Adı ilk kez böyle duyuldu! 50 yıl önce Muhsin Yazıcıoğlu camide öldürülen gençleri savunmuştu
Şüpheli bir kaza sebebiyle vefat eden Muhsin Yazıcıoğlu ilk defa medyada 1977 senesinde adını duyurdu. Yarım asır önceki anarşi ortamında itidal çağrısı yapan Yazıcıoğlu, 1977'de Kadir Gecesi camiye bombalı saldırı düzenleyen, gençlerin üzerine kurşun yağdıran katillere karşı basın açıklamasıyla dikkat çekmişti.
ALİ TÜFEKÇİ - Dün Muhsin Yazıcıoğlu'nun vefat yıl dönümüydü ve onunla ilgili paylaşımlar gündem oldu.
Vefatının üzerinden yıllar geçmesine rağmen Türkiye’nin siyasi ve sosyal hafızasındaki güçlü yerinin devam ettiği bir kez daha görüldü.
Bu, Muhsin Yazıcıoğlu'nun sadece siyasi bir lider olmasından değil, aynı zamanda temsil ettiği karakter ve yer aldığı hadiselerden de kaynaklanıyor.
Gelin arşivlere inip onu, adının ilk duyulduğu haberler üzerinden inceleyelim.
GÖMLEĞİN İLK DÜĞMESİ
"Bir gömleğin ilk düğmesi nasıl iliklenirse devamı öyle gider" cümlesiyle ifade edilen meşhur benzetme, Muhsin Yazıcıoğlu'nun hayatına da tam oturuyor.
Yazıcıoğlu, daima Türk siyasetinde "dik duruşun sembolü" olarak dikkat çekti.
Siyasi kariyeri boyunca makam mevki hedefiyle veya yaşadığı dönemin sert rüzgarlarına göre yön değiştirmemesi, destekçileri kadar muhaliflerinin de saygısını kazanmasını sağladı.
"Namusunu maaşına satmayan" lider profili, onu bütün millet nezdinde samimi ve güvenilir kıldı.
Bunu onun "Ülkü Ocakları Başkanı" sıfatıyla tarih sahnesine ilk çıktığı olaylarda görüyoruz.
ANARŞİ KARŞISINDA GENÇLİĞİN SESİ
1977 yılında yaşanan iki hadisede Yazıcıoğlu, gençliğin yabancı devletlerin istihbarat servisleri tarafından kışkırtılarak anarşiye kurban edilmesine isyan ediyordu.
Gençlerin birbirine kırdırıldığı o günlerin manzarası gazetelerin manşetlerine acı haberler olarak yansıyordu.
MUHSİN YAZICIOĞLU SAHNEDE
Üniversiteler ve öğrenci yurtları güvensiz hale gelmiş, fabrikalar işçi grevleriyle tahrik ediliyordu.
Avrupa'dan uyuşturucu trafiği Türkiye üzerinden yürütülüyor, turist olarak gelen yabancıların tacir olduğu ortaya çıkıyordu.
Bunların istihbarat elemanı olma ihtimali de hayli yüksekti. Zira pek çok faili meçhul cinayet işleniyordu.
Henüz gençliğinin baharında olan Muhsin Yazıcıoğlu da ülkede yaşanan bu kaosun yabancı güçlerle bağlantılı kişilerle işlendiğine dikkat çekiyordu.
Muhsin Yazıcıoğlu'nun ilk basın açıklamalarından biri 10 Ağustos 1977 tarihli Türkiye gazetesine şöyle yansımıştı:
“ANARŞİYİ DIŞA BAĞLI KATİLLER TERTİPLİYOR”
"Ülkü Ocakları Derneği Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu, son saldırı olayları ile ilgili olarak dün yaptığı yazılı açıklamada, “Türkiye’de tek taraflı saldırı vardır. Bu saldırı, dışa bağımlı beynelmilel katiller tarafından düzenlenmektedir. Yetkililer, kendi müesseselerine, gençliğine ve tüm insanlarına sahip çıkmalıdır. Türk gençliğinin kurşunlanmasına ve meşru kuruluşların bombalanmasına artık müsaade etmemelidir.” demiştir.
Üç ülkücü ve bir polisin ölümüne sebep olan Ankara Bahçelievler olayı hakkında son zamanlarda bazı yanlış haberlerin duyurulmakta olduğuna da dikkati çeken Ülkü Ocakları Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu, açıklamasını şöyle sürdürmüştür:
“Hâdiseyi aslından saptırarak kamuoyunu yanıltmaktan kim ne şekilde fayda umar bilmiyorum. Ancak beynelmilel fikir kölelerinin işine geldiği muhakkak olan tür yalan ve iftiraya dayalı haberler, hiç kimsenin gerçekleri öğrenmesini engelleyemeyecektir.
Bir kısım basında yer alan ve güya siyasi polisin gizli raporuymuş gibi yayınlanan belgedeki görüşlerin gerçekle alâkası yoktur. Eğer siyasi polisin gizli raporu ise, kamuoyundan saklanan bir rapor bir kısım basında nasıl yayınlanıyor? Aslı varsa, bu tip bilgiler neden değerlendirilmemektedir?
