Cesetsiz cinayet olur mu? Hukukçular kamuoyunun gündemindeki cinayet dosyalarını değerlendirdi
Türkiye gündemine oturan okul saldırıları ve yıllardır kamuoyunda soru işaretleri barındıran cinayet dosyaları, ceza hukukuna dair tartışmaları yeniden alevlendirdi.
- Ceza yargılamasında varsayımların değil, somut delillerle desteklenen olayların esas alınması gerektiğini, delille desteklenmeyen senaryoların hukuki değerinin olmadığını vurguladılar.
- Ölümün tespitinin ancak kişinin bedenine, kemiklerine veya organik dokularına ulaşılmasıyla ya da ölümün gerçekleştiğini kabul ettirecek derecede somut bulguların elde edilmesiyle mümkün olabileceğini belirttiler.
- Daraltılmış baz verileri gibi dolaylı ve yanıltıcı teknik bulguların tek başına yeterli kabul edilemeyeceğini, esas olanın kişiler arasında gerçek bir iletişim, temas ve ilişkiyi ortaya koyan somut veriler olduğunu ifade ettiler.
- İkrarın (itiraf) tek başına yeterli olmadığını, hukuka uygun şekilde elde edilmesi ve somut delillerle desteklenmesi gerektiğini belirttiler.
- Çocuk suçlarda aile bireylerinin kural olarak kendi fiillerinden sorumlu olduğunu, ancak ebeveynlerin gerekli dikkat ve özeni göstermemesi halinde ihmale dayalı olarak taksir kapsamında sorumluluk doğabileceğini açıkladılar.
- Mahkemenin bir kişinin öldüğüne her türlü şüpheden uzak biçimde ikna olması gerektiğini, ancak bunun için tıp ve teknik bilimi kurallarına göre kesin olarak ortaya koyabilecek delillerin bulunması gerektiğini belirttiler.
Gamze Erdoğan / ANKARA - Gülistan Doku soruşturması başta olmak üzere Palu ailesi, Rojin Kabaiş ve Narin Güran dosyaları üzerinden “fail ya da ceset bulunmadan mahkûmiyet nasıl mümkün olur?” sorusu sıkça gündeme gelirken, çocuk suçlunun ailesinin cezalandırılması farklı bir tartışma konusu oldu. Cesetsiz cinayeti yazan Hukukçu Ersan Şen ve Hadi Dündar merak edilen soruları gazetemizde cevapladı.
“DELİLLERLE DESTEKLENMEYEN SENARYOLARIN HUKUKİ DEĞERİ YOK”
Cesetsiz cinayeti ilk kez yazan Hukukçu Ersan Şen, bir kişinin ölümüne ilişkin hukuki değerlendirme yapılabilmesi için öncelikle ölümün kesin olarak ortaya koyulması gerektiğine dikkat çekerek, “Ceza yargılamasında temel ilke; olaylara ilişkin oluşturulan varsayımların değil, bu varsayımların somut delillerle desteklenip desteklenmediğinin esas alınması. Delille desteklenmeyen senaryoların hukuki bir değeri bulunmaz” ifadelerini kullandı. Şen, “Ölümün tespiti ancak kişinin bedenine, kemiklerine veya organik dokularına ulaşılmasıyla ya da ölümün gerçekleştiğini kabul ettirecek derecede somut bulguların elde edilmesiyle mümkün. Bu tür bulgular, kişinin hayatını kaybettiğine dair en güçlü ve doğrudan delil niteliği taşır. Şayet bu tür somut bulgulara ulaşılamıyorsa, kişinin öldüğünün kabul edilebilmesi için kapsamlı ve etkin bir araştırma süreci yürütülmeli” diye konuştu.
“DARALTIŞMIŞ BAZ TEK BAŞINA DELİL KABUL EDİLEMEZ”
Daraltılmış baz verileri gibi dolaylı ve yanıltıcı teknik bulguların tek başına yeterli kabul edilemeyeceğinin altını çizen hukukçu Şen, “Esas olan; kişiler arasında gerçek bir iletişim, temas ve ilişkiyi ortaya koyan somut verilerin bulunması. Bunun yanı sıra, ceza yargılamasında ikrar (itiraf) önemli bir delil olmakla birlikte, tek başına yeterli değil. İkrarın hukuka uygun şekilde elde edilmesi ve somut delillerle desteklenmesi gerekir. Bu araştırmaların makul ve yeterli bir süre boyunca, örneğin en az iki yıl devam etmesi gerekli. Aksi hâlde, yalnızca beyana dayalı suç isnatları hukuki açıdan geçerlilik taşımaz” dedi.
