buyurmuşlar ki, “Sen Bağdat’a döndüğün zaman, çok sıkıntı çekeceksin. Seni kabul etmeyecekler, hakaret edecekler. Bazıları da, “Hani sizin yolunuz hak idi, hocan çok büyük veli idi. Niçin sıkıntılar içindesin?” diye soracaklar. Sen onlara de ki, “Bizim yolumuz bu. Bu yolda sıkıntı çok olur. Aşkta merhamet olmaz. Peygamber efendimiz ve diğer Peygamberler de çok sıkıntılar çektiler. Hatta en çok sıkıntıyı onlar çekti. Hâlbuki onlar, Allahü teâlânın en sevdiği kullarıdır. Bu sıkıntılar bu yolun şânındandır. [Hakikaten Bağdat’a dönünce, önce bu sıkıntıları çektiyse de, daha sonra herkes akın akın gelip etrafında toplandılar.]
ÖNEMLİ OLAN İHLASTIR
➱ Bir Müslüman, bir İslâm âliminin veya evliyanın ruhuna, ömründe bir kere bile olsa, bir Fatiha okuyup hediye etse, o zat, bu iyiliğin altında kalmaz. Mutlaka o kimseye şefaat eder.
➱ Önemli olan süper kabiliyet, süper zekâ değildir, süper ihlastır.
➱ Beş şey vardır, kalb katılaştığı zaman onun ilacı olur:
1) Salih müslümanlarla görüşmek ve onların meclisinde bulunmak.
2) Kur’ân-ı kerimi okumak.
3) Karnını doyurmayıp helalden az bir şey yemekle yetinmek. Zira helal yemek kalbi aydınlatır.
4) Allahü teâlânın kâfir ve günahkâr için hazırladığı acı azabı ve tehdidini düşünmek.
5) Kendisini Allahü teâlâya kulluk vazifesini yapmakta aciz ve noksan görmek, bununla beraber Allahü teâlânın lütuf ve ihsanını düşünmektir. Bu tefekkür olup, bundan hayâ meydana gelir.
➱ Ehl-i sünnet itikadını, ehl-i sünnet âlimlerinin doğru yolunu yaymak, yani insanlara ulaştırmak Allahü teâlânın en büyük nimetlerindendir. Bu büyük nimete, ne ibadetle kavuşulur, ne de başka bir şeyle. Sadece Allahü teâlânın ihsanıyla, seçmesiyle olur.
➱ Bahçıvan bir gül için bin diken yetiştirir. Bir kişi dememek lazım.
➱ Ehl-i sünnet âlimlerine saldıran din düşmanının hakikatte asıl hedefi bu mübarek zatlar değildir. Onlar için (Vârislerim) buyuran Resûlullah Efendimizdir.
ESHAB-I KİRAM
HAZRET-İ ÖMER’İ (RADIYALLAHÜ ANH) AĞLATAN CEVAP: NİÇİN ACELE EDERSİN?
Hazret-i Ömer bin Hattâb “radıyallahü anh” herkesten önce mescide giderdi. Bir gün mescide giderken gördü ki, bir çocuk, acele ile önünden gider. Hazret-i Ömer dedi ki, “Yâ sabî [çocuk], niçin bu kadar acele mescide gidersin? Sana henüz namaz dahi farz olmamış.” Çocuk dedi ki, “Yâ Ömer, ben niçin acele etmiyeyim ki, dün, benden küçük bir çocuk vefat etti”... Hazret-i Ömer “radıyallahü anh” çocuktan bu sözü işitince çok ağladı.
ZAMANE MÂNİLERİ
İmsak vakti oruç başlar
Niyet farzdır arkadaşlar
Garipleri unutmayın
Ona göre pişsin aşlar
BİLMECE
Gece
göğün kandilidir
Ramazanın müjdesidir
Cevap:
Ramazan hilali
HULKİ ABİ
ADNAN ŞAHİN'DEN RAMAZAN SOFRASI
TUTMAÇ ÇORBASI
MALZEMELER
>> 1/2 çay bardağı haşlanmış nohut
>> 1/2 çay bardağı ince erişte
>> 1/2 çay bardağı haşlanmış yeşil mercimek
>> 1 soğan
>> 3 çorba kaşığı sıvı yağ
>> Aldığı kadar su
>> 1 tatlı kaşığı tuz
>> İsteğe göre toz karabiber
>> Nane
Terbiyesi için;
>> 1 çorba kaşığı un
>> 1 yumurta sarısı
>> 1 bardak doğal yoğurt
HAZIRLANIŞI
Bir tencerede kaynatılan suya yarım çay bardağı önceden haşlanmış nohut ve yeşil mercimek eklenir. Ardından yarım çay bardağı erişte ilave edilir. Yumuşayana kadar yaklaşık 10-15 dakika pişirilir. Terbiyesi için bir kâsede yumurta sarısı, un ve yoğurt çırpılır. Çorbadan 1-2 kaşık sıcak su alınarak terbiyeye eklenerek ılıştırılır. Terbiye yavaş yavaş tencereye ilave edilir. 2-3 dakika karıştırılarak kaynatılır ve altı kısılır. Ayrı bir tavada 3 yemek kaşığı sıvı yağda doğranmış 1 adet soğan ve bir tutam nane kavrulur. Hazırlanan sos çorbaya eklenir ve servis edilir.
PATLICANLI GÖZLEME
MALZEMELER
>> 1 su bardağı süt
>> 1,5 su bardağı su
>> 2 yemek kaşığı
sıvı yağ
>> 1 tatlı kaşığı tuz
>> 1 çay kaşığı
instant maya
>> 6 su bardağı un
İç harç için;
>> 1 büyük boy soğan
>> 1 adet kapya biber
>> 4 adet yeşil biber
>> 3 adet patlıcan
>> 2 adet domates
>> 1 yemek kaşığı salça
>> Yarım çay bardağı sıvı yağ
>> Tuz, karabiber
HAZIRLANIŞI
Önce iç harç hazırlanır. Tavaya sıvı yağ alınır, doğranmış soğan 1-2 dakika sotelenir. Biberler eklenip kısa süre daha sotelenir. Küp doğranmış patlıcan, domates ve salça ilave edilerek kavrulur. Yarım çay bardağı su eklenir, patlıcanlar yumuşayana kadar kısık ateşte pişirilir ve soğumaya bırakılır. Hamur için ılık su, süt, yağ ve maya yoğurma kabına alınır. Bir miktar un ve tuz eklenerek yoğrulur. Kontrollü un ilavesiyle yumuşak bir hamur elde edilir. Üzeri örtülüp 30 dakika dinlendirilir. Hamurdan mandalina büyüklüğünde bezeler alınır, ince açılır. Yarısına iç harç konulup D şeklinde kapatılır. Arkalı önlü pişirilir.
AĞIZLI KADAYIF
MALZEMELER
>> 1 kg yassı kadayıf
>> 750 g ağız şurubu
>> 750 g şeker
>> 2 su bardağı su
>> 1 tatlı kaşığı limon suyu
HAZIRLANIŞI
Kadayıfların düz kısımları içte kalmak üzere birer çorba kaşığı ağız konarak kapatılıp servis tabağına dizilir. Bir tencerede şeker ve su ile kaynatılır. Limon suyu ilave edilerek kıvamlı bir şurup pişirilir. Soğuduktan sonra şurup ya kadayıfların üzerine dökülerek ya da yanında bir kâsede servise sunulur. Ağız yerine kaymak da kullanılabilir. Ağız, doğumdan hemen sonra sağılan ve kesilen temiz sütün kaynatılıp koyulaşarak kıvama gelmesiyle elde edilir.
