MHP lideri Bahçeli'den seçim açıklaması: Önemli olan zamanında yapılmasıdır
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin TBMM'deki grup toplantısında yaptığı konuşma sonrası çıkışta basın mensuplarının erken seçim tartışmalarıyla ilgili sorularını cevapladı. Muhtemel seçim tarihini duyuran Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum'un sözlerine destek veren Bahçeli, "Seçimlerin zamanında yapılmasıyla, Cumhurbaşkanımızın Danışmanının verdiği tarih arasında saat farkı bile yok. Önemli olan seçimin zamanında yapılmasıdır. Cumhurbaşkanımız görevdedir biz de arkasındayız." dedi.
Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin TBMM'deki grup toplantısında konuştu, çıkışta ise basın mensuplarının erken seçim sorusunu cevapladı.
"ÖNEMLİ OLAN SEÇİMİN ZAMANINDA YAPILMASI"
Muhtemel seçim tarihini duyuran Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum'un sözlerine destek veren Bahçeli, şunları kaydetti:
"Seçimlerin zamanında yapılmasıyla, Cumhurbaşkanımızın Danışmanının verdiği tarih arasında saat farkı bile yok. Önemli olan seçimin zamanında yapılmasıdır. Televizyonlarda yakinen takip ediyoruz, Değişik isimler yeni cumhurbaşkanı adayı olarak ortaya çıkıyor. Onlar üzerinden tartışmalar ve hesaplar yapılıyor. Bu doğru değil. Cumhurbaşkanımız görevdedir biz de arkasındayız."
MEHMET UÇUM NE DEMİŞTİ?
Cumhurbaşkanı Başdanışmanı ve Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkanvekili Mehmet Uçum, son zamanlarda gündeme gelen erken seçim tartışmalarını önceki gün Anadolu Ajansı'nda kaleme aldığı yazıda değerlendirmişti.
Türkiye’yi 'erken seçim' gündemiyle meşgul etmeye çalışmak ciddi sorun olur" diyen Uçum; Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da bir kez daha aday olması için anayasa değişikliğine ihtiyaç olmadığını vurgulamıştı.
Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Uçum, olası seçim tarihini duyurdu
"SEÇİM 16 NİSAN 2028 PAZAR GÜNÜ YAPILABİLİR"
Uçum olası seçim tarihini de duyurarak, "Önümüzdeki dönemde yapılacak genel seçimlerden bir yıl öncesinde süreye ilişkin herhangi bir yasal değişiklik olmazsa, Cumhurbaşkanı Seçim Kanunu'na göre seçimlerin yenilenmesi kararından sonra gelen altmışıncı günü takip eden ilk pazar günü seçim yapılır. Buna göre TBMM, 2028'de 9 Şubat ila 15 Şubat’a gelen günlerden herhangi birinde seçimlerin yenilenmesi kararını alırsa seçim, Kanun gereği 16 Nisan 2028 Pazar günü yapılır." demişti.
Devlet Bahçeli'nin grup toplantısındaki açıklamalarından satırbaşları:
"Dozu her geçen gün daha da artan sert güç yarışlarının, kaynağı asırlar öncesine uzanan çetin hesaplaşmaların, bugünü puslu ve yarını sisli bir dönemin içinden geçmekteyiz. Bugün yaşananları sadece günlük haber akışı olarak görmek, hakikatin kabuğunda oyalanmak olur. Çünkü Gazze'de dökülen mazlum kanı, Lübnan'da ateşkese rağmen yükselen kıyım dumanı, Hürmüz hattında uzun süredir küresel ekonomiyi ve enerji arzını esir alan gerilim, Doğu Akdeniz'de Kıbrıs'ı da çepeçevre kuşatan ve Körfez'e ulaşan sinsi hesaplar ve Güney Kafkasya'da yeniden şekillenen siyasetler, denge aynı zincirin halkalarıdır. Bu karanlık tablonun bir yanında uluslararası düzeni kendi çıkarına göre eğip bükenlerin, hukukla bir oyuncak misali eğlenenlerin düzeni, diğer yanında evladının kefenine sarılan anaların, yurdundan sürülen masumların, açlıkça sınanan bomba sesleriyle güne uyanan zavallı çocukların yüreklerimizi dağlayan çığlıkları vardır.
