Karadeniz'in umut doktoru! Kansere bakışı değiştiren kadın: Dr. Nimet Baki
Aile Hekimi Dr. Nimet Baki Karadeniz Bölgesi’nde yaptığı çalışmalarla binlerce kanser hastasının hayatına dokunuyor. Kanserin sadece biyolojik bir hastalık olmadığını anlatan Dr. Baki “Hastalara yalnız olmadıklarını hissettiriyoruz” dedi.
- Dr. Nimet Baki, kanser hastalarına destek sağlayan Umut ve Yaşam Derneğinin kurucusu ve başkanıdır.
- Dernek, kanser hastalarının tıbbi tedaviye ek olarak savunulmaya, toplumsal ve psikolojik desteğe de ihtiyaç duyduğu anlayışıyla kurulmuştur.
- Umut ve Yaşam Derneği, 20 yıldır Karadeniz Teknik Üniversitesi Hematoloji Kliniğinde başlayıp Türkiye'nin 17 ilindeki 31 hastanenin 33 çocuk hematoloji ve onkoloji servisine ulaşan projeler hayata geçirmiştir.
- Dr. Baki, kanseri saklanan bir korku olmaktan çıkarıp birlikte mücadele edilen bir sürece dönüştürmek için kermesler, yürüyüşler, resim sergileri ve hastane odalarına müzik götürme gibi etkinlikler düzenlemiştir.
- Çalışmalarında şifayı estetikle birleştirerek sanat geceleri, çocuk atölyeleri ve resim sergileri düzenlemekte, iyileşmenin tıbbi tedavinin bittiği yerde devam ettiğine inanmaktadır.
- Dr. Baki, hasta savunuculuğu kapsamında kanser hastalarının haklarını bilmesi, psikolojik destek alması ve sosyal kabul görmesi için maddi destek organizasyonları, bağış kampanyaları ve bilgilendirme çalışmaları yapmaktadır.
ZİYNETİ KOCABIYIK - Şifa, bazen bir reçetede yazılı olan ilaçta değil, bir insanın elini sımsıcak tutan o ‘umut’ kelimesinde gizli. Karadenizli kanser hastaları için umudun adı: Dr. Nimet Baki... Kanser hastalarına destek sağlayan ‘Umut ve Yaşam Derneğinin kurucusu ve başkanı olan Dr. Baki, kanserle mücadele eden hastalara ve ailelerine destek konusunda bir efsane olmuş durumda. Öyle ki 2008 yılında bu alandaki çalışmaları ile ilgili olarak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın elinden bir takdir plaketi almış.
Trabzon’un Yomra ilçesinde aile hekimliği yapan Dr. Nimet Baki, hayatına dokunduğu binlerce insan için sadece bir hekim değil; Karadeniz’in hırçın dalgaları arasında kanserle mücadele eden yüzlerce hayat için bir liman, bir savunucu... Hekimlik disiplinini ve şefkatini sivil toplumun vicdanıyla birleştiren Dr. Baki ile beyaz önlüğün ötesindeki o iyileştirici ruhu, mücadeleyi ve bir insanın, bir bölgenin sağlığına nasıl dokunabileceğini konuştuk...
Aile hekimliği, ilçe sağlık ve AÇSAP başkanlığı gibi birçok alanda çalıştınız ve çalışıyorsunuz. Bu yoğunluğun içine bir de kanser hastalarına destek olan ‘Umut ve Yaşam Derneğini sığdırdınız. “Savunuculuk” hikâyeniz nasıl başladı?
Umut ve Yaşam Derneğinin kuruluşu aslında bir ihtiyaçtan doğdu ama aynı zamanda bir davetle şekillendi. Kanser Haftası kapsamında düzenlenen bir programda, o dönemin Trabzon Milletvekili, Sağlık Kurul Komisyonu Başkanı ve Türkiye’de ilk sigara yasağının mimarlarından Trabzon milletvekili Prof. Dr. Cevdet Erdöl’e ödül veriliyordu. O akşam salonda bizden önce kurulmuş bir kanser derneğinin çalışmalarını gördü. Bana Trabzon’da daha güçlü, daha aktif, sahaya inen bir yapıya ihtiyaç olduğunu söyledi ve “Bunu sen yapmalısın” dedi. O cümle benim için bir yön tayini oldu. Çünkü ben zaten hastalarımın yaşadığı yalnızlığı görüyordum. O gece, bireysel çabamın kurumsal bir yapıya dönüşmesi gerektiğine karar verdim. Umut ve Yaşam Derneği böyle doğdu.
SADECE TIBBİ TEDAVİ YETMİYOR
Yıllarca insan hayatına dokundum. Ancak bir gün fark ettim ki bazı hastalar yalnızca tedaviye değil, savunulmaya da ihtiyaç duyuyor. Yıllar önce meme kanseri tanısı alan bir hastam vardı. Tıbbi sürecini yürütüyorduk. Ancak o hastalığını komşularından saklıyor, saçları döküldüğünde evden çıkmıyordu. Bir gün gözlerimin içine bakarak “Ben utanıyorum” dedi. İşte o an anladım: Kanser yalnızca biyolojik bir hastalık değildi. Toplumsal bir yük, psikolojik bir yalnızlık ve sessiz bir korkuydu. Umut ve Yaşam Derneği o cümlenin içinden doğdu. Beyaz önlüğüm tedavi etmeye devam ederken, sivil toplum kimliğim savunmaya başladı. Çünkü bazı yaralar reçeteyle değil, dayanışmayla iyileşir.
Trabzon sokaklarında kanser farkındalığı oluştururken bölge insanının o meşhur inadını, ‘yaşama tutunma inadına’ nasıl dönüştürdünüz?
