Yanık sesli Bilal 'Radıyallahü anh'
Hazreti Bilal Peygamberimizin vefatından sonra her yerde O'nun hatırasını görüyor, yüreği sızlıyor, bir daha ezan okumuyor.
"Artık Medine'de duramam" deyip Şam'a hicret ediyor…
Bilâl, Habeşistanlı köle bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelir.. Mekke sokaklarında koşturur binbir zorlukla büyür.. Ümeyye bin Halef onu köle olarak satın alır. Ve çile böylece başlamış olur.. İslamiyeti kabul eden ilk 7 kişiden biri olma şerefine kavuşur.. Bunu duyan Ümeyye bin Halef hiddetlenir, türlü işkenceler yapar kimsesiz Bilâl'e.. Fakat Bilal ısrarla, "Ehad, Ehad! Allah bir'dir Allah bir'dir" der.
Günlerce aç ve susuz bırakırlar. Bazen de boynuna bir ip takıp Mekke sokaklarında para karşılığı tutulan çocuklar tarafından dolaştırırlar.. Ama o hiç davasından geri dönmez. Baktılar olmuyor bu kez kızgın kumda ellerini kollarını bağlarlar, karnına koca kaya parçaları koyarlar. Bilal'in (radiyallahü anh) her zerresi Allah der, direnci ile herkes şaşırır. Nihayet bir gün Hazret-i Ebu Bekir oradan geçer ve Ümeyye'ye; "Sen hiç Allah'tan korkmaz mısın? Bu zavallıya ne kadar daha işkence edeceksin" der. Ümeyye: "Onu siz bu hale getirdiniz, kurtulmasını istiyorsan satın al da kurtar" cevabını verir. Hazret-i Ebu Bekir bütün şartları kabul eder ve Hazreti Bilal'i satın alır, Resulullah'a arz eder. Ve Bilal'i azad eder.. Hazreti Ebu Bekir daha sonra Bilal'in annesi Hamame'yi de satın alarak azad eder. Ve Bilal artık Resulullah Efendimizin yanından hiç ayrılmak istemez.
Medine'de Resulullah'a mescid yapılıyordur. Kızgın güneşin altında Fahr-i Kainat bile tuğla taşımaktadır. Mescid tamamlanır, sıra namaza gelir. Fakat Müslümanları namaza nasıl çağırmalı? Tam o sırada Abdullah bin Zeyd Resulullah'a gördüğü rüyayı anlatır. Rüyasında ezanın bugünkü şeklini duymuştur. Sahabilerin içinde sesi en yanık ve en güzel olan Bilal'dir. Efendimiz Zeyd'den ezanı Bilal'e öğretmesini ister ve namaz vakitlerinin de artık böyle ilân edileceğini emreder…
Hazreti Bilal'in, mescidin en yüksek duvarına çıkıp, yanık bir sesle ilk ezanı okuması herkesin çok hoşuna gider. Ve böylece "Ezan-ı Muhammedi" Medine sokaklarında yankılanır. Daha sonra Hazret-i Bilal sabah ezanına 'Essâletü hayrun minen nevm'i (namaz uykudan hayırlıdır) ekleyince Resulullah; "Bilal bu ne güzel söz" diye buyurup tasvip eder. Hazreti Bilal Peygamberimizin vefatından sonra her yerde Resulullah'ın hatırasını görür. Resulullah Efendimizden sonra bir daha ezan okuyamaz. "Artık Medine'de duramam" deyip Şam'a hicret eder.
Yıllar geçmesine rağmen, Hazret-i Bilal bir türlü Medine'ye dönmez. Son çare olarak Hazreti Ömer, onları kırmaz diyerek Peygamber Efendimizin torunları Hazreti Hasan ve Hüseyin'i aracı olarak gönderir. Bunun üzerine Bilal-i Habeş Medine'ye dönmeye karar verir. Nihayet Medine'ye varmış Mescid-i Nebi'ye yaklaşmıştır. Hazreti Hasan ve Hüseyin Efendilerimiz boynuna sarılırlar. "Ne olur Ya Bilal bir kerecik ezan oku" diye yalvarırlar. Resulullah'ın kabrini ziyaret edince kabirden, "Bizi ferahlat ey Bilal" sesini işitir. Hazreti Bilal'in kalbi titrer, gözlerinden yaşlar akar. Bilal sessizce mescidin duvarına çıkar ve son kez ezan okumaya başlar. Daha "Allahü Ekber, Allahü Ekber" der demez mescitteki herkesin dizlerinin bağı çözülür. Bütün Medine halkı akın akın Mescid-i Nebevi'ye koşar. İnsanlar Resulullah'ın dirildiğini zanneder. Çünkü Bilal ancak Resulullah hayatta iken böyle ezan okur diye düşünürler. Mescide koşanlar Hazreti Bilal'i görür. Herkes hıçkırıklara boğulur. Hazreti Bilal bir müddet Medine'de misafir kaldıktan sonra tekrar Şam'a dönerek son nefesine kadar dini İslam'ı yayar. İNAN ARVAS
HADİS-İ ŞERİF
Ramazan bereket ayıdır. Allahü teâlâ bu ayda, günahları bağışlar, duâları kabul eder. Bu ayın hakkını gözetin! Ancak cehenneme gidecek olan, bu ayda rahmetten mahrum kalır.
