Kübra Güran Yiğitbaşı ile bayram sohbeti... "Benim rol modelim kaymakam babam"
İçişleri Bakan Yardımcısı Kübra Güran Yiğitbaşı, lise yıllarında dünyadaki adaletsizliklere karşı “gerçeği haykırma” isteğiyle başlayan kariyer yolculuğunu, kaymakam babasının yönetim anlayışından aldığı ilhamı ve üç çocuk annesi bir yönetici olarak hayatı nasıl dengelediğini anlattı.
- Kübra Güran Yiğitbaşı, kadın ve erkeği toplumsal dengenin iki ana sütunu olarak görüyor ve genç kadınlara sığ, Batı merkezli yaklaşımlardan uzak durmalarını tavsiye ediyor.
- Yoğun çalışma temposunu eşinin desteğiyle yürüttüğünü, aile olmayı ortak bir mefkureye inanmak olarak gördüğünü belirtiyor.
- Eski bayramlara duyulan özlemi samimiyet ve yakınlık arayışı olarak yorumluyor.
- Eğitim hayatında Bosna Savaşı'nda tanık olduğu zulmün, haksızlıkları anlatma ve gerçeği haykırma isteğini uyandırdığını ifade ediyor.
- Babasının yöneticilik vasıflarından etkilendiğini ve onun milletle kurduğu bağın yöneticiliğinde örnek olduğunu belirtiyor.
- Büyükkalecik'te ziyaret ettiği 90 yaşındaki Şerife teyzenin son ziyaretini veda gibi gördüğünü ve bu bağın unutulmaz bir anı olduğunu söylüyor.
- 6 Şubat depremleri sonrası Hatay'da görev yapma sürecinin anneliğini ve çocuklarıyla arasındaki bağı derinleştiren bir dönüm noktası olduğunu dile getiriyor.
Gamze Erdoğan / ANKARA - Türkiye’nin ilk başörtülü valisi olarak akıllara kazınan şimdinin İçişleri Bakan Yardımcısı Kübra Güran Yiğitbaşı ile Kurban Bayramı vesilesiyle bir araya geldik. İçişleri Bakan Yardımcıları arasında tek kadın olan ve bakanlıkta Jandarma ve Sahil Güvenlik Komutanlığı gibi kritik alanlarda görev yapan Yiğitbaşı’nın sorularımıza verdiği cevaplar şöyle:
“EKRANLARIN MESAFESİNE İNAT BİR ARAYA GELELİM”
Son olarak Kurban Bayramı vesilesiyle bir araya gelmiş bulunuyoruz, okuyucularımıza yönelik Kurban Bayramı mesajınızı alabilir miyiz?
Kurban, Müslümanlar için üzerinde gerçekten derin bir biçimde durulması, düşünülmesi gereken çok özel anları ve anlamları barındırıyor. Hazreti İbrahim’in Rabbi için en sevdiğinden, yani yıllarca kavuşmak için beklediği oğlundan vazgeçebilmesi; Hazreti Hacer’in bebeği İsmail’e su arayışındaki çabası ve duası, Hazreti İsmail’in ise Rabbimizin emrinin üzerine bıçağın altına yatmadaki teslimiyeti… Modern çağ, insanı sürekli tüketmeye, biriktirmeye ve bencil bir "ben" algısına programlıyor. Haz ve hız çağının insanına kurban; biriktirerek değil, eksilterek ve paylaşarak çoğalacağını hırslardan arınarak kalpler arasındaki mesafelerin eritileceğini fısıldar. Kendinden ve bencilliğinden vazgeçebilen insan, toplumuna ve kardeşine yer açar. Milletimizi bir arada tutan, bu topraklara kök salmamızı sağlayan en güçlü bağ, işte bu değerlerimizden gelen manevi iklim. Yalnızlaşan, atomize olan ve insani bağlarını zayıflatan bir dijital dünyada yaşıyoruz. Bugünün dünyasında herkes birbirine internet ağlarıyla "bağlı" ama kimse birbirine gerçekten "yakın" değil. Ekranların mesafesine inat; milletimizin bayramlarda en sevdikleriyle, büyükleriyle ve çocuklarıyla bir araya gelerek aile bağlarını güçlendirmesi, yüz yüze ve göz göze kurduğu o sıcak iletişim coşkusu, dünyaya verilmiş çok önemli bir sosyolojik mesaj. Bu mübarek günlerin ülkemize, gönül coğrafyamıza ve tüm insanlığa barış ve esenlik taşımasını temenni ediyor, Türkiye Gazetesi okurları başta olmak üzere tüm aziz milletimizin Kurban Bayramı'nı en kalbi duygularımla tebrik ediyorum.
