Yunanlı pilottan Kardak krizi itirafı: "İzmir’i vuracaktık"
Kardak Krizi’nin 30. yılında, 1996’da Türkiye ile Yunanistan’ı savaşın eşiğine getiren gerilimle ilgili dikkat çekici bir itiraf gündeme geldi. Dönemin Yunan Hava Kuvvetleri pilotlarından Dimitrios Tzoumerkiotis, kriz gecesi İzmir’in bombalanmasının planlandığını ve kendilerine bu yönde görev verildiğini açıkladı.
- 1996 Kardak Krizi, Türkiye ile Yunanistan'ı savaşın eşiğine getirdi ve iki ülkenin deniz kuvvetleri bölgede karşı karşıya geldi.
- Yunan Hava Kuvvetleri Filo Komutanı Dimitrios Tzoumerkiotis, kriz sırasında İzmir'deki telekomünikasyon antenlerini bombalama emri aldıklarını itiraf etti.
- Türk ordusunun askeri hazırlıkları, özellikle LANTIRN sistemi ve SAT komandolarının müdahalesi, krizin seyrini etkileyen caydırıcı bir unsur oldu.
- ABD ve NATO'nun devreye girmesiyle tansiyon düşürüldü
- Kardak kayalıkları, Lozan Antlaşması gibi uluslararası anlaşmalarda açıkça Yunanistan'a bırakılmayan ada, adacık ve kayalıklar grubunda yer almaktadır.
1996 Ocak’ında tarihe "Kardak Krizi" olarak geçen gerilim, Türkiye ile Yunanistan’ı savaşın eşiğine getirmişti.
Türkiye ve Yunanistan'ın deniz kuvvetleri adanın çevresinde konuşlanmış, iki ülkenin savaşmasına ramak kalmıştı. ABD ve NATO'nun devreye girmesi tansiyonu düşürdü, savaşın eşiğinden dönüldü.
Krizin 30. yılında konuşan Yunan Hava Kuvvetleri’nde 337. Filo Komutanı olarak görev yapan Dimitrios Tzoumerkiotis, 31 Ocak 1996 sabahı şafak vaktinde kendilerine İzmir’in bombalanması görevi verildiğini itiraf etti. Tzoumerkiotis’in anlatımında hedef olarak İzmir’deki bazı telekomünikasyon antenleri yer aldı.
ŞAFAKTA ALARM: "İKİ DAKİKA ALARMI"NA GEÇTİK
Tzoumerkiotis, Pazar akşamı 19.00’da çağrı cihazının çaldığını ve filoya ulaşır ulaşmaz tüm pilotlara yeni görev verileceğinin söylendiğini aktardı.
Salı günü şafak vaktinde hem Türkiye içindeki hem de Kardak (Imia) yakınlarındaki bazı hedeflere saldırı görevi verildiğini dile getirdi. Görev hazırlığında gece boyunca "İki Dakika Alarmı" uygulamasına geçildiğini anlattı. Bu düzenin, pilotların emniyet kemerleri bağlı şekilde motorları çalışır halde uçak içinde beklemesi anlamına geldiğini söyledi:
"Biz İzmir’deki bazı telekomünikasyon antenlerini vuracaktık. Görev planlaması sırasında henüz Ulusal Çatışma Kuralları yayınlanmadığı için bazı anlaşmazlıklar yaşandı. Geceleyin bizi "İki Dakika Alarmı"na geçirdiler. Bu, uçakların içinde emniyet kemerlerimiz bağlı ve motorlar çalışır halde beklememiz anlamına geliyordu. O gece hava berbattı. Yağmur yağıyordu ve 4.000-32.000 feet irtifa arasında bulutlar vardı. Bu nedenle F-16’lar ve Mirage uçakları yerine, bu tip havalarda daha iyi performans gösteren F-4 uçaklarını tercih ettik."
F-4 TERCİHİ: "F-16 YERİNE F-4 KULLANDIK"
O gece hava koşullarını "berbat" sözleriyle aktaran Tzoumerkiotis, yağmur ve geniş irtifa bandında bulut bulunduğunu belirtti. Bu nedenle F-16 ve Mirage yerine, bu tip havalarda daha iyi performans gösterdiğini söylediği F-4 uçaklarının tercih edildiğini ifade etti. İlk iki uçağın 01.05’te, ikinci grubun ise 02.30’da havalandığını anlattı. Kendisinin de 03.00’ten kısa süre sonra kalkış yaptığını söyledi.