Bazı basının elinde tahrik unsuru olarak kullanılan bu tip haberler, bizzat siyasi polis tarafından niçin açıklanmaktadır? Bir kısım insanlar imha planı hazırlıyorsa ve bunu bu kadar teferruatlı biliyorsa, yetkililer derhal tedbir almalı ve cezalandırılmalıdır. Yoksa konuyu bir kısım basının istismarına bırakmamalıdır.”
Haberin devamında Yazıcıoğlu'nun şu sözleri aktarılıyor:
"GERÇEKLER AÇIKLANMALIDIR"
"Bahçelievler semtinde vurulan Muhittin Canlıer, Hüseyin Şanlı ve Remzi Kütükçü, ülkücü teşkilatlara mensup kişilerdi. Durakta saldırıya uğradıktan sonra saldırganlar tarafından üzerlerine ve kafalarına kurşun sıkılmıştır.
İnsanlık dışı ve vahşiyane bir şekilde işlenen cinayetin sonunda bir de Türk polisi şehit edilmiş, yakalanan saldırganlar kendilerinin komünist olduğunu ve bu olayı planlayarak yaptıklarını itiraf etmişlerdir.
Yani Türk milliyetçiliği fikrine mensup olan üç kişiyi plan kurarak, soğukkanlılıkla öldürmeyi gerçekleştirmişlerdir. Tek taraflı bir saldırıyı karşılıklı çatışma şeklinde gösterme gayretleri sığ bir düşüncenin mahsulüdür.
Sayın yetkililer, özellikle İçişleri Bakanlığı, milletimizden gerçekleri gizlemeden en doğrusunu açıklayarak kamuoyunu aydınlatmalıdır."
"TEK TARAFLI SALDIRI VARDIR"
"Türkiye’de tek taraflı bir saldırı vardır. Bu saldırı, dışa bağımlı beynelmilel katiller tarafından düzenlenmektedir. Kendileri açıkça vuracaklarını, bombalayacaklarını, yakacaklarını baştan açıklamış, devlet yetkililerine ve kamuoyuna duyurmuşlardır. Bunu yaparken de işçiyi kullanacaklarını TRT’den açıklamışlardır.
Bunların karşısında Türk gençliği, Türk işçisi, Türk polisi ve dolayısıyla Türk devleti vardır. Hangi tarafların imha planları açıklanıyor? Açıklanmasına gerek var mıdır? Zaten gizli bir şey mi var ki açıklanıyor? Her şey ortadadır. Daha önceden güç birliği kuran sol, planlı olarak katliam yapacağını açıklamıştır. Saldırıya da devletin meşru kuruluşları uğramaktadır."
Yetkililer, kendi müesseselerine, gençliğine ve tüm insanlarına sahip çıkmalıdır. Türk gençliğinin kurşunlanmasına ve meşru kuruluşların bombalanmasına artık müsaade etmemelidir. Anarşiye karşı ortak tavır alınmazsa, doğacak neticeden Türk milleti ve tarih huzurunda sorumlu yetkililer olacaktır. Daha fazla ülkücü kıyımına karşı Türk gençliğinin meşru müdafaa durumuna düşeceği muhakkaktır ki, bunu arzu etmiyoruz.”
KADİR GECESİ CAMİYE BOMBA
Devam eden haftalarda anarşinin önü kesilemiyordu. Komünist terör gruplarının üstlendiği skandal olaylar birbirini izliyordu.
Bunlardan biri de Ramazan ayında yaşandı. Kadir Gecesi bir camiye bombalı saldırı düzenlendi. Yine camiden çıkan gençlere suikastlar düzenlendi.
Bütün bunlar Müslümanların kışkırtılarak tahrik edilmesinin önünü açıyordu.
Muhsin Yazıcıoğlu ise itidal çağrısı yaparak "iç savaş" tahrikinin yapıldığına 12 Eylül 1977 tarihinde şöyle dikkat çekmişti:
“Türkiye’de meydana gelen olayların sağ-sol çatışması veya karşıt görüşlü gençlerin kavgası olmadığını, milli varlığımızı hegemonyası altına almak isteyen Emperyalist güçlerin tek taraflı saldırılarının söz konusu olduğunu bilmeyen kalmamıştır. Son 6 günde meydana gelen olaylarda komünist saldırıları artık sadece ülkücüleri hedef almamaktadır.”
Muhsin Yazıcıoğlu'nun bu tavrı hayatı boyunca da devam etti. Türkiye’nin en sancılı dönemlerinden biri olan 28 Şubat sürecinde, partisinin az sayıda milletvekili olmasına rağmen, ordu müdahalesine karşı "Ordu gözbebeğimizdir ancak namlusunu milletine çevirmiş tanka selam durmam" cümlesi, demokrasi tarihine geçti.
Onu muhafazakar kesimin gözünde kahramanlaştıran daha pek çok örnek davranışı yokluğu derinden hissedilen bir figür olması sağladı.
İhlas Haber Ajansı muhabiri İsmail Güneş ve Büyük birlik Partisinden dava arkadaşları Erhan Üstündağ, Yüksel Yancı, Murat Çetinkaya ile birlikte başlarına gelen şaibeli helikopter kazası da her 25 Mart günü sevenlerini bir araya getiriyor.
