9 Temmuz sabahı neye uyanacağız? 2026 NATO Ankara Zirvesi'nin şifreleri: Kırılma mı kontrollü yumuşama mı?
Türkiye’nin ev sahipliğinde gerçekleşecek stratejik NATO Ankara Zirvesi öncesi, Doç. Dr. Cantürk Caner’den dikkat çeken analizler geldi. F-35, CAATSA ve PKK/YPG gibi kronik sorunlarda önemli bir kırılma yerine "kontrollü yumuşama" beklemek gerektiğini belirten Caner, KAAN için ABD’den F110 motoru tedarikinin, krizin etrafından dolaşan taktiksel bir ara formül olduğunu söyledi. Caner, zirve sonrasında Türkiye'nin ittifak içinde "sorun çözmeden ilerlenemeyecek merkez ülke" konumunu tescilleyeceğini vurguladı.
- Uluslararası İlişkiler Uzmanı Doç. Dr. Cantürk Caner, Ankara Zirvesi'nin Türkiye açısından bir 'stratejik görünürlük zirvesi' olacağını ancak 'mucizevi' bir normalleşme getirmeyeceğini belirtti.
- Caner, Trump'ın Ankara ziyaretinin liderler diplomasisinin gücünü gösterdiğini ancak CAATSA yaptırımlarının Kongre tarafından yasalaştırıldığı için iki liderin el sıkışmasıyla çözülemeyeceğini ifade etti.
- KAAN projesinde ABD motorunun 'lütuf değil pazarlık alanı' olduğunu belirten Caner, Türkiye'nin asıl meselesinin kendi platformunu bağımsızlaştırmak olduğunu vurguladı.
- F-35 programına tam dönüşün gerçekçi olmadığını, bunun yerine KAAN motoru ve F-16 modernizasyonu gibi ara teknik dosyalar üzerinden ilişkiye 'oksijen verilmesinin' daha muhtemel olduğunu söyledi.
- Suriye'de PKK/YPG'ye verilen destek konusunda ise ABD'nin bu yapıyı hâlâ farklı bağlamlarda gördüğünü belirterek ciddi bir kırılma beklemenin zor olduğunu ifade etti.
- Caner, Batı ittifakının 'bizim için güçleniyorsan müttefiksin, kendi hesabına güçleniyorsan sorunlusun' şeklinde bir çifte standardı olduğunu savundu.
Küresel güvenlik mimarisinin yeniden tasarlandığı kritik bir dönemde, 36. NATO Liderler Zirvesi 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde Ankara’nın ev sahipliğinde kapılarını açıyor. ABD Başkanı Donald Trump’ın zirveden bir gün önce Ankara’ya yapacağı resmi ziyaret ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile gerçekleştireceği baş başa görüşme, diplomatik kulisleri şimdiden hareketlendirdi. Kamuoyunda CAATSA yaptırımları, F-35 programı ve Suriye’deki PKK/YPG varlığı gibi kronik krizlerde tarihi bir kırılma beklentisi sürerken, uzmanlardan temkinli bir analiz geldi.
Zirvenin şifrelerini TurkiyeGazetesi.com.tr için yorumlayan Uluslararası İlişkiler Uzmanı Doç. Dr. Cantürk Caner, Ankara Zirvesi’nin Türkiye açısından bir "stratejik görünürlük zirvesi" olacağını ancak 'mucizevi' bir normalleşme getirmeyeceğini vurguladı.
ERDOĞAN-TRUMP ZİRVESİ: MASADA KALABALIK BİR KOMİTE VAR
Trump’ın Ankara’ya gelişinin liderler diplomasisinin gücünü gösterdiğini belirten Doç. Dr. Cantürk Caner, buna rağmen kurumsal engellerin hafife alınmaması gerektiğini söyledi. CAATSA yaptırımlarının S-400 alımı nedeniyle Amerikan Kongresi tarafından yasalaştırıldığına dikkat çeken Caner, "Bu dosyalar sadece iki liderin el sıkışmasıyla çözülecek nitelikte değil. ABD sisteminde Kongre, Pentagon, dış politika bürokrasisi ve lobiler bu denklemin içindedir. Yani ortada sadece iki lider yok; arkada her zamanki gibi kalabalık bir jeopolitik komite bulunuyor" dedi.