"SABIR TAŞLARI ÇATLAMIŞTIR"
1948'den bu yana Filistin halkının hür ve bağımsız yaşama özlemi ötelenmiş, 1967'den bu yana işgal derinleşmiş, Kudüs'ün statüsü üzerinde pek çok tefrikalar denenmiş, yerleşim politikalarıyla Filistin toprağı adım adım daraltılmıştır. Gazze ise yıllardır abluka, açlık, yıkım ve ölümle sınanmıştır. 7 Ekim sırası sonrasında İsrail yönetiminin izlediği yol savaş hukukunun meşruiyet hudutlarını çoktan aşmış vicdan sahibi milletlerin sabır taşlarını çatır çatır çatlatmıştır.
İsrail, hastaneleri, okulları, ibadethaneleri yardım noktalarını dahi savaş meydanına çeviren bir ölüm ve intikam makinesi siyasetine dönüşmüştür. Bugün karşımızda bulunan bölgenin huzur damarlarına musallat olmuş kan delisi bir kriz makinesi olan İsrail, ateşkesi ihlal ederek Lübnan'a saldırmaktadır. Söylem ve demeçleriyle dünya milletlerinin dört gözle beklediği Amerika Birleşik Devletleri, İran Mutabakatı'nın dahi karşısında durmaktadır.
"CUMHURBAŞKANIMIZI HEDEF ALMALARI, TÜKENMİŞLİKLERİNİN İLANIDIR"
Netanyahu yönetimi, bölgenin huzuruna kasteden bir kriz üretim mekanizmasıdır. Netanyahu'nun siyasi serencamı ayan beyan ortadadır. Başrolü olduğu yolsuzluk dosyalarının, iç siyasette derinleşen meşruiyet krizinin, İsrail toplumunu parçalara ayıran iktidar hırsının, ve fitilini ateşlediği uluslararası yargı mercilerinde yürüyen ağır süreçlerin gölgesinde yaşamaktadır. Siyasi ömrünü kanlı bir güvenlik altı anlatısına bağlayan, koltuğunu muhafaza etmek için yangına körükle giden, iftira ve propaganda perdesiyle Orta Doğu'da neden olduğu mezalimi örtmeye çalışan bu melun zihniyetin Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ı hedef alması, Netanyahu'nun acziyetinin telaşının ve tükenmişliğinin ilanıdır.
"BİZİM İÇİN YOK HÜKMÜNDEDİR"
Gazze'de çocukların cansız bedenleri toprağa verilirken, Filistinli esirlerin onuru çiğnenirken, Batı Şeria'da toprak gaspı sürerken, Lübnan'da tarihi ve kültürel doku bombalarının bölgesinde yerle bir olurken Türkiye'ye ahlak dersi vermeye kalkmak, Cumhurbaşkanımıza parmak sallamak, akıl karargahlarının teslim bayrağını çekmesidir. Mazlumun ahıyla abat olunamayacağını hala idrak edemeyen bir zihniyetin mesnetsiz ithamları, hadsiz isnatları bizim için yok hükmündedir.
"BİRLEŞMİŞ MİLLETLER ÜÇ MAYMUNU OYNUYOR"
Bebek kanında ikbal arayanların azgınlaşan gaddarlıkları tüm dünyanın gözler önündeyken uğursuz sayıklamalara kulak asacak değiliz. Dünyanın içinde bulunduğu bu hazin tablo karşısında sorguya çekilmesi gereken kurumlardan biri Birleşmiş Milletler'dir. Bugün görüyoruz ki Gazze'de insanlık inim inim inlerken, bölgemizde acı ve katliam kol gezerken Birleşmiş Milletler üç maymunu oynamaktadır. Veto sopasıyla adaletin yolu okyanus ötesinden kesilmekte, güvenlik konseyinde beşeriyetin adalete duyduğu susuzluk, tek bir ülkenin İsrail'e kol kanat geren himaye refleksine çarparak yararlanmaktadır.
Gazze'de acil, koşulsuz ve kalıcı ateşkes talebi, insani yardım yollarının açılması çağrısı, sivillerin can emniyetini sağlama mecburiyeti, 14 üyenin desteğine rağmen bir kez daha Washington'un veto duvarına toslamıştır. Demek ki mesele karar alınamaması değildir.