"TÜRKİYE TARAFINDA TAM BİR SESSİZLİK VARDI"
Tzoumerkiotis, uçuş sırasında "Türkiye tarafında ise tam bir sessizlik hakimdi" dedi. Devriye sırasında Kardak üzerinde bir helikopterin havalandığını duyduklarını ve kötü hava koşullarında helikopter kaldırılmasını sorguladıklarını aktardı.
DÜŞEN HELİKOPTER TARTIŞMASI: "KURŞUN İZİ YOKTU"
Yıllardır gündeme gelen helikopterin vurulduğu iddiasına da değinen Tzoumerkiotis, "Helikopterin Türkler tarafından vurulduğu iddiasını kabul etmiyorum" dedi. Soruşturma komitesinde yer alan ve olayı gördüğünü söylediği yakın arkadaşlarının helikopterde kurşun izi bulunmadığını aktardığını ileri sütfü. Silahlı askerlerin bulunduğu bir kayalığın üzerinde projektörlü silahsız helikopter uçurulmasını ise "yanlıştı" sözleriyle anlattı.
KALKIŞIN İPTALİ: "ANLAŞMA BİLGİSİ GELDİ, HAVALANAMADIM"
Tzoumerkiotis, sabah 05.30’da filoya döndüğünü, hemen yeni bir kaptanın yerine geçmek üzere başka bir uçağa yönlendirildiğini söyledi. Uçağa bindiğini ve hazır olduğunu, ancak iki tarafın anlaşmaya vardığı bilgisi gelince kalkış yapamadığını aktardı.
ÇİĞLİ VE MÜRTED ALARMI: "SİNEK KALKSA KARŞILIK VERİLİR"
Kardak Krizi sırasında Mürted’ten Çiğli’ye intikal eden bir F-16 pilotunun sözleri, yaşanan gerilimin boyutunu gözler önüne serdi.
Aynı pilot, Ege’de yürütülen hava faaliyetlerini "karşı taraftan sinek bile kalksa reaksiyon veriyorduk" cümlesiyle aktardı. Uçakların "5 dakika hazırlık" düzeninde tutulduğu ve acil kalkış emri beklediği bilgisi paylaşıldı.
ESKİŞEHİR 1’İNCİ THKK VE CAOC DETAYI KİTAPTA YER ALDI
Kriz sırasında hava harekatını yöneten isimlerden Emekli Hava Pilot Korgeneral Erdoğan Öznal, yaşananları "Hava Kuvvetlerinde 40 Yıl" adlı kitabında doğrudan aktardı. Kitapta, Kardak Krizi’nin çok kısa sürede tırmandığı, 1’inci Taktik Hava Kuvveti Komutanlığı’nın tüm hazırlıkları hızla tamamladığı ve Harekât Merkezi’ne geçildiği bilgileri yer aldı.
Aynı eserde, Batı meydanlarına yapılan yoğun intikaller, nakliye uçaklarının aralıksız iniş kalkışları ve oluşan hava resminin Yunanistan tarafından görülmemesinin mümkün olmadığı satırlara yansıdı.
DEVLET KARARI NETTİ: "BU BAYRAK İNECEK, BU ASKER GİDECEK"
Erdoğan Öznal’ın kitabında yer alan bir diğer bölümde, Ankara’nın Kardak’a ilişkin tavrı açık bir cümleyle yer aldı: "Bu bayrak inecek, bu asker gidecek".
Bu kararın ardından Türk SAT komandolarının Kardak’ın yanındaki kayalığa çıktığı, gelişmenin sahada dengeleri değiştirdiği ve kısa süre sonra Yunan bayrağının indirildiği bilgisi kitapta doğrudan yer aldı.
LANTIRN KORKUSU VE YUNAN ÇEKİLMESİ KİTAPLARLA DOĞRULANDI
Türk Hava Kuvvetleri’nin gece ve her hava şartında operasyon kabiliyeti sağlayan LANTIRN sistemi, kriz sırasında belirleyici unsurlardan biri oldu.
Kitapta, Yunanistan’ın özellikle bu kabiliyetten ciddi rahatsızlık duyduğu, Türk uçaklarının oluşturduğu hareketliliğin karşı tarafta geri çekilme kararını hızlandırdığı satırlara yansıdı.
CAYDIRICILIK SONUCU BELİRLEDİ: AVRUPA VE ABD SÜRECİ İZLEDİ
Kardak Krizi boyunca Türkiye’nin sahadaki askeri hazırlıkları, uluslararası arabuluculuk girişimlerinin hızlanmasına yol açtı. Ege hattındaki bu gerilim, Avrupa ve ABD’de yakından takip edildi. Sürecin sonunda Yunanistan askerini çekti, bayrak indirildi ve kriz fiilen sona erdi.