Karadeniz insanı dirençlidir. Ama hastalık söz konusu olduğunda bir o kadar mahremiyetine düşkündür. Başlangıçta “kanser” kelimesi bile fısıltıyla söyleniyordu. Eğitim verirken kanser kelimesinden korkup, eğitim salonundan kalkan kişileri gördüm. Biz o kelimeyi meydanlara taşıdık. Umut ve Yaşam Derneği olarak 20 yıldır çocukları ve ailelerini destekleyecek birçok projeyi hayata geçirdik. Karadeniz Teknik Üniversitesi Hematoloji Kliniğinde başlayan hikâyemiz, bugün Türkiye’nin 17 ilindeki 31 hastanenin 33 çocuk hematoloji ve onkoloji servisine ulaştı. Sadece Karadeniz’de değil tüm Türkiye’de faaliyet gösteriyoruz. Bu güne kadar kermesler düzenledik. Yürüyüşler yaptık. Resim sergileri açtık. Hastane odalarına müzik götürdük. Kanseri saklanan bir korku olmaktan çıkarıp birlikte mücadele edilen bir sürece dönüştürdük. Zorlandık mı? Elbette. Ama Karadeniz’in o meşhur inadı, doğru yön verildiğinde hayata tutunma inadına dönüşüyor. Biz o gücü hatırlattık. “Yalnız değilsiniz” dedik. Ve gördük ki dayanışma, korkudan daha güçlü.
HEKİMLİK İNSANIN RUHUNU ANLAMAKTIR
Çabalarınızda şifayı estetikle birleştiriyorsunuz. Bu çabalar, tıbbi tedavinin bittiği yerde nasıl bir değişime imza atıyor?
Çalışmalarımızn merkezinde yalnızca tıp yok; kadınlar, çocuklar ve çevre de var. Sanat geceleri düzenliyoruz. Çocuk atölyeleri yapıyoruz. Resim sergileri açıyoruz. Söylediğiniz gibi tedavi bir noktada bitiyor ama iyileşme devam ediyor. Bir çocuğun kemoterapi sürecinde gülümsemesi, bir kadının saçları döküldüğünde aynaya yeniden umutla bakabilmesi… İşte asıl değişim burada başlıyor. Şifa bazen bir fırça darbesinde, bazen bir örgünün ilmeğindedir. Bu çalışmalar beni de besliyor. Hekimlik sadece bilim değildir; insan ruhunu anlamaktır. Ve ruh iyileştiğinde beden de güçlenir.
Kanserle ve diğer sosyal çabalarınızı gerçekleştirirken motivasyon kaynağınız nedir?
Motivasyon kaynağım çok net: Bir insanın hayatında fark oluşturabilmek. Erken tanıyla hayata tutunan bir kadını görmek… Tedavi sürecinde gülümseyen bir çocuğa şahit olmak… Bir ailenin “iyi ki varsınız” demesi…Hiçbir başarı bununla kıyaslanamaz. Ben mesleğimi bir görev değil, bir sorumluluk olarak görüyorum. Bu sorumluluk beni her sabah yeniden ayağa kaldırıyor.
Hasta savunuculuğu hangi boşluğu dolduruyor? Kanser hastalarına ne tür destekler sunuyorsunuz?
Aynı zamanda “Kansere Karşı El Ele Federasyonu”nun da kurucu üyesi ve bölge temsilcisi olarak hasta savunuculuğunu çok önemsiyorum. Türkiye’de bu kavram yeni yerleşiyor. Bir hastanın ihtiyacı sadece ilaç değildir. Haklarını bilmesi, psikolojik destek alması, sosyal kabul görmesi gerekir. Biz maddi destek organizasyonları yapıyor, bağış kampanyaları düzenliyor, psikososyal destek sağlıyoruz. Hastane içi etkinliklerle özellikle çocuk hastalarımıza moral desteği veriyoruz. Aynı zamanda bilgilendirme çalışmalarıyla hak temelli bir farkındalık oluşturuyoruz. Ama en önemlisi, “yalnız değilsiniz” duygusunu yaşatıyoruz.
Bir hekim, bir hak savunucu olarak yıllar sonra bu topraklarda nasıl bir ‘Nimet Baki izi’ kalsın istersiniz?”
Yoğun bir günün ardından eve döndüğümde bazen fiziksel olarak çok yorulmuş oluyorum. Ancak bir hastamın gözlerindeki umut, bütün yorgunluğu unutturuyor. Bir çocuğun ateşi düştüğünde annesinin yüzündeki rahatlama, bir hastanın “kendimi daha iyi hissediyorum” .. Bu gece sayende rahat uyudum demesi… İşte hekimliğin gerçek karşılığı burada.
Yıllar sonra bu topraklarda nasıl bir iz bırakmak isterim? İnsanların şunu söylemesini isterim: Onun dokunduğu yerde umut vardı, zor zamanımızda yanımızdaydı...
Bu mücadelede kadın olmanın avantajlarını yaşadınız mı?
Kadın olmanın getirdiği empati ve sezgi gücünün büyük bir avantaj olduğunu düşünüyorum. Şefkat, zayıflık değil; en güçlü bağ kurma biçimidir. Toplum bazen önce şefkati görüyor, sonra liderliği kabul ediyor. Oysa ikisi birlikte var olabilir. Kadınların gücü sadece üretmek değil, umut büyütmektir. Bir kadın vaz geçmediğinde bir aile güçlenir, toplum güçlenir. Bir kadın inandığında bir toplum değişir. Bir kadın ayağa kalktığında umut büyür. 8 Mart, sadece bir kutlama günü değil; emeğin, cesaretin ve görünmeyen fedakârlıkların hatırlanma günüdür. Tüm kadınların şefkatiyle güçlendiği, gücüyle yol açtığı bir dünya diliyorum.