Uluslararası Ceza Mahkemesi, Netanyahu hakkında savaş suçu ve insanlığa karşı suç isnatlarıyla yakalama kararı çıkarmıştır. Fakat asıl mesele tam da burada başlamaktadır. Çünkü Lahey karar vermekte fakat bu kararın icrası yine devletlerin siyasi cesaretine hukuka riayetlerine ve ahlaki omurgasına bırakılmaktadır. Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin kendi kolluk gücü yoktur. Netanyahu'yu kapısından çevirecek, yakalama kararını işletecek, sanığı mahkeme huzuruna çıkaracak olanlar yine devletlerdir. İşte küresel düzenin çelişkisi de sözde barış yeminleri etmiş Birleşmiş Milletler'in iki yüzlülüğü de burada bütün çarpıklığıyla ortaya çıkmaktadır.
"NETANYAHU'NUN ETRAFINDA BİR DOKUNULMAZLIK ZIRHI ÖRÜLMEK İSTENİYOR"
New York'ta veto kalkanı açanlar Lahey'de işlevsiz söylemlerle vitrinleri süslemekte, icraat vakti gelince dut yemiş bülbül misali köşelerine çekilmektedir. İsrail yönetiminin hesap vermesi ihtimali ufukta belirince Netanyahu'nun etrafında bir dokunulmazlık zırhı örülmek istenmektedir. Burada sormak mecburiyetindeyiz. Güvenlik konseyinde korunan, Lahey'de kollanan, başkentlerde siyasi himayeyle gezdirilen bu imtiyaz kimin hukukudur? Burada karşımızda İsrail'in açtığı katliam ve kıyım düzeni değil, bu düzeni elleriyle besleyen, arkasını köşe bucak kollayan ve savaş hukukunu ayaklar altına alan her eylemde cesaretlendiren o küresel düzenin ahlaki iflası vardır.
"BU DEFTER MAHKEME-İ KÜBRA'YA DEK AÇIK KALACAK"
Birleşmiş Milletler de, işte bu iflas tablosunun tam ortasında durmaktadır. İkinci Dünya Savaşı'nın yıkıntıları üzerinde barışı korumak, savaşları önlemek, insanlığı yeni felaketlerden muhafaza etmek iddiasıyla kurulan bu yapı bugün Gazze'deki katliam karşısında vazifesini yerine getirememektedir. Çocuklar açlıktan ölürken yazılan raporlar kimin karnını doyurmaktadır? Sivillerin üzerine bomba yağarken oturulan koltuklardan, ışıltılı ekranlardan endişe beyan etmek kimlerin ikbaline siper olmaktadır? İsrail'in menfaatlerinin uğrunda hizaya giren esas duruşa geçen kurşun askerlerin akıbeti hezimet ve hüsran olacaktır. Gazze'de ve Beyrut'ta işlenen insanlık suçları ne diplomatik kulislerde örtülecek ne de zamanın tozlu raflarına kaldırılacak bir dosyadır. Bu defter Mahkeme-i Kübra'ya dek açık kalacaktır.
Değerli dava arkadaşlarım, bugün uluslararası sistemin çatlaklıklarından yeni bir ses yükselmektedir. Almanya'nın güvenlik konseyi geçici üyeliğinde beklediği desteği bulamaması, Kırgızistan'ın ilk kez bu masaya oturması, küresel dengelerdeki büyük değişimlerin ayak sesleridir. Bu gelişme Batı'nın üstü örtülemez çifte standardına, Gazze karşısındaki akla ziyan suskunluklara ve Türk dünyasının yükselen görünürlüğüne tercüman olan eski dünyanın ezberlerini bozan güçlü bir işaret fişeğidir. Güney Asya'dan Orta Afrika'ya, Doğu Türkistan'dan Anadolu'ya, Balkanlardan Kafkasya'ya, Orta Doğu'dan Türkistan bozkırlarına kadar uzanan geniş hatta adalet, emniyet ve hürriyet talebi yükselmektedir.
Bu geniş coğrafyada kimi yerde soydaşlarımız kimliklerini, dillerini ve kültürlerini muhafaza etmenin mücadelesini vermekte, kimi yerde Müslüman kardeşlerimiz savaşın yoksulluğunun, işgalin ve sömürünün ağır yükünü taşımakta. Kimi yerde mazlum halklar kendi kaderleri üzerinde söz sahibi olmanın hasretiyle beklemektedir. Türk dünyası da işte bu büyük arayışın içinde her geçen gün daha belirgin, daha etkili ve daha itibarlı konuma yükselmektedir. Orta Asya'dan Anadolu'ya uzanan bu hat, soydaşlarımızın duasına vesile olan Müslüman kardeşlerimizin sızısına merhem arayan, mazlum milletlerin hakkını ve hassasiyetini küresel zemine taşıyan yeni yüzyılın stratejik damarlarından biridir.
