Orta Doğu’da yeni güvenlik ekseni! Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan güçlerini birleştirdi
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması, üç ülkeden birine yönelik silahlı saldırının diğerlerine de yapılmış sayılmasını öngören kolektif savunma ilkesiyle yeni bir dönemin kapısını aralıyor. Bağımsız Araştırmacı Dr. Erman Tatlıoğlu’na göre anlaşma, üç ülkenin askeri, teknolojik ve ekonomik imkanlarını aynı güvenlik çatısı altında buluşturuyor.
Mekke'de Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Ortak Savunma Anlaşması, Orta Doğu ile Güney Asya arasındaki güvenlik ilişkilerini yeniden şekillendirebilecek önemli bir adım olarak öne çıkıyor. Dr. Erman Tatlıoğlu'nun değerlendirmesine göre Türkiye'nin askeri tecrübesi ve savunma sanayisi, Pakistan'ın askeri ve nükleer kapasitesi ile Suudi Arabistan'ın ekonomik gücü, üçlü yapının en önemli avantajlarını oluşturuyor.
GÖRÜŞMELER BİR YILDIR YÜRÜTÜLÜYOR
Anlaşmanın temelleri, 17 Eylül 2025'te Suudi Arabistan ile Pakistan arasında imzalanan Stratejik Karşılıklı Savunma Anlaşması'na dayanıyor. Türkiye'nin de dahil olduğu üçlü savunma düzenlemesi için yaklaşık bir yıldır görüşmeler yürütüldüğü ve taslak metnin 2026'nın başlarında hazırlandığı belirtiliyor.
Cumhurbaşkanı’ndan Mekke Anlaşması sonrası dünyaya mesaj: "Birimizin güvenliği hepimizin güvenliğidir"
GÜVENLİK TEHDİTLERİNİN ARTMASI SÜRECE HIZ KAZANDIRDI
Tatlıoğlu'nun analizinde, bölgedeki güvenlik tehditlerinin artmasının da sürece hız kazandırdığı vurgulanıyor. İsrail-İran geriliminin bölgesel etkilerinin ve Kızıldeniz ve Hürmüz Boğazı çevresindeki güvenlik sorunları ile enerji altyapısına yönelik risklerin ülkeleri yeni güvenlik iş birliklerine yönelttiği belirtiliyor. Anlaşma bu nedenle mevcut ittifakların alternatifi olmaktan çok, bölge ülkelerinin kendi savunma kapasitelerini güçlendirme arayışı olarak değerlendiriliyor.
TÜRKİYE SAVUNMA SANAYİSİYLE DİKKAT ÇEKİYOR
Üç ülkenin sahip olduğu imkanların birbirini tamamlaması da anlaşmanın dikkat çeken yönlerinden biri olarak öne çıkıyor. Türkiye, NATO deneyimi ve gelişen savunma sanayisiyle teknolojik ve operasyonel kapasite sunarken Pakistan geniş ordusu ve askeri tecrübesiyle öne çıkıyor. Pakistan'ın nükleer kapasitesi ise üçlü yapının caydırıcılık boyutuna katkı sağlıyor. Suudi Arabistan ise ekonomik gücü ve yüksek savunma harcamalarıyla anlaşmanın finansal ayağını oluşturuyor.
TÜRKİYE İÇİN YENİ FIRSATLAR
Anlaşmanın Türkiye açısından önemli sonuçlarından birinin savunma sanayisinde ortaya çıkabilecek yeni fırsatlar olması bekleniyor. Riyad'ın savunma tedarikinde yerli üretimi artırmayı hedefleyen Vision 2030 programı, Türkiye'nin teknoloji transferi ve ortak üretime dayalı modeliyle örtüşüyor. Suudi Arabistan'ın AKINCI TİHA'yı tercih etmesiyle iki ülke arasında savunma alanındaki iş birliği de daha önce önemli bir seviyeye ulaşmıştı.
Analizde ayrıca, İHA ve SİHA sistemlerinden elektronik harp ve hava savunma teknolojilerine, akıllı mühimmattan radar, zırhlı araç ve deniz platformlarına kadar birçok alanda yeni ortak projelerin gündeme gelebileceği belirtiliyor. Ortak üretim tesislerinin kurulması ve Türk savunma şirketlerinin Suudi Arabistan'da yatırımlar gerçekleştirmesi halinde anlaşmanın ekonomik boyutunun da güçlenebileceği değerlendiriliyor. Pakistan'ın üretim kapasitesi ve askeri tecrübesinin bu sürece dahil edilmesi ise üç ülkenin ortak projeler geliştirmesinin önünü açabilir.
Üç ayrı güç ortak denklemde buluştu! BAE basını yazdı: Türkiye için yeni fırsatlar
Mekke Ortak Savunma Anlaşması, yaklaşık 70 yıl önceki Bağdat Paktı ve CENTO'yu hatırlatsa da kuruluş amacı bakımından farklı bir yapıya işaret ediyor. CENTO, Soğuk Savaş döneminde Sovyetler Birliği'ni çevrelemeye yönelik Batı stratejisinin parçasıyken yeni anlaşma, doğrudan bölge ülkelerinin kendi güvenlik ihtiyaçları doğrultusunda şekilleniyor. Füze ve İHA tehditlerinden enerji güvenliğine, bölgesel savaş risklerinden kritik deniz yollarının korunmasına kadar geniş bir alanda ortak kapasite oluşturulması hedefleniyor.
Analize göre anlaşmanın Türkiye açısından askeri ve diplomatik kazanımların yanı sıra savunma ihracatı ve yeni ortak üretim imkanları sağlaması bekleniyor. Öte yandan anlaşmanın kalıcı bir güvenlik mekanizmasına dönüşmesinin, siyasi taahhütlerin ortak askeri planlama, istihbarat paylaşımı, savunma yatırımları ve kurumsal işbirliğiyle desteklenmesine bağlı olacağı ifade ediliyor.
Dr. Tatlıoğlu, Türkiye'nin teknoloji gücü, Pakistan'ın askeri birikimi ve Suudi Arabistan'ın finansal imkanlarının etkin biçimde bir araya getirilmesi halinde Mekke Anlaşması'nın, Orta Doğu ile Güney Asya arasında yeni bir bölgesel güvenlik ekseninin temelini oluşturabileceğini savunuyor.