“KADINLAR BÜROKRASİYE ZERAFET KATIYOR”
Kadının bürokrasideki yerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Öncelikle ben kadın ve erkeği birbirinin rakibi olarak değil, toplumsal dengenin ve medeniyetimizin iki ana sütunu olarak görüyorum. Genç kadınlarımıza tavsiyem; kendilerini tek bir kalıba sıkıştırmak isteyen sığ ve batı merkezli yaklaşımlardan uzak durmaları. Ben de üniversite mezunu bir kadın olarak yıllarca ev hanımlığı yaptım. Kadın çalışma hayatının içerisinde olmalı. Bugün karar alma mekanizmalarında, bürokraside ve üst düzey yönetim kademelerinde yer alan bir kadın olarak şunu da rahatlıkla söyleyebilirim: Kadının analitik düşünme yeteneği, detayları gözden kaçırmayan titizliği, kriz anlarındaki sabrı ve adalet duygusu yönetim dünyasına ve bürokrasiye muazzam bir denge ve zarafet katıyor. Bizler geçmişte yasaklarla ve zorluklarla mücadele ederek bu alanlarda kendimize yer açtık; bugünün genç kadınları ise çok daha prangasız, çok daha özgür bir Türkiye'de yetişiyorlar. Önlerindeki bu geniş fırsat eşitliğinin kıymetini bilerek sadece istihdam edilen değil; karar alan, yöneten, medeniyetimizin adalet anlayışını masaya yansıtan tarafta da kendilerine güvenerek yer almalıdırlar.
“ANNELİK SADECE EVDE GEÇİRİLEN ZAMANLARDAN İBARET DEĞİL”
Bakan Yardımcısı olmanızın yanında aynı zamanda bir annesiniz, ailenize zaman ayırabiliyor musunuz?
İki kız, bir erkek evlat annesiyim. Elbette bu yoğun çalışma temposunu tek başıma göğüslemem mümkün değil; bu dengeyi kurabilmemde ve bu tür tarihi sorumluluk anlarında en büyük gücüm, bu fedakarlığı benimle omuz omuza paylaşan değerli eşim oldu. Biz aile olmayı sadece aynı çatı altında yaşamak değil, ortak bir mefkureye birlikte inanmak olarak görüyoruz. Evlatlarımıza sadece kelimelerle değil, hayatın içinde durduğum yerle rehberlik etmek istiyorum. Anneliğin sadece evde geçirilen saatlerle sınırlı olmadığına, onlara bir duruş ve vizyon kazandırmak olduğuna inanıyorum. Bu noktada en büyük gücümüz ve sarsılmaz kalemiz aile. Bir kadının eğitim alması, üretmesi ve çalışma hayatında sorumluluk üstlenmesi ne kadar kıymetliyse; ailenin birliğini gözetmesi, nesilleri şefkatle yetiştirmesi ve ev hayatının bereketini koruması da bir o kadar hayati ve saygın. Ev hanımlığı ve annelik, bir toplumun geleceğini şekillendiren en temel, en kutsal emek biçimidir. Kadının rollerinden biri diğerinin alternatifi değil; aksine kadının fıtratındaki o muazzam dengeleyici güç, hem başarılı bir çalışma hayatını hem de huzurlu bir aile yuvasını aynı anda inşa edebilecek potansiyele sahip. Ben de üniversite mezunu bir kadın olarak yıllarca annelik ve ev hanımlığı yaptım.
“GENİŞ BİR AİLEDE ÇOCUKLUK GEÇİRDİM”
İnsanlardan hep “Nerede o eski bayramlar...” cümlesini duyuyoruz. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Dünya dijitalleşiyor, iletişim biçimlerimiz kabuk değiştiriyor ancak bayramın özündeki o bir araya gelme, göz göze gelme ihtiyacı hiç değişmiyor. Eski bayramları güzel kılan şey, yüz yüze iletişimin sağladığı yakınlık, aidiyet ve o muazzam sıcaklıktı. Eskiye ve geçmişteki bayramlara duyulan özlemi ben bir samimiyet ve yakınlık arayışı olarak okuyorum. Çok geniş bir ailenin parçası olarak çocukluğumu geçirdim. Anne ve babamın kalabalık ailelerden gelmesi aile büyükleri; teyze, amca, hala, dayı ve kuzenlerden oluşan güçlü bağlar ile hemhal olmayı mümkün kıldı. Benim için o günlerin kokusu da neşesi de unutulmaz.