"İSLAM İŞBİRLİĞİ TEŞKİLATI'NA SORUYORUZ: NEREDESİNİZ?"
Buradan İslam İşbirliği Teşkilatı'na da seslenmek gerekir: Bu teşkilat; Kudüs hasretimizin, Mescid-i Aksa hassasiyetimizin, Müslüman kardeşlerimiz olan ortak sorumluluğumuzun sonucu olarak doğmuştur. Bu teşkilatın kuruluş harcında Kudüs varsa, varoluş gerekçesinde Filistin varsa, bugün Gazze yanarken Batı Şeria kuşatılırken İslam İşbirliği Teşkilatı'nın kınama cümleleriyle yetinmesi izah edilemez. Buradan soruyoruz: Neredesiniz? Kudüs için kurulan irade nerededir? Gazze için gösterilmesi gereken müşterek duruş hangi engele takılmıştır?
Mescid-i Aksa'nın incelen hürmetine karşı alınan kararlar hangi somut neticeye ulaşmıştır? Elbette yapılan, yürütülen diplomatik girişim ve temasları yok saymıyoruz. Orta Doğu'daki acıya lal kesilen şarkının garabeti gözlerimizin önündeyken ateşkes çağrıları ve insani yardım vurgularını görmezden gelemeyiz. Ancak Gazze'de soykırım düzeni sürüyorsa, yardım filoları hala güvenlik endişesi taşıyorsa, İsrail'in savaş suçları karşısında caydırıcı bir ortak yaptırım zemini kurulamıyorsa, tüm bu çabalar kağıt üzerinde kalacaktır. 57 devlet üyeli bu büyük teşkilatın tüm çaba ve çalışmasının toplantı tutanaklarından toplanıp dağılan diplomasi masalarından, sonuçsuz kalan bildirilerinden, telkin ve teskin edici temennilerin gölgelerinden ibaret kalması beklenemez.
Söz çoktan tükenmiştir. Artık mesuliyet, müeyyide ve müşterek hareket vaktidir. Değerli dava arkadaşlarım, böylesine karanlık ve karmaşık bir tablonun ortasında Amerika Birleşik Devletleri ile İran arasında sağlanan bu mutabakatı sevindirici bulmakla birlikte dikkatle takip ediyoruz. İsviçre'de atılacağı açıklanan imzaların bölgemizde sükunetin hakim kılınması, Hürmüz hattında seyrüsefer emniyetinin yeniden tesisi, ve Orta Doğu'da ateşi büyüten oyunların boşa çıkarılması adına önemli bir dönüm noktası olmasını temenni ediyoruz. Söz konusu bu gelişime memnuniyet vericidir. Ancak memnuniyetimiz bizi rehavete sürükleyecek değildir.
"HÜRMÜZ BOĞAZI HERHANGİ BİR SU YOLU DEĞİLDİR"
Diplomasi kapısının aralanması, tedbir kapısının kapanması anlamına gelmeyecektir. İmzaların atılacağı güne kadar gerilimi tırmandıracak söylemlerden, tahrik edici hamlelerden sahada yeni oldu bittiler üretmeye dönük hain kumpaslardan ve olası sabotaj girişimlerinden hassasiyetle kaçınılmalıdır. Hürmüz Boğazı herhangi bir su yolu değildir. Hürmüz, enerji arzının, küresel ticaretin, deniz güvenliğinin, gıda fiyatlarının ve bölgesel istikrarın nabzının attığı stratejik bir geçittir. Bu haftaki gerilim yalnızca körfezi değil, Asya'dan Avrupa'ya, Afrika'dan Akdeniz'e kadar geniş bir coğrafyayı ekonomik ve siyasi türbülans içine sürüklemiştir. Bu nedenle Amerika Birleşik Devletleri, İran Mutabakatı'nın kağıt üzerinde kalmaması, sahada karşılık bulması, Hürmüz'de geçiş güvenliğinin teminat altına alınması, nükleer programa ilişkin tartışmaların, uluslararası hukuk ve denetim mekanizmaları zemininde yürütülmesi gerekmektedir.
