ABD istihbaratı izini süremiyor! Mücteba Hamaney’in sır odası deşifre oldu
67 günlük savaşın gidişatı bugün gelecek 'tek sayfalık' cevaba kilitlendi. ABD istihbaratı, İran’ın yeni dini lideri Mücteba Hamaney’in elektronik dünyadan tamamen kopuk, kuryelerle yönettiği 'sır odasını' deşifre ederken, Washington’da JD Vance ve Katar Başbakanı arasında gizli bir zirve gerçekleşti.
- Mücteba Hamaney, babasının halefi olarak ilan edildikten sonra görüntü vermedi ve elektronik cihaz kullanmadığı, dış dünya ile sadece özel kuryeler veya kabul ettiği sınırlı kişiler aracılığıyla iletişim kurduğu belirtiliyor.
- ABD istihbaratına göre, İran'ın mevcut ABD ablukasına en fazla dört ay daha dayanabileceği öngörülüyor.
- ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, Katar Başbakanı ile Washington'da bir araya gelerek savaşı bitirecek ve nükleer müzakereler için yeni bir çerçeve oluşturacak tek sayfalık mutabakat metni üzerinde görüştü.
- ABD, İran'ın politikalarını mı yoksa rejimin kendisini mi değiştirmek istediği konusundaki kararsızlığı nedeniyle İran karşısında çıkmaza girmiş durumda.
- Washington, nükleer sınırlamalar ve rehine iadesi gibi konular için Tahran ile masaya oturmak zorunda kalırken, rejimi devirmeyi hedeflemesi Amerikan elitleri arasında kutuplaşmaya yol açıyor.
CNN'in haberine göre, ABD istihbaratı İran’ın yeni dini lideri Mücteba Hamaney’in, diğer üst düzey yetkililerle birlikte ülkenin savaş ve müzakere stratejisinin şekillenmesinde kilit bir rol oynadığını değerlendiriyor.
SIR ODASINDAN KURYE İLE MESAJ: ELEKTRONİK CİHAZ YASAK
Saldırıdan birkaç gün sonra babasının halefi olarak ilan edilen Mücteba Hamaney, bugüne kadar görüntü vermedi. ABD istihbarat kaynakları, Hamaney’in nerede olduğuna dair kesin bir iz bulamazken, yeni liderin hiçbir elektronik cihaz kullanmadığı ortaya çıktı.
Mücteba Hamaney sadece kuryeler ve yüz yüze görüşmelerle yönettiği bir 'sır odasından' savaş stratejisini şekillendiriyor.
Dış dünya ile tüm bağını koparan yeni lider, savaş stratejilerini ve müzakere direktiflerini sadece şahsen yanına kabul ettiği sınırlı sayıdaki isimle paylaşıyor veya özel kuryeler aracılığıyla yazılı mesajlar gönderiyor.
Sır odası yönetimi ABD’nin sinyal istihbaratını (SIGINT) tamamen devre dışı bırakırken, Hamaney’in nerede olduğuna dair görsel bir teyit alınmasını da imkansız kılıyor.
"TAMAMEN SAĞLIKLI" AÇIKLAMASI GELDİ
Hamaney’in yüzünde, kolunda ve gövdesinde ciddi yanıklar bulunduğu ve bu yaralar için sürekli tıbbi tedavi gördüğü iddia edilmişti. İranlı yetkililer söz konusu iddiaları yalanlayarak Hamaney’in "tamamen sağlıklı" olduğunu öne sürdü.
İran Dini Lideri Mücteba Hamaney’in ofisinin protokol sorumlusu Mazaher Hüseyni, ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta Hamaney’in konutunu hedef aldığı saldırıda yaşananlara ve Hamaney’in sağlık durumuna ilişkin açıklamalarda bulundu. Katıldığı bir halk buluşmasında konuşan Hüseyni, saldırı sırasında kendisinin de ofiste bulunduğunu belirterek olay anına ilişkin detaylar paylaştı.
