İran yanıyor! Sokaktan bölünmeye giden yol
İran sokakları sadece rejimi sarsmıyor. Sınırları, dengeleri ve dünya siyasetini de tehdit ediyor. Bugün İran’da mesele “özgürlük”ten çıkıp “ülke ayakta kalacak mı?” sorusuna dönüştü. Ve bu soru artık sadece İranlıları değil, bütün dünyayı ilgilendiriyor. Çünkü İran yanarsa, ateş sadece Tahran’ı değil, bölgeyi ve küresel sistemi de yakar.
- İran, dış politikaya harcanan kaynaklar ve ekonomik çöküş nedeniyle rejimin meşruiyetini sorgulayan derin bir toplumsal ve siyasi kriz yaşamaktadır.
- Ülkedeki etnik fay hatları protestolarla birleşerek, kimlik ve özerklik taleplerine dönüşme potansiyeliyle İran'ın fiili parçalanma veya bölünme riskini artırmaktadır.
- İran'ın istikrarsızlaşması, Orta Doğu'daki güç dengelerini, enerji güvenliğini ve bölgesel ilişkileri kökten etkileyecek küresel bir kaos potansiyeli taşımaktadır.
- Türkiye için zayıf veya parçalanmış bir İran, sınır güvenliği, kontrolsüz göç dalgaları ve bölgesel istikrarsızlık açısından ciddi tehditler oluşturmaktadır.
OSMAN SAĞIRLI - İran artık kaynayan bir kazan. Bu bir “geçici protesto” değil, devletin temeline inen bir isyan. İran bugün sadece bir rejim krizi yaşamıyor; aynı anda toplumsal, etnik ve jeopolitik bir kırılmanın eşiğinde duruyor. Yıllardır “Şii Hilali” emeline ulaşmak için kaynaklarını Lübnan, Suriye, Irak, Yemen hattında harcadı. Halk fakirleşirken rejim dış cephelere yatırım yaptı. İhraç ettiği kriz bumerag gibi kendisine döndü. “Dışarıya güç, içeriye yoksulluk” politikaları sonucu olarak ekonomi çökmüş, yaptırımlar halkı nefessiz bırakmış, devlet meşruiyetini kaybetmiş durumda. Sokakta yükselen öfke artık geçici protesto dalgalarını aşmış. Bu, sistemin kendisini sorgulayan bir sarsıntı. Daha tehlikelisi ise bu sarsıntının, ülkenin çok katmanlı etnik fay hatlarıyla birleşmesi.
İran'da protestolar devam ediyor! Ölenlerin sayısı 538'e yükseldi
İran’da yaşananlar bir nevi siyasi kriz. Derinleştikçe de rejim güvenlik refleksini daha da artırmaktan çekinmiyor. Belki sokak bastırılır, ama sorun kesinlikle çözülmez. Neticede, ekonomik çöküşün hzlanması ve toplumsal kopuşun kronikleşmesi kaçınılmaz olur. Devlet ayakta kalsa da ülke yönetilemez hâle gelir.
KİMLİK TALEBİ BAŞLARSA...
İran homojen bir ülke değil. Nüfusun önemli bir kısmı da Fars değil: Azeriler, Kürtler, Araplar, Beluçlar, Türkmenler… Yıllardır demir yumrukla bastırılan bu yapı, şimdi ilk defa açık açık hareketleniyor. Bugün protestoların ana dili “özgürlük” olabilir. Ama yarın bu dil, kimlik ve özerklik taleplerine evrildiğinde tablo kökten değişir. Kürt bölgelerinde yükselen huzursuzluk, Belucistan’daki kronik yoksulluk ve Arap nüfusun yoğun olduğu Huzistan’daki dışlanmışlık hissi, Türklerin ikinci sınıf vatandaş muamelesi görmesi yalnızca bir iç mesele değil. Çünkü sokak hareketlerinin en tehlikeli yönü kimlik talebi.
Bu, İran’ın dağılma ihtimalinin konuşulduğu bir eşiğe gelindiği anlamına geliyor. Bugün Tahran’da atılan her slogan, yarın Huzistan’da ve Tebriz’de ayrılığa, Kürt bölgelerinde özerkliğe, Belucistan’da kopuşa dönüşebilir. İran zayıfladıkça, etnik kimlikler güçlenir; merkez çöktükçe çevre ayağa kalkar. Bu doğrudan “bölünme” olmasa da fiilî parçalanmaya kapı aralar. İran, kâğıt üzerinde tek parça, pratikte çok merkezli bir yapıya dönüşür. Tarih bu senaryoyu defalarca yazdı: Devlet sarsılır, harita tartışılır.