Önce videosu ortaya çıktı şimdi ifadesi: Gülistan Doku davasında firari Umut Altaş'ın ağabeyi her şeyi tek tek anlattı!
“KUVVETLİ ŞÜPHELER DOĞRULTUSUNDA TUTUKLAMA TEDBİRİ UYGULANABİLİR”
Bu süre zarfında elde edilen deliller doğrultusunda şüpheliler hakkında kuvvetli suç şüphesine dayanılarak tutuklama tedbirinin uygulanabileceğini söyleyen Şen, sözlerine şöyle devam etti: “Ancak kesin mahkûmiyet kararı verilebilmesi için, ölüm olgusunun ve ölümün gerçekleşme biçiminin açık ve şüpheye yer bırakmayacak şekilde ortaya konulması zorunlu. Kişinin ölümünün kabul edilmesinin ardından, ölümün nedeni üzerinde durulmalı. Bu kapsamda ölümün doğal sebeplerle mi gerçekleştiği, intihar mı olduğu, kaza sonucu mu meydana geldiği, hayvan saldırısı sonucu mu oluştuğu ya da bir suç fiili neticesinde mi gerçekleştiği titizlikle araştırılmalı. Özellikle öldürme şüphesinin bulunduğu durumlarda; kamera kayıtları, ses kayıtları, hastane verileri, DNA incelemeleri, telefon kayıtları ve kişinin son temas kurduğu kişiler gibi somut deliller büyük önem taşır.”
Gülistan Doku soruşturması Rojin Kabaiş'in babasına umut oldu: Sıra benim kızımda
“AİLE İHMALE DAYALI TAKSİR KAPSAMINDA SORUMLU OLABİLİR”
Çocukların işlediği suçlar bakımından aile bireylerinin sorumluluğu konusu da merak edilen konular arasında yer alırken, hukukçu Şen konu ile ilgili şu açıklamalarda bulundu: “Hukuk sistemimizde suçta ve cezada kanunilik ve şahsi sorumluluk ilkeleri geçerli. Bu nedenle, kural olarak herkes yalnızca kendi fiilinden sorumlu. Ancak ebeveynlerin gerekli dikkat ve özeni göstermemesi halinde, ihmale dayalı olarak taksir kapsamında sorumluluk doğabilir. Öngörmüşse veya öngörüp de olmayacağını düşünmüşse basit veya bilinçli taksirden sorumluluk doğar. Son olarak, benzer olayların önlenebilmesi için yalnızca cezai tedbirler yeterli değil. Okullarda rehberlik hizmetlerinin güçlendirilmesi, çocukların erken dönemde izlenmesi ve sosyal gelişimlerinin desteklenmesi büyük önem taşıyor. Bu kapsamda ilgili kamu kurumlarının koordineli ve önleyici politikalar geliştirmesi polisiye tedbirlerden daha öncelikli öneme sahip.”
“MAHKEMENİN KİŞİNİN ÖLDÜĞÜNE İKNA OLMASI GEREKİR”
Hukukçu Dündar ise kişinin öldüğü, öldürüldüğü ya da fail tarafından öldürüldüğü hususlarının net bir şekilde araştırılması gerektiğine dikkat çekerek, “Bu durumların tespiti için gerekli tüm araştırmalar yapılmalı; başka hiçbir ihtimale yer vermeyecek, maddi gerçeği yansıtacak şekilde ortaya konulmalıdır. Bir kimsenin ölü olduğuna kanaat getirilmesi için cesedinin bulunmuş olması şart değildir. Mahkemenin, kişinin öldüğüne her türlü şüpheden uzak biçimde ikna olması yeterlidir” dedi.
Dündar, “Kişinin cesedinin bulunması, ölüm olgusunu ortaya koyan en açık ve şüpheye yer bırakmayan delil olmakla birlikte, bu sonuca başka delillerle ulaşılmasına hukuken engel yoktur. Ancak bunun için tıp ve teknik biliminin kurallarına göre, kişinin hayatta olmadığını kesin olarak ortaya koyabilecek delillerin bulunması gerekir. Cesedi bulunamayan bir kişinin sağ olup olmadığının kesin olarak belirlenebilmesi amacıyla, bu konuya ilişkin tüm iddialar araştırılmalı ve gerekli incelemeler için yeterli süre tanınmalıdır" değerlendirmesinde bulundu.