"BULUNDUĞU YERİ DÜZENLİ ŞEKİLDE VURUYORLARDI"
Hüseyni, saldırı sırasında Hamaney’in bulunduğu alanın doğrudan hedef alındığını belirterek, "Bombardıman sırasında ofisteydik. Yaklaşık 30 metre ilerimizde General Şirazi ve arkadaşlarının bulunduğu yer vuruldu. Yaklaşık 70-80 metre yakınımızda ise Ali Hamaney’in bulunduğu alan hedef alındı. Füze ve hava saldırıları sırasında içeride birkaç kişiydik. Ali Hamaney, Mücteba Hamaney’in genellikle ders verdiği bir yerde bulunuyordu ancak o gün orada değillerdi. Orayı tamamen yerle bir ettiler. Düzenli şekilde onun bulunduğu yeri vuruyorlardı" dedi.
"BELİNDE VE BACAĞINDA HAFİF YARALANMALAR OLUŞTU"
Saldırının etkisiyle Mücteba Hamaney’in yere savrulduğunu belirten Hüseyni, "Belinde ve bacağında hafif yaralanmalar oluştu ancak kısa sürede toparlandı. Şu anda sağlık durumu iyi ve tamamen iyileşmek üzere. Kendisiyle ilgili ortaya atılan alnından yaralandığı yönündeki iddiaların tamamı asılsızdır. Yalnızca kulağının arka kısmında küçük bir yara oluştu. Bunun dışında anlatıldığı gibi ciddi bir yaralanma söz konusu değil" ifadelerini kullandı.
"ZAMANI GELDİĞİNDE HALKLA KONUŞACAKTIR"
Hüseyni, Hamaney’in kamuoyundan uzak tutulduğu yönündeki iddialara ilişkin ise güvenlik gerekçelerini işaret etti. Hüseyni, "Düşman, çeşitli söylentiler ve bahanelerle onun görüntüsünü ya da sesini elde ederek farklı amaçlar peşinde koşuyor. Bu nedenle şu an için acele edilmiyor. Zamanı geldiğinde kendisi doğrudan halkla konuşacaktır. Sağlığı, dirayeti ve halka liderlik etme gücü tamamen yerindedir" şeklinde konuştu.
TAHRAN'DA YETKİ KARMAŞASI: KARARLARI KİM VERİYOR?
İran rejimindeki kesin yetki dağılımı belirsizliğini korurken, bazı kaynaklar durumu "Oz Büyücüsü" senaryosuna benzetiyor. İddialara göre, Hamaney aslında karar alma sürecinden oldukça uzak bir noktada bulunuyor ancak Devrim Muhafızları ve Meclis Başkanı İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, gibi isimler, kendi hamlelerini meşrulaştırmak için Hamaney’in otoritesini bir kalkan olarak kullanıyor.
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio da sistemin "parçalanmış ve işlevsiz" olduğunu belirterek müzakere yetkisinin kimde olduğunun bilinmediğini yinelemişti.
DÖRT AYLIK KRİTİK SÜREÇ
CIA tarafından hazırlanan bir diğer analizde, İran ekonomisinin tamamen istikrarsızlaşmadan önce mevcut ABD ablukasına en fazla dört ay daha dayanabileceği öngörüldü. Hürmüz Boğazı’nda trafiğin durma noktasına gelmesiyle birlikte gerilim tırmanırken, Beyaz Saray Sözcüsü Anna Kelly, "Başkan Trump’ın elinde tüm kozlar var" diyerek baskının artacağı mesajını verdi.
VANCE VE KATARLI ARABULUCUDAN GİZLİ ZİRVE
CNN'in haberine göre, ABD ile İran arasındaki savaşın sona erdirilmesi için hazırlanan barış planında kritik aşamaya geçildi. ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, İran'ın nihai cevabı beklenirken kilit arabulucu Katar Başbakanı Şeyh Muhammed bin Abdulrahman Al Thani, ile Washington'da bir araya geldi.
Savaşın başından bu yana Pakistan resmi arabulucu olarak ön planda olsa da, Katarlıların perde arkasındaki etkisi Beyaz Saray tarafından stratejik olarak değerlendirilmekte. Cuma sabahı Vance ile görüşmek üzere özel olarak Washington'a gelen Katar Başbakanı, toplantının hemen ardından başkentten ayrıldı. Görüşmenin odağında, savaşı bitirecek ve nükleer müzakereler için yeni bir çerçeve oluşturacak tek sayfalık mutabakat metni yer alıyor.
İSTİHBARAT KANALLARI: DEVRİM MUHAFIZLARI İLE GİZLİ BAĞLANTI
Katarlıların, ABD ile İran arasındaki en az üç gizli kanaldan biri olarak işlev gördüğü de iddia edildi. Kaynaklar, Katar’ın özellikle İran’daki karar alma sürecinde doğrudan etkisi olan İslam Devrim Muhafızları'nın üst düzey generalleriyle olan özel bağlarını kullandığına vurgu yaptı.
