Müzehhip Gülbün Mesara: Sanattaki misyonum Türk tarzını korumak
Babası Süheyl Ünver’in misyonunu sürdüren tezhip ve minyatür sanatının usta ismi Gülbün Mesara: Yıllar evvel yapılmış şeylerin kopyası zaten var. Maksat klasiği bozmadan, Türk tarzını koruyarak yeni kompozisyonlar yapmak.
- Gülbün Mesara, Süheyl Ünver'in kızı ve yanında yetişmiş bir sanatçıdır.
- Sanat hayatında altmış yılı aşan Mesara, tezhip ve minyatür sanatına önemli katkılarda bulunmuştur.
- Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü sahibidir.
- Şimdilerde eserlerini “Mesara” adı altında tekstil ürünleriyle buluşturmaya hazırlanmaktadır.
- Sınırlı sayıdaki ilk ürünlerin satış geliri Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfına (TEGV) hibe edilecektir.
- Mesara, babasından 15 yıl süren bir çalışmanın ardından hem minyatürde hem de tezhipte icazet almıştır.
- Sanatında klasiği bozmadan, Türk tarzını koruyarak yeni kompozisyonlar yapmayı hedeflemiş ve öğrencilerine de bunu aşılamıştır.
- ABD'deki kütüphanelerde minyatürlü kitaplar üzerinde araştırmalar yaparak kimsenin göremediği tasvirleri ortaya çıkarmaya çalışmıştır.
- Fatih devri ve Selçuklu dönemi minyatürlerinden ilham almış, kaftanlar ve kadın tiplerini içeren bir seri hazırlamıştır.
- İlk olarak “Gül Kapsül Koleksiyonu” ile TEGV'e bağış yaparak bu projeye başlıyor.
MURAT ÖZTEKİN - Gülbün Mesara, Türk İslam sanatlarının usta isimlerinden biri... Süheyl Ünver’in kızı olan ve onun yanında yetişen Mesara, altmış yılı aşan sanat hayatında babasının misyonunu üstlenerek tezhip ve minyatür sanatına çok şey kattı. Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü sahibi sanatçı, bugünlerde eserlerini “Mesara” adı altında tekstil ürünleriyle buluşturmaya hazırlanıyor. Sınırlı sayıdaki ilk ürünlerin satış geliri ise Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfına (TEGV) hibe edilecek.
Biz de bu vesileyle Mesara ile evinde buluştuk. “Hayatımda hiç keşke demedim” diyen 86 yaşındaki sanatçıyla maziyi ve bugünü konuştuk…
- Süheyl Ünver’in kızı olmak sizin için büyük bir şans olsa gerek. Doğduğunuz o ev nasıldı?
Kadıköy Mühürdar’da deniz kenarında bulunan apartmanda doğdum, orada yetiştim. Babam Topkapı Sarayı’nda ve Cerrahpaşa’da dersler verirdi. Bir talebe grubu vardı. Fakat evde de her zaman meşguldü. Hep fırçası ve boyası elindeydi.
YAHYA KEMAL BABAMIN DOSTUYDU
- Meşhur simalar da arkadaşlarıydı sanırım...
Yahya Kemal babamın dostuydu. İsmini hatırlayamayacağım birçok isim ise eve gelir, annem çok büyük bir sabırla hepsine hizmet ederdi.
-Süheyl Ünver sizi doğrudan sanata yönlendirdi mi? Nasıl aldınız elinize fırçayı?
Babamın bir çalışma odası vardı. Bana da merak uyandırmak için odasında küçük bir dolap vermişti. O zamanlar küçücük bir kızdım. Neşriyatından getirir, “Benim kızım küçük ne anlar” diye düşünmeden imzalayarak bana verirdi. Bu şekilde bu sanat sevgisini aşılamış oldu. Ve zamanla elime fırça verdi ve yavaş yavaş öğretmeye başladı.
KABRİSTANDA “DERS”
-Nasıl ilerlediniz sanatta?