KAZANÇ DEĞİL KAOS OLUR
Bugün Tahran’daki iktidar, sorunu “güvenlik” başlığıyla ele alıyor. Oysa sokakta yükselen öfke, artık sadece hayat şartlarına değil, devletin kendisine yönelmiş bir sorgudur. Bu sorgu etnik fay hatlarıyla birleştiğinde, İran ya kontrollü bir dönüşümle sistemi yeniden kuracak ya da baskı, parçalanma ve dış müdahaleye açık bir krize sürüklenecek. Bu noktada mesele artık sadece İran değil. İran’ın istikrarsızlaşması, Orta Doğu’nun güç dengelerini kökten değiştirir. Körfez’de enerji güvenliği, Kafkasya’da denge, Irak ve Suriye’deki vekâlet savaşları, hatta Orta Asya’ya uzanan hatlar yeniden şekillenir. İran zayıfladıkça, İsrail-ABD hattı rahatlar; Rusya ve Çin ise hem fırsat hem riskle karşı karşıya kalır. Çünkü kontrolden çıkan bir İran, jeopolitik kazançtan çok bölgesel kaos üretir.
FATURAYI HERKES ÖDER
En kritik başlık ise enerji. İran yalnızca bir ülke değil, enerji denkleminde kilit taş, stratejik bir boğaz. İç karışıklık, petrol ve doğalgaz akışlarını belirsizleştirir; fiyatlar dalgalanır; Körfez, bir kez daha dünyanın kırılgan noktası hâline gelir. İran’daki her sokak çatışması, Londra borsasından Şanghay’a kadar uzanan bir zincirleme etkiyi de beraberinde taşır.
Dünya için mesele oldukça net. İran’ın çökmesi uzun vadede kimseye “zafer” getirmeyecek gibi görünüyor. Aksine bu yeni bir Irak, Suriye, Lübnan, yeni bir Yemen daha demek. Ama çok daha büyük, çok daha tehlikeli. Bugün İran sokaklarında atılan her adım, yalnızca bir rejimin değil, bölgesel düzenin de geleceğini belirliyor. İran artık bir iç politika konusu değil, küresel siyasetin en sert sınavlarından biri.
TÜRKİYE İÇİN GÜVENLİK TEHDİDİ
İran’daki çöküş Türkiye için soyut bir dış politika meselesi değil. Zayıf İran, sınır güvenliğimiz için ciddi bir tehdit; Silahlı hareketlilik, kaçakçılık ve kontrolsüz alanlar demek. Ayrıca oluşabilecek bir göç dalgasıyla Irak ve Suriye’den sonra üçüncü bir kriz kuşağı kapıya dayanır. İran’daki her boşluk başka güçler tarafından doldurulur. Türkiye’nin çevresi ateş çemberine döner. Net konuşalım; İran çökerse, Türkiye bedeli sahada öder.
İran’da ortaya çıkacak her türlü kötü tablodan tabii ki sadece Türkiye etkilenmez, ülke ülke dalga dalga sonuçları olur;
ABD: Zayıf İran kısa vadede “rahatlama” gibi görünür. Ama uzun vadede yeni savaş alanları, yeni askerî angajmanlar demektir. Kaos üretir, istikrar getirmez.
İsrail: Tehdit azalır gibi olur; fakat kontrolsüz milisler, silah akışı ve sınır ötesi çatışmalar güvenliği daha kırılgan hâle getirir.
Rusya: Suriye hattı sarsılır, Kafkasya ve Hazar’da belirsizlik büyür. Moskova için bu, fırsattan çok risk demektir.
Çin: Enerji yatırımları ve tedarik zinciri tehlikeye girer. İran’daki istikrarsızlık, Çin için ekonomik darbe anlamına gelir.
Avrupa: Sonuç nettir: enerji şoku + yeni göç dalgaları. İran kaynaklı kriz, Avrupa’daki faturaya doğrudan yansır.
Körfez: Rakip zayıflıyor gibi görünür, ama Hürmüz’de en ufak sarsıntı petrol fiyatlarını patlatır. Körfez, yeniden dünyanın en kırılgan noktası olur.
İRAN SOKAK EYLEMLERİ ZAMAN ÇİZELGESİ (1920-2025)
I. Monarşi Dönemi ve Bölgesel Çatışmalar
- 1920-1921 | Gilan Hareketi: Mirza Küçük Han öncülüğünde, kuzeyde merkezî iktidara meydan okuyan bölgesel bir ayaklanma yaşandı; ordu kuşatması ve operasyonlarla hareket dağıtıldı.