HEDEF KAPSAMLI ANLAŞMA: RUBİO "CİDDİ TEKLİF" BEKLİYOR
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, İran’ın cevabını bugün ulaşmasını beklediklerini açıkladı. Rubio, "Umudumuz, bizi ciddi bir müzakere sürecine sokabilecek bir teklif gelmesi" diyerek Washington'ın beklentisini dile getirdi. Katar Dışişleri Bakanlığı ise yaptığı açıklamada, tüm tarafların arabuluculuk çabalarına olumlu cevap vermesinin bölgede kalıcı barış için zorunlu olduğunu hatırlattı.
İran'ın mevcut savaşta Katar’ı füze ve insansız hava araçlarıyla hedef alması, Doha yönetiminin arabuluculuktan çekilme noktasına gelmesine neden olmuştu. Ancak Başkan Trump’ın Katar Emiri ile bizzat görüşerek baskı yapması üzerine, Katarlıların diplomatik çabaları yeniden başlattığı öğrenildi.
WASHİNGTON İRAN KARŞISINDA NEDEN ÇIKMAZA GİRDİ?
CNN'in haberine göre, dünyanın en güçlü ülkesi olan ABD, askeri ve ekonomik olarak çok daha zayıf durumdaki İran karşısında yarım asırdır hedeflerine ulaşamıyor. Bu durumun temelinde, Washington'ın İran'ın sadece politikalarını mı yoksa rejimin kendisini mi değiştirmek istediği konusundaki kararsızlığı yatıyor. Trump yönetiminin "korkaklık oyunu" olarak adlandırılan stratejisi, masadaki risklerin taraflar için aynı ağırlıkta olmaması nedeniyle beklenen sonucu vermiyor.
TAHRAN'IN ÖLÜM KALIM SAVAŞI
Oyun teorisine göre, iki tarafın birbirine doğru hızla araç sürdüğü bir senaryoda, geri adım atma ihtimali en düşük olan taraf, mücadeleyi hayati bir mesele olarak gören taraftır. İran rejimi açısından bu çatışma doğrudan bir varlık-yokluk meselesi taşırken, Washington için daha çok stratejik bir tercih niteliği taşıyor.
MEŞRUİYET Mİ YOKSA TASFİYE Mİ?
ABD dış politikası 47 yıldır büyük bir çelişkiyle boğuşuyor. Washington bir yandan nükleer sınırlamalar ve rehine iadesi gibi somut dosyaları çözmek için Tahran ile masaya oturmak zorunda kalıyor, diğer yandan rejimin varlığını gayrimeşru görerek onu devirmeyi hedefliyor. Müzakere masasına oturmak, İslam Cumhuriyeti'ne uluslararası alanda bir meşruiyet tanınması anlamına geldiği için Amerikan elitleri arasında derin bir kutuplaşmaya yol açıyor.
TARİHİ TEKERRÜR: SOVYETLER BİRLİĞİ VE OBAMA DÖNEMİ
Washington benzer bir ikilemi geçmişte Sovyetler Birliği ile de yaşamıştı. Kissinger döneminde nükleer silahların kontrolü için "kötü imparatorluk" ile yapılan anlaşmalar, ulusal çıkarların ideolojik nefretin önüne geçmesiyle mümkün olmuştu. Barack Obama da benzer bir tercihle nükleer anlaşmaya imza atarak en büyük tehlikeyi bertaraf etmeye odaklanmış, ancak bu adım sağ kanat tarafından rejimi meşrulaştırdığı gerekçesiyle sertçe eleştirilmişti.
TRUMP'IN KÖRDÜĞÜMÜ NE?
Trump'ın nükleer anlaşmadan çekilmesi, Tahran'daki sertlik yanlılarını güçlendirerek nükleer programın hızlanmasına yol açtı. Bugün gelinen noktada Trump, bir yandan savaş tehditleri savururken diğer yandan bir anlaşma zemini arıyor. Tahran için ise en büyük ödül, masada verilecek teknik tavizlerden ziyade, ABD'nin en sert unsurları tarafından bile resmen tanınmak ve yarım asırlık meşruiyet arayışını noktalamak olarak görülüyor.