"O GÜNLERİN HESABINDAN KAÇAMAYACAKLAR"
Pakistan'ın müzakere kapısını aralayan arabuluculuk gayreti başta Türkiye olmak üzere Katar ve Suudi Arabistan'ın diplomatik destek ve temasları bize bir kez daha göstermiştir ki İslam ülkeleri ortak akıl ve sorumluluk istikametinde hareket ettiğinde kan ve kaos senaryoları boşa düşmektedir. Bu vesileyle Cumhurbaşkanımıza ve Dışişleri Bakanımıza bu hassas süreci ülkemize yakışan bir hassasiyet ve sorumlulukla yönettikleri için bir kez daha teşekkür ediyorum. Bu tablo, İslam coğrafyasının çözüm masalarının kurucu iradesi olabileceğini göstermesi bakımından oldukça kıymetlidir. Barış kapısı aralanmışsa o kapı güneşli bir sabaha açılana dek sonuna kadar zorlanacaktır. Bu kapının eşiğinde taş olup barış arzularının önünde duranlar, milletlerin huzur yürüyüşüne diken olup batanlar iyi bilmelidir ki kalıcı barış sağlandığında Orta Doğu'yu ateş çemberine çevirdikleri günlerin hesabından kaçamayacaklardır.
"NETANYAHU VE YÖNETİMİ HESAP VERECEK"
İsrail içinden yükselen bu anlaşma bizi bağlamaz. Feryatları, kan ve krizle beslenen siyasi vampirlerin hala sahnede olduğunu göstermektedir. Netanyahu yönetimi Orta Doğu'da sükunet ihtimalini kendi siyasi gelecekleri için tehdit görmektedir. Uluslararası hukuku ayaklar altına alan, barışın önünde aşılmaz duvarlar örtmeye kalkan bu çıban başı, döktüğü her damla kanın yıktığı, her hanenin hesabını er ya da geç ama mutlaka ve mutlaka tarihin ve milletlerin huzurunda teker teker verecektir.
"BARIŞ, TÜRK İSLAM MÜHRÜYLE TESİS EDİLECEK"
Cümle alem bilsin ve duysun ki, Türk milleti barış düşmanlarının karşısında, mazlumların, masumların ve mağdurların ise ebediyen yanındadır. Milliyetçi Hareket Partisi olarak temennimiz odur ki kanla beslenen siyonist şer odaklarına inat bu kadim coğrafyanın her köşesinde, her bir köşesinde huzura, sükunete ve adalete dayalı bir barış Türk İslam mührüyle ebediyen temin ve tesis edilecektir.
Güney Kafkasya'daki gelişmeleri de bu geniş tablodan ayrı okuyamayız. Ermenistan'da yaşanan siyasi hareketlilik, Karabağ Savaşları'ndan sonra oluşan yeni gerçekliğini, Rusya-Batı rekabetini, Türkiye-Azerbaycan hattını, ortak koridoru, Zengezur bağlantısını ve bölgesel barış ihtimalini doğrudan ilgilendirmektedir.
Türk dünyasının kanayan yarası olan Karabağ, soydaşlarımızın sabırla büyüttüğü bir istiklal duası olarak dillerde yer edinmişti. Hocalı'nın dinmeyen acısı, Şuşa'nın, Ağadere'nin, Laçın'ın yakılıp yıkılmış toprakları Türk milletinin yüreğine kazınmış birer hicran yarası olmuştu. Fakat hamdolsun 2020 sonbaharında hakikat yerini bulmuş, Türk'ün çelikten bileği Karabağ'da tarih yazmıştır. Karabağ'da çiğnenen hukuk, Türk askerinin demir yumruğuyla doğrultuldu. Allah'a şükürler olsun ki Karabağ'ın esaret zincirlerinin kırıldığı günlere de eriştik. Allah'a şükürler olsun ki Şuşa'nın dağlarında ay yıldızlı bayrağın yeniden yükseldiği sabahlara şahitlik ettik.
Zengezur, Nahçıvan'ı, ana vatanı Azerbaycan ile bağını güçlendirecek, Türkiye'yi kardeş ülke Azerbaycan üzerinden Hazar'a, Hazar'ın ötesinde Türkistan'a ulaştıracak tarihi bir geçittir. Zengezur, Nahçıvan'ın Azerbaycan'la vuslatı olacaktır. Bu iki devlet tek millet şuurunun Türk dünyasının tamamına yayılan stratejik bir iklime kavuşmasıdır.