- 1930’lar | Rıza Şah’a Tepkiler: Modernleşme ve laikleşme adımlarına karşı yerel çıkışlar gerçekleşti ancak polis baskısıyla eylemler hızla söndürüldü.
- 1946 | Azerbaycan Krizi: Sovyet destekli yerel yönetim deneyimi, ordunun müdahalesiyle son buldu ve merkez kontrolü yeniden sağladı.
- 1951-1953 | Musaddık ve Petrol Krizi: Petrolün millîleştirilmesi talebi meydanları doldurdu; süreç bir darbe ile Musaddık’ın devrilmesi ve Şah’ın gücünü pekiştirmesiyle sonuçlandı.
- 1963 | Beyaz Devrim Protestoları: Reformlara karşı dinî-sosyal muhalefet patladı; ordu müdahalesiyle bastırılan eylemler sonrası Humeyni sürgüne gönderildi.
II. Devrim ve Yeni Rejimin Konsolidasyonu
- 1977-1979 | İslam Devrimi: Grevler, cenaze törenleri ve kitlesel yürüyüşlerle ülke kilitlendi; güvenlik aygıtının çözülmesiyle Şah devrildi ve İslam Cumhuriyeti kuruldu.
1981-1982 | Devrim Sonrası Muhalefet: Yeni rejime karşı sol ve örgütlü muhalefet sokağa çıktı; toplu tutuklamalar ve idamlarla muhalefet büyük ölçüde tasfiye edildi.
İran yanıyor! Sokaktan bölünmeye giden yol
III. Reform ve Hak Arayışları (1999-2012)
- 1999 | Öğrenci Protestoları: Basın özgürlüğü talebiyle üniversitelerde başlayan eylemler sokağa taştı; polis ve Besic müdahalesiyle reform umutları daraldı.
- 2003 | Ekonomik/İşçi Gösterileri: Özelleştirme ve işsizliğe karşı emekçi mahallelerinde dağınık eylemler yapıldı.
- 2009 | Yeşil Hareket: Seçim sonrası milyonlar “Oyuma sahip çık” diyerek sokağa döküldü; gözaltılar ve medya kısıtlamarıyla hareket bastırıldı.
- 2011-2012 | Arap Baharı Etkisi: Bölgesel dalganın etkisiyle yaşanan küçük çaplı kıpırdanmalar hızlı polis müdahalesiyle sona erdi.
IV. Modern Krizler ve Geniş Çaplı İsyanlar (2017-2025)
- 2017-2018 | Ekonomik Kriz Protestoları: Pahalılık ve yolsuzluk tepkisi taşradan büyük şehirlere yayıldı; öfke bastırılsa da memnuniyetsizlik kalıcı hâle geldi.
- 2019 | Benzin Zammı: Yakıt zammıyla tetiklenen en sert dalgalardan biri yaşandı; internet kesintileri ve ağır müdahale sonucu yüksek can kaybı görüldü.
- 2020 | Ukrayna Uçağı Krizi: Düşürülen uçağın inkâr edilmesi üzerine üniversite öğrencileri siyasi güven erozyonu nedeniyle sokağa indi.
- 2021 | Huzistan Su Krizi: Kuraklık ve çevre politikaları nedeniyle çıkan bölgesel isyan güvenlik güçlerince bastırıldı.
- 2022-2023 | Mahsa Amini: Kadınların öncülüğünde ülke çapında en geniş dalga yaşandı; toplu tutuklamalara rağmen toplumsal kutuplaşma derinleşti.
- 2024-2025 | Ekonomik ve Yerel Eylemler: Enflasyon, ücretler ve çevre sorunları nedeniyle parçalı ama sürekli eylemler ve genel memnuniyetsizlik devam etmektedir.
THE ECONOMIST İRAN’I 6’YA BÖLMÜŞTÜ
İsrail’in 13 Haziran 2025’te Tahran’ı hedef alan hava saldırıları sırasında İngiltere merkezli The Economist dergisinin kapağında, 6 parçaya bölünmüş bir İran bayrağı ve “Bu nasıl bitecek?” başlığı yer aldı. Kapak mesajlarının muhtemel senaryolara dair önemli ipuçları içerdiği bilinen The Economist’in o sorusu bugünkü olaylarla birleştiğinde “İran bölünüyor mu?” sorusunu akıllara getiriyor.