KAAN projesinde ABD motorunun bir "lütuf değil pazarlık alanı" olduğunu belirten Caner, şu uyarılarda bulundu:
"Kaynaklara göre Türkiye, KAAN’ın erken üretim safhasında F110 motorlarına ihtiyaç duyuyor; uzun vadede hedef yerli TF35000 motoru. ABD’nin motor tedariki projeyi tamamen Amerikan kontrolüne sokmaz ama kritik alt sistemlerde Washington’un hâlâ veto gücü olduğunu gösterir. Türkiye açısından asıl mesele Amerikan ekosistemine dönmek değil, kendi platformunu bağımsızlaştırmaktır."
F-35 programına tam dönüş senaryolarının gerçekçi olmadığını ifade eden Caner, krizin aşılması için masadaki asıl taktik hamleyi açıkladı:
"Daha muhtemel senaryo, F-35 dosyasının tamamen kapatılmaması. Fakat KAAN motoru ve F-16 modernizasyonu gibi ara teknik dosyalar üzerinden ilişkiye oksijen verilmesidir. KAAN için ABD menşeli F110 motorlarının tedariki kritik bir ara formül olabilir. Ancak bu bir alternatif değil, F-35 krizinin etrafından dolaşan geçici bir basınç düşürme mekanizmasıdır. KAAN, Türkiye’nin kendi platform egemenliğini kurma iddiasıdır."
Caner, "Suriye’de PKK/YPG’ye verilen destek konusunda ise ciddi bir kırılma beklemek daha da zordur." ifadelerini kullandı ve şöyle devam etti:
"ABD bu yapıyı hâlâ Suriye’de DEAŞ’la mücadele, saha dengelemesi ve İran etkisini sınırlama bağlamında görüyor. Türkiye ise bunu doğrudan ulusal güvenlik tehdidi olarak okuyor. Zirvede daha yumuşak ifadeler, ortak mekanizma ve koordinasyon dili çıkabilir ama ABD’nin Suriye’deki yerel ortaklık mimarisini bir günde terk etmesi gerçekçi görünmüyor."
BATI'NIN ÇİFTE STANDARDI: "BİZİM İÇİN GÜÇLENİYORSAN MÜTTEFİKSİN"
Ankara Zirvesi ile birlikte resmiyette olmasa da fiilen "NATO 3.0" dönemine geçildiğini ifade eden Doç. Dr. Caner, bu yeni dönemin özünün "savunma sanayii üretimi ittifakı" olduğunu vurguladı. Türkiye’nin KAAN, SİHA teknolojileri ve TCG Anadolu gibi devasa projelerle sadece bir "cephe ülkesi" olmaktan çıkıp askeri bir üreticiye dönüştüğünün altını çizen Caner, ittifak ortaklarının bu duruma yaklaşımındaki çelişkiyi şu sözlerle özetledi:
"Romantik bakış açısını bir kenara bıraktığımızda müttefikler Türkiye’nin askeri kapasitesini ister; fakat Türkiye’nin stratejik özerkliğinden rahatsız olur. Türk SİHA’ları Ukrayna’da işe yaradığında alkışlanır; aynı kapasite Doğu Akdeniz’de, Suriye’de veya Kafkasya’da Türkiye’nin bağımsız hamlesine dönüştüğünde kaşlar çatılır. İşte Batı ittifakının o sevimli çifte standardı: 'Bizim için güçleniyorsan müttefiksin, kendi hesabına güçleniyorsan sorunlusun.'"
