Nükleer kalkan, kolektif caydırıcılık ve KAAN: Mekke Anlaşması, bölgesel denklemi yeniden şekillendirdi
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan liderleri kolektif savunma ve güvenlik mimarisini yeniden şekillendiren Mekke Anlaşması’na imza attı. Gazeteci Levent Kemal, NATO’nun 5’inci maddesinin bir benzerini içeren anlaşmanın, bölgesel denklemi nasıl şekillendireceği ve güvenlik tehdidinin arttığı dönemde taşıdığı caydırıcılık potansiyelini gazetemize değerlendirdi. Kemal, "Anlaşma; çatışmalar, füze tehditleri ve Orta Doğu genelindeki istikrarsızlıkların arttığı bir dönemde, üç ülkenin caydırıcılık kapasitesini güçlendirme yönündeki ortak yaklaşımını yansıtıyor" diyerek, anlaşmanın 'sadece yeni bir askeri blok olmadığını’ vurguladı. Uzman isim ayrıca, ‘Suudi Arabistan’ın KAAN programına dahil olması' iddialarına ilişkin dikkat çeken analizlerde bulundu.
Mekke’de bir araya gelen Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan liderleri üçlü savunma anlaşması imzaladı.
‘Mekke Anlaşması’nda, NATO’nun 5’inci maddesinin temeli olan ‘kolektif savunma’ ilkesi de yer alıyor.
Anlaşmaya göre; üç devletten herhangi birine yönelik gerçekleştirilecek bir silahlı saldırı, tümüne yönelik bir saldırı olarak kabul edilecek.
Gazeteci Levent Kemal, anlaşmanın detaylarının yanı sıra, savunma sanayisi gelişmiş Türkiye, nükleer güç olan Pakistan ve ekonomik gücü ile dikkat çeken Suudi Arabistan’ın oluşturduğu güç birliğinin bölgede şekillendireceği yeni güvenlik denklemini gazetemize değerlendirdi.
Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nı bölgedeki değişen güvenlik mimarisi açısından önemli bir adım olarak nitelendiren Kemal, “Anlaşmanın temel önemi yalnızca kolektif savunma maddesinde değil, aynı zamanda Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında stratejik koordinasyon iradesini ortaya koymasında yatıyor” ifadelerini kullandı.
BÖLGESEL GERİLİME KARŞI CAYDIRICILIK MEKANİZMASI
Orta Doğu’da yükselen gerilim ve bölgesel çatışmaların oluşturduğu tehdidi işaret eden Kemal, “Anlaşma; çatışmalar, füze tehditleri ve Orta Doğu genelindeki istikrarsızlıkların arttığı bir dönemde, üç ülkenin caydırıcılık kapasitesini güçlendirme yönündeki ortak yaklaşımını yansıtıyor” dedi.
BÖLGESEL AKTÖRLERE AÇIK MESAJ
Anlaşmanın sadece yeni bir askeri blok oluşumu olarak değerlendirilmemesi gerektiği uyarısında bulunan Levent Kemal, kısa vadede en önemli etkisinin askeri bir ittifaktan daha çok siyasi ve stratejik düzlemde olacağını dile getirdi. Kemal, söz konusu etkilerin “Savunma koordinasyonunun artırılması, iş birliği mekanizmalarının geliştirilmesi ve ortaklardan birine yönelik saldırının daha geniş sonuçlar doğuracağı mesajının verilmesi” şeklinde olacağı değerlendirmesinde bulundu.
SUUDİ ARABİSTAN KAAN PROGRAMINA DAHİL OLACAK MI?
Suudi Arabistan'ın KAAN programına katılmasına yönelik görüşmenin de bu zirvede yapıldığı ve imzaların Şubat 2027'de atılabileceği iddiasına dair konuşan Levent Kemal, “Suudi Arabistan’ın KAAN programına olası katılımı, Türkiye-Suudi Arabistan savunma iş birliğinin en stratejik başlıklarından biri olabilir. Böyle bir ortaklık, yalnızca bir savaş uçağı tedarik projesi değil, aynı zamanda savunma teknolojileri, üretim kabiliyeti ve bölgesel savunma sanayii iş birliği açısından önemli bir adım anlamına gelir. Ama henüz bu konuda geçmişten gelen iş birliği niyetinin nasıl seyredeceğini kestirmek zor” ifadelerini kullandı.
GERÇEK ETKİYİ ZAMAN GÖSTERECEK
Kemal, ıslak imzaların atıldığı anlaşmanın sahada uygulanabilirliğinin zamanla daha iyi anlaşılacağını vurgulayarak, “Gerçek etkisi ise üç ülkenin askeri iş birliğini ne ölçüde kurumsallaştıracağına ve farklı tehdit algılarını, bölgesel öncelikleri ve dış politika yaklaşımlarını ne kadar uyumlu yönetebileceğine bağlı olacaktır” diye konuştu.