Süheyl Hoca’nın üniversitedeki derslerine, toplantılarına katılırdım. O derslerde bilen bilmeyene öğretiyordu. Zaten öğretirken öğreniyordunuz. Bir de hafta sonu hocayla beraber eski kabristanlar, camiler ve diğer yapılara giderdik. Bunlar çok büyük birer ders mahiyetindeydi. Hoca eski eserleri resmeder, “Ben bunu sanat için yapmıyorum. Yıkım furyasında yarın mevcudu kalmayacak yerleri birer birer tespit ediyorum” derdi. Ve hakikaten resimlerindeki binaların çoğu bugüne ulaşamadı.
- Babanızdan icazet aldınız değil mi?
İcazet aldım ama alana kadar 15 sene uğraştım. Öyle kızıyım diye özel bir muamele yapmadı. İcazet bana tam bir sürpriz oldu. Çünkü tam evleneceğim yaz büyük bir telaş içindeyken bir gün icazet kâğıdını bana titrek elleriyle getirdi; “Buna icazetini hazırlamanı istiyorum” dedi. Tabii, büyük bir sevinçle aldım. Ve o yaz o telaş içine icazetimi hazırladım ve imzaladı. Hem minyatürde hem tezhipte…
- Siz ondan nasıl bir misyon devraldınız? Sizin minyatürde ve tezhipte odaklandığınız ayrı şeyler var mı?
Maksat klasiği bozmadan, Türk tarzını koruyarak yeni kompozisyonlar yapmak. Talebelerime de hep bunu aşılamak istedim. Türkiye’deki kütüphanelerde her yerde minyatürlü eserler çok fazla var. Ancak yurt dışındaki kütüphanelerde de çok önemli minyatür kitapları mevcut. Ben beş senelik ABD hayatımda, Morgan Kütüphanesi ve New York Şehir Kütüphanesi gibi yerlerdeki minyatürlü kitaplar üzerinde araştırma yaptım. Kimsenin göremeyeceği tasvirleri ortaya çıkarmaya çalıştım. Sanatlarımızı orada da araştırmış oldum.
MÜHİM OLAN SANATI DEJENERE ETMEMEK
- Size ilham olan tarihî devirler hangisi?
Fatih devri minyatürleri ve ondan evvelki Selçuklu dönemi minyatürlerinde çok ilham aldım. Kadın kıyafetleri koleksiyonum çok önemli. Selçuklu’dan hatta Uygur’dan itibaren kaftanları ve kadın tiplerini ortaya çıkarıp bir seri hazırladım.
- Sizin klasik sanatları icra etmeye başladığınız dönemlerle bugün arasında çok fark var. Sanata rağbet gösterenler sayı olarak biraz arttı. Bu sizi sevindiriyor mu?
Vallahi onu bilemem. Evet. Mühim olan bunu dejenere etmemek. Yani Türk sanatının içinde kalabilmek.
- Nasıl dejenere olmaz?
Şimdi yenilik diye bir şey var. Sanattan maksadımız klasiği kopya etmek değil. Klasiğin en güzel örnekleri zamanında yapılmış. Ancak eskiyi bihakkın öğrendikten sonra uygun kompozisyon yapabilirsiniz. Bunu da herkes yapamıyor.
- Peki bugünkü sanat ortamlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Çok fazla söylemek istemiyorum. Bizim öğrendiklerimiz, tatbik ettiklerimizin çok dışında şeyler var.
- Şimdi de “Mesara” ile sanatınızı yeni nesillerle buluşturuyorsunuz…
Benim adım gül ocağı demekmiş. Gül zaten Peygamberimizi sembolize ediyor. Yıllar içerisinde güle dair büyük bir birikimim oluştu. Güllerle yeni kompozisyonlar ürettim. Şimdi ilk olarak bu eserleri yeni nesillerle tanıştırmak istiyoruz. TEGV’e bağış olarak “Gül Kapsül Koleksiyonu” ile bu projeye başlıyoruz. Bu, Süheyl Ünver geleneğinin son halkası olacak.