KARDAK’TA NELER OLMUŞTU?
25 Aralık 1995’te Figen Akat isimli Türk yük gemisi, Bodrum’un 3,8 mil açığındaki Kardak kayalıklarında karaya oturdu. Yunanistan, bölgenin kendi karasuları olduğu iddiasıyla gemiyi kurtarmaya yöneldi. Türkiye, Kardak’ın Türk toprağı olduğunu söyleyerek sürece müdahil oldu.
Gerginlik kısa sürede tırmandı. Yunanistan kayalıklardan birine bayrak dikti. Türkiye, 30 Ocak 1996’da karşılık vererek diğer kayalığa bayrak dikti. İki ülke askeri unsurları bölgede karşı karşıya geldi. ABD Başkanı ve NATO Genel Sekreteri’nin devreye girmesiyle kriz sıcak çatışmaya dönüşmeden sona erdi.
EGE’DE ADALAR MESELESİNİN TARİHSEL ZEMİNİ
Ege Denizi’ndeki ada, adacık ve kayalıklar, Venediklilere bırakılan Çuha Adası dışında, 21 Temmuz 1718’de imzalanan Pasarofça Antlaşması ile Osmanlı egemenliğine geçti. Bu tarihten itibaren Ege Denizi Osmanlı hâkimiyetinde kaldı. Bu tablo, Yunanistan’ın kurulduğu 1830 yılına kadar devam etti.
Osmanlı’ya ait olan ada, adacık ve kayalıkların bir bölümü, uluslararası anlaşmalar yoluyla, adları tek tek sayılarak İtalya ve Yunanistan’a devredildi.
İTALYA İŞGAL ETTİĞİ ADALARDAN AYRILMADI
14 Eylül 1829 tarihli Edirne Antlaşması ve 3 Şubat 1830 tarihli Londra Protokolü sonrasında Yunanistan kuruldu. Osmanlı belgelerinde, Kuzey Sporad ve Kiklad Adaları’nda yer alan bazı adaların isimleri açık şekilde sayılarak Yunanistan’a bırakıldığı yer aldı.
Anlaşmalarda adı geçmeyen ada, adacık ve kayalıklar bu listelerin dışında kaldı. Kardak kayalıkları bu grupta yer aldı.
1864’te İngiltere, İyon Denizi’ndeki Yedi Ada’yı Yunanistan’a devretti. Türkiye, bu devri 1865’te imzaladığı belgeyle kabul etti. Bunun dışında kalan Ege adalarının statüsü Lozan Antlaşması’na kadar değişmedi.
1912’de Trablusgarp Savaşı sırasında İtalya, Güney Ege’deki bazı adaları işgal etti. Aynı dönemde Yunanistan, Balkan Savaşları sırasında Doğu Ege adalarını işgal etti. Osmanlı Devleti bu işgalleri kabul etmedi ve adalardaki görevlilerin maaşlarını ödemeyi sürdürdü.
BÜYÜK DEVLETLER KARARI VE LOZAN’A GİDİŞ
13 Şubat 1914’te Almanya, Avusturya-Macaristan, Fransa, İngiltere, Rusya ve İtalya tarafından alınan kararla, bazı adaların Yunanistan’a bırakılması bildirildi. Osmanlı Devleti bu kararı kabul etmedi. Süreç Lozan Antlaşması’na kadar çözümsüz kaldı.
10 Ağustos 1920’de imzalanan ancak uygulanmayan Sevr Antlaşması’nda, Ege adalarının Yunanistan ve İtalya’ya devrine ilişkin maddeler yer aldı.
LOZAN ANTLAŞMASI
24 Temmuz 1923 tarihli Lozan Antlaşması ile Ege adalarının hukuki statüsü düzenlendi. Antlaşmanın 12. maddesinde Türk egemenliğinde kalan adalar ve Yunanistan’a devredilen adalar açıkça sıralandı. 15. maddede İtalya’ya bırakılan adalar ve bunlara bağlı adacıklar yer aldı.
16. maddede Türkiye’nin bu adalar üzerindeki haklarından vazgeçtiği kayda geçti. Aynı maddede, adaların geleceğine ilişkin alınacak kararlarda Türkiye’nin taraf olduğu belirtildi.
Yunanistan’ın dayanak gösterdiği 4 Ocak 1932 tarihli Türk-İtalyan Sözleşmesi ise iç hukuk süreci tamamlanmadığı için geçerli kabul edilmedi.