Bu yeni dönemin özü şudur: ABD Avrupa’yı eskisi kadar bedavaya korumak istemiyor; Avrupa daha fazla para harcamak zorunda; NATO da sadece caydırıcılık ittifakı değil, savunma sanayii üretim ittifakı hâline geliyor. Trump yönetimi Avrupa’dan yalnızca savunma harcaması değil, daha fazla sadakat ve daha fazla yük üstlenme bekliyor; Rutte ise ABD’yi ittifakta tutarken Avrupa’nın savunma kapasitesini artırmaya çalışıyor. Bu tabloda Türkiye’nin konumu çelişkili ama güçlüdür. Türkiye NATO’nun ikinci büyük ordularından birine sahip, Karadeniz, Kafkasya, Balkanlar, Doğu Akdeniz, Suriye, Irak ve Körfez hattının kesişiminde duruyor. KAAN, Bayraktar ailesi, Akıncı, Kızılelma, Hürjet, Atak, TCG Anadolu, hava savunma sistemleri ve mühimmat kapasitesiyle Türkiye artık sadece “cephe ülkesi” değil, üretici askeri güç hâline geliyor.
POWERPOINT SUNUMU DEĞİL, ÜRETİM HATTI KAZANACAK
Rusya, Çin, İran ve Kuzey Kore eksenindeki ortak askeri tedarik ağına karşı ittifakın yeni bir eylem planı hazırladığını belirten Caner, Lahey’de alınan savunma harcamalarını GSYH'nin %5'ine çıkarma kararının Ankara'da "paradan kabiliyete" dönüştürülmeye çalışılacağını aktardı. Artık asıl sorunun bütçe tablolarında değil, doğrudan fabrikalardaki üretim hızında olduğunu söyleyen Caner, savunma sanayiindeki arz krizine şu tespitle değindi:
"NATO artık sadece 'para harcayın' demiyor; 'mühimmat üretin, hava savunması üretin, lojistik kapasite kurun' diyor. Çünkü sorun bütçe tablosunda değil, üretim hattında. Para var ama mermi yoksa o savunma politikası değil, pahalı bir PowerPoint sunumudur. Türkiye ise hem Rusya ile konuşabilen hem Ukrayna'yı destekleyen kapasitesiyle bu üretim ve kriz coğrafyasının tam kavşak noktasında duruyor."
NATO’nun 2025 Lahey Zirvesi’nde kabul edilen 2035 hedeflerine değinen Caner, müttefiklerin GSYH’nin yüzde 5’i düzeyindeki yatırım taahhüdünün yüzde 3,5’inin doğrudan savunmaya, yüzde 1,5’inin ise altyapı ve sanayi dirençliliğine ayrıldığını hatırlattı. Ankara’da bu paranın kabiliyete dönüşmesinin tartışılacağını belirten Caner, küresel tehdit yelpazesinin genişlediğini ifade etti:
"Rutte’yi uykusuz bırakan şey Rusya’nın Çin, İran ve Kuzey Kore ile kurduğu savaş ekonomisi ağı. NATO bu birleşime karşı Çin'in nükleer kapasitesi, kritik madenleri ve liman adımlarına; İran’ın ise Hürmüz Boğazı'ndaki faaliyetlerine karşı hibrit bir ambargo ve seyrüsefer özgürlüğü planı hazırlıyor. Türkiye ise bu kriz coğrafyasının tam kavşak noktasında duruyor."
9 TEMMUZ SABAHI NASIL BİR TÜRKİYE?
Zirvenin ardından, liderler Ankara'dan ayrıldığında ortaya çıkacak diplomatik bilançoyu tek bir cümleyle özetleyen Doç. Dr. Cantürk Caner, sözlerini şöyle tamamladı:
"Ankara Zirvesi bir zafer ilanı değil, pazarlık gücünün görünür olduğu bir eşik. 9 Temmuz sabahı uyandığımızda net olarak göreceğiz ki; Türkiye, NATO içinde sorun çıkaran ülke görüntüsünden çıkıp, sorun çözmeden NATO’nun ilerleyemeyeceği merkez ülke konumuna yerleşmiştir.
CAATSA ve F-35 gibi sorunlarda tam çözüm beklemek gerçekçi değildir; fakat KAAN motoru, savunma sanayii iş birliği, Avrupa savunma yükünün artması ve Türkiye’nin coğrafi-askeri ağırlığı Ankara’nın elini güçlendirmektedir. Türkiye artık NATO’da sadece tehdit alan bir cephe ülkesi değil, tehditleri yöneten, savunma üreten ve ittifakın güneydoğu mimarisini belirleyen aktördür."