"ZENGEZUR KORİDORU TURAN KORİDORU'DUR"
Zengezur dedik ama artık adını doğru koyalım. Bu hat Turan Koridoru'dur. Turan koridoru Kars'tan Türkistan bozkırlarına uzanan tarihi ve kültürel istikbal kapısıdır. Bu kapı açıldığında asırlar boyunca gönüllerde saklanan kavuşma ülkesi ete kemiğe bürünecek, Anadolu ile Türkistan arasına örülmek istenen setler dağılacak, Turan ufku daha berrak, daha yakın, daha kudretli hale gelecektir.
"ANKARA'DAN TÜRKİSTAN'A UZANAN İKTİSADİ VE JEOPOLİTİK BİR SIÇRAMA OLACAK"
Küresel ticaret yollarının yeniden şekillendiği, kuzey hattının savaş ve yatırımlarla hassaslaştığı güney deniz yollarının Hürmüz'den Kızıldeniz'e kadar krizlerin tutsaklığı altına girdiği bir dönemde Turan koridorunun açılması bölgemiz ve Türkiye için stratejik bir fırsattır. Güncel badireler dikkate alındığında bu hat Türkiye'nin ve bölgemizin ihracat güzergahlarını şekillendirecek, ülkemizin lojistik kabiliyetini arttıracaktır. Böylesine çetin bölge devletlerinin ekonomik kıskancı içinde sıkıştığı bir dönemde Turan Koridoru'nun açılması, Ankara'dan Türkistan'a uzanan iktisadi ve jeopolitik bir sıçrama olacaktır. Karşıdan Iğdır'a, Nahçıvan'dan Bakü'ye dek Türk yurtlarına ekonomik canlılık kazandıracak, yeni yüzyılın ana ulaşım ve ticaret güzergahlarından birini teşkil edecektir. Turan Koridoru, Türk ve Türkiye yüzyılının stratejik anahtarıdır.
Türkiye, Türk dünyasına gönül köprüleriyle olduğu gibi demir yoluyla, kara yoluyla ve enerji hatlarıyla bağlanacaktır. Turan koridoru açılacaktır. Türk dünyası kenetlenecek, Türk Devletler Teşkilatı güçlenecektir. 'Mücadelemiz milliyetçi Türkiye'ye ve Turan'a kadardır' diye haykırarak yemin eden gönüller rahat bir nefes alacak.
"KARABAĞ, AZERBAYCAN'DIR"
Şimdi önümüzde yeni bir sefa vardır. Ermenistan ya eski işgal zihniyetinin, diaspora arayışlarının, rövanş heveslerinin peşinden savrulacak ya da bölgenin yeni gerçeğini kabul ederek kalıcı barışın kapısını arayacaktır. Bu yeni gerçeğin temeli de bellidir: Karabağ, Azerbaycan'dır. Bu gerçek sahada kanla masada hukuk zemininde tescillenmiştir.
"ERİVAN AKLINI BAŞINA ALIRSA EKONOMİK YALNIZLIKTAN ÇIKAR"
Eski işgal zihniyetini yeni kılıflarla yaşatmaya çalışan yollar kapalıdır. Normalleşme, Türkiye ve Azerbaycan'a yönelik tarihi husumet dilinin terk edilmesiyle bölgenin yeni gerçekliğinin kabulü ve hakkaniyetiyle, zeminine riayetle mümkündür. Erivan aklını başına alır ve bölgesel iş birliği zeminine dürüstse katılırsa, Turan Koridoru yalnız Azerbaycan'ın ve Türkiye'nin değil, Ermenistan'ın da ekonomik yalnızlıktan çıkış kapısı olabilir. Aksi halde Ermenistan dünden yitip gitmiş hayallere tutunarak yarının fırsatlarını heba edecektir. Can Azerbaycan'ın kazanımlarını aşındıran, Türk dünyasının önüne ket vuran ilhamını Sovyet tortularından alan hiçbir formül kalıcı olamaz.
Milliyetçi Hareket Partisi'ni kuran ülkü, Cumhur İttifakı'nın 2053 ve 2071 vizyonu aynı istikamettedir. Bu istikamet Türk ve Türkiye yüzyılıdır. Bu hedef uğruna yorulmayacağız, yılmayacağız, yıkılmayacağız. Önümüze çıkarılan engelleri şuurla aşacak, sabırla geçecek, karanlıkları sebatla geride bırakacağız. Bir adım geride durmayacak, bir an olsun tereddüde düşmeyeceğiz. Çünkü Türk milleti gücünü maziden alıp atiye kendi hür iradesiyle yürüyen büyük bir millettir."