“6 ŞUBAT DEPREMLERİNDE SAHADA AİLEMLE GÖREV YAPTIM”
Çocuklarımla aramdaki bağın olgunlaştığı en özel dönüm noktalarından biri 6 Şubat depremleri sonrasındaki süreç oldu. Depremlerden bir süre sonra Hatay Kırıkhan ve İskenderun’da yaklaşık bir buçuk ay görev yaptım. Bir anne olarak, sahada karşılaştığım her depremzede çocukta kendi evlatlarımın yüzünü gördüm. O bayramda eşim ve çocuklarım da yanıma geldiler ve deprem sonrasındaki o tabloyu ilk kez yerinde gördüler. Çocuklarım, yaşanan büyük acıyla birlikte sahada verilen o muazzam omuz omuza mücadeleye, devletimiz ve milletimizin kenetlenerek ortaya koyduğu büyük dayanışma ruhuna bizzat şahit oldular. Gece gündüz demeden sahada çalışan tüm görevlilerin ve gönüllülerin o takdire şayan emeğini yakından incelediler. Daha da önemlisi; alıştıkları bir çalışma ortamı dışında, ihtiyaç sahibi insanlara yardım ulaştırabilmek için nasıl bir gayretle çalışıldığına bizzat tanıklık ettiler.
“BOSNA SAVAŞI MESLEK SEÇİMİMDE BİR DÖNÜM NOKTASIYDI”
Eğitim hayatınızdan bahsedebilir misiniz?
İletişim okumak istememdeki en önemli neden, lise dönemimde tanık olduğum Bosna savaşıydı ve mazlumların; kadın, çocuk ve yaşlıların, savunmasız sivillerin dünyanın gözü önünde zulme ve işkenceye uğramasıydı. Genç yaşta iç dünyamda, yeryüzünde yaşanan haksızlıkları, zulmü anlatma, gerçeği haykırma ve kötülüklere engel olma isteği oluştu. Aynı zamanda İmam Hatip lisesinde okurken, doğuda bir Müslümanın ayağına diken batsa batıdaki onun acısını hisseder şeklinde hocalarımızdan öğrendiğimiz Müslümanca hassasiyet ve sorumluluk duygusu beni oldukça etkiledi. Karakter olarak da insanların hayatını iyileştirme, onların yaşamlarına olumlu bir katkıda bulunma hayalim hep olmuştur. Medya alanında eğitim aldıkça ise insan ve toplum üzerindeki medya gücünü daha da fark ettim ve giderek iletişim bilimleri yanında psikoloji ve sosyal psikolojiye ilgim de arttı. Böylece doktorada insan davranışlarını oluşturan/ etkileyen unsurları, söylem, propaganda ve iknayı siyasal iletişim ekseninde çalıştım. Bunun yanı sıra bir kaymakam kızı olarak babamın yöneticilik vasıflarından da etkilendiğimi ifade etmem gerekiyor. 80’li yılların ortalarında, Adıyaman Samsat’ta babam kaymakamlık yaparken onun devleti temsil eden bir yönetici olarak milletimizle kurduğu bağ, samimiyet ve güven veren yaklaşım benim özellikle valilik görevimde ve genel olarak da yöneticiliğimde daima örneğim olmuştur.
“BENİM İÇİN UNUTULMAZ İNSANLARDAN BİRİSİ ŞERİFE TEYZEDİR”
Bakan Yardımcılığı öncesi Türkiye’nin birçok üst düzey idari görevler yürüttünüz, Afyonkarahisar’da valilik yaptınız, bu süre içerisinde unutamadığınız bir anı var mı?
Büyükkalecik beldemizdeki yalnız yaşayan Şerife teyzemize ziyarete gittik ve evinde sosyal hizmetlerden gelen hanımlarımız yemeğini, temizliğini yaptıklarını anlattılar. Kendisi çok hayat dolu, neşeli, ağzı dualı bir teyzeydi. Yardımına gelen Vefa projesi personelimizi kızları gibi görüp seviyordu. O gün evini ziyaretimizde bize Osmanlıca bir kitaptan dualar, ilahiler okumuştu. Bir yıl kadar sonra yalnız yaşayan 90 yaşındaki teyzemiz valiliğe çıkageldi. İçinden bir sesin git o kızı gör dediğini ifade ederek valiliğe kadar kendi başına gelmiş bizi ziyaret etmişti yine kendisiyle sıcacık bir sohbette bulunduk ve onu göz muayenesine gönderip dualarını almış olduk, kısa bir süre sonra da teyzemizin vefatını öğrendim. Devletimizin büyüklerimize olan hizmetini müşahede etmek, büyüklerimizi bizzat ziyaret edip hal hatır sormak için gittiğimiz Şerife teyzemizin evinde adeta akrabalıktan öte bir bağ kurulmuştu. Ve bizi son görüşmemizde ziyarete geldiğinde sanki bana veda etmeye gelmişti bu samimiyet bu sıcaklık ve sahiplenme beni çok duygulandırdı ve unutulmaz bir anı oldu Şerife teyzemiz benim için.
“ÖZVERİYLE ÇALIŞMAYA DEVAM EDECEĞİZ”
Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde ve Sayın Bakanımız Mustafa Çiftci’nin riyasetinde; milletimize hizmet yolunda aynı kararlılık, aynı sorumluluk bilinci ve aynı özveriyle çalışmaya devam edeceğiz.