Her güne bir dua
Sıkıntıdan kurtulmak için
(Yâ Allah-ür-rakîb-ül-hafîz-ür-rahîm. Yâ Allah-ül-hayy-ül-halîm-ül'azîm-ür-raûf-ül-kerîm. Yâ Allah-ül-hayy-ül-kayyüm-ül-kâimü alâ külli nefsin bimâ kesebet, hul beynî ve beyne adüvvî)
(Lâ ilâhe illallâhül'azîm-ül-halîm lâ ilâhe illallâhü Rabbül-Arş-il'azîm lâ ilâhe illallahü Rabbüs-semâvâti ve Rabbül-Erdı Rabbül'Arş-il-kerîm.)
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
"İstiğfara (estağfirullah) devam eden, sıkıntı ve dertlerden kurtulur, ummadığı yerden rızıklanır"
"Lâ ilâhe illallah, demek 99 belâyı defeder, en aşağısı sıkıntıdır."
"La havle ve la kuvvete illa billah, okumak, 99 derde devadır. Bunların en hafifi sıkıntıdır"
"Sıkıntıya düşen veya borçlanan, bin kere 'La havle ve la kuvvete illa billahil aliyyil azim' derse, Allahü teâlâ işini kolaylaştırır."
Ege mutfağından
İzmir köfte
Malzemeler:
gt; Yarım kilo kıyma
gt; 1 baş soğan
gt; 1 yumurta
gt; Yarım bayat ekmek içi
gt; Az karabiber, tuz
gt; 2 adet patates
gt; 2 adet domates
gt; 4-5 tane yeşil biber
Hazırlanışı:
Soğan rendelenir, bayat ekmeğin içi, kıyma, tuz, biber, yumurta iyice yoğurulur ve 1 parmak uzunluğunda şekil verilir. Diğer tarafta patatesler yıkanır, ayıklanır ve altıya bölünür. Tuzlu suya doğranır. Yağ kızdırılır. Tuzlu sudan çıkarılmış, süzülmüş patatesler yağa atılıp çok az kızartılır ve bir fırın tepsisinin etrafına sıralanır. Köfteler aynı yağa atılır. Çok az kızartılıp tepsinin ortasına güneş şeklinde dizilir. Aynı yağda 1-2 dakika kızartılan biberler de şekilli olarak tepsiye köftelerin üzerine konulur. Rendelenmiş ve hafifçe sulandırılmış domates veya hafifçe sulandırılmış salça tepsinin üzerine gezdirilir. Orta hararette bir fırında yarım saat kadar pişirilir. Pişirme esnasında yemeğin suyu hafifçe kaynatılıp bir miktar çektirilmelidir.
Hayal tiyatrosu
Şefkat-9
Ruhumun aynası...
Ertesi akşam içimde kopan fırtınaları anneme açtım... İlim sahibi bir hanım tanıdığı olduğunu söyleyip, 'Ser verip sır vermez bir insandır... Seni ona götüreyim. Bu soruları ona sor' dedi...
Seyyide Hanımlara yakın bir eve geldik... Bizi çok güler yüzlü, benim yaşlarımda bir hanım karşıladı...
- Kızınız bu demek ki... Hoş geldiniz, dedi...
Annem, 'Evet, benden müsaade' diyerek kalktı...
Ben öyle kala kalmıştım...
- Ben ser veririm, sır vermem... Anlatın dökün içinizi...
İşte o zaman anladım annemin bu hanımı kastettiğini... Şaşırdım... Çok duru bir samimiliği vardı…
Hayranlık duydum bir anda, içimden bir sıcaklık aktı bu hanıma karşı...
Afedersiniz... Ben yaşlı bir ablayla konuşacağız zannetmiştim... O bakımdan şaşırdım, dedim...
- Öyle miiiii, dedi ve şırıl şırıl ama seviyeli bir tebessüm belirdi yüzünde... Bu hanımda birçok yeni tanıştığım kişide fark ettiğim, kapris, zoraki düzmece tavırlardan eser yoktu... Hep siz diye hitap ediyordu ama sen diye hitap edenlerde bulamadığım bir samimiyet akıyordu sözlerinden...
Allah'ım iki akşamdır hayret girdaplarına sürükleniyordum... Alışageldiğim dünyanın dışındaki bu dünyadan ne de habersiz yaşamıştım...
Peki beni rahatlattınız dedim... Onun doğallığı karşısında ne kadar özen göstersem de hareketlerime yansıyan günümüz tavır ve davranışlarından kurtulamadığımı bile bile iç dünyamı açmaya başladım... Kendimle yüzleşme vaktimin geldiğini hissediyordum... Bana bir ayna lazımdı... Annemin dediğine göre de o ayna işte şu an karşımdaydı... (devam edecek)
Ömer Çetin Engin
omer.cetin@tg.com.tr
