Kurtulmuş'tan Terörsüz Türkiye mesajı: Hayati bir eşiği aştık
TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, "Türkiye için bir hayati eşiği aştık" diyerek Terörsüz Türkiye sürecine dair konuştu. Kurtulmuş, ortak rapora da değinerek "Ramazan sonrasında yasal düzenlemelerin gündeme gelmesinin şart olduğu kanaatindeyim" dedi.
TBMM Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş, dün akşam iftar programında gazetecilerle bir araya geldi. Kurtulmuş burada önemli mesajlar verdi.
Aynı ihlali 3 defa yapmışlar! Buca ve Foça belediyelerine milyonlarca lira ceza
Terörsüz Türkiye sürecinde ortak rapor aşamasının tamamlanmasını değerlendiren TBMM Başkanı, "Çok kolay bir süreç değildi. 5 Ağustos'tan itibaren 21 toplantı yaptık. Bu toplantıların hepsinde partilerin oldukça yapıcı bir şekilde hareket ettiğini ifade etmek isterim. Her toplantı öncesinde yoğun arka kapı diplomasisiyle toplantılar gerçekleştirildi. Şimdiye kadar rahmetli Demirel'in, Özal'ın, Erdal İnönü'nün, Necmettin Erbakan'ın bu sorunun çözülmesiyle ilgili çok tasarrufları oldu, teşebbüsleri oldu, hatta birtakım irtibatlar oldu. Fakat onların hiçbirisi gerçekleşmedi. Yine aynı şekilde Sayın Cumhurbaşkanımızın başbakanlığı döneminde 2009'da, 2013'te çeşitli teşebbüsler oldu. O dönemin şartları içerisinde bu konuyla ilgili maalesef sonuç alıcı adımlar atmak mümkün olmadı." dedi.
"BU RAPOR MİHENK TAŞIDIR"
Kurtulmuş sözlerini şöyle sürdürdü: "Son derece olumlu, son derece zor olmakla birlikte yapıcı bir süreci geride bıraktık. Şimdi önümüzde bir rapor var. Bu rapor tabi ki her şey değil. Bu rapor takdim ederken de ifade ettiğim gibi bundan sonra yapılacaklar konusunda bir mihenk taşıdır, bir çerçevedir. Bu çerçevenin içerisinde gerekli adımlar iyi niyetle, sabırla ve gerçekten kararlılıkla sürdürülmesi lazım. Artık bu kadar mesafe alınmışken bölgemizdeki şartlar da Türkiye'nin güvenliği bakımından bu kadar olumlu seyrediyorken bu sorunun tamamıyla Türkiye'nin gündeminden kaldırılması mümkündür ve bu adımların atılması gerekir.
Bu süreçte yapıcı katkıları dolayısıyla bütün partilere çok teşekkür ediyorum. Gayretle çalışıldı. Raporun hazırlanmasından önce de her siyasi parti kendi raporunu kamuoyuyla paylaşmış oldu ve bunu da Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin sitesinden partilerin raporlarını yayınladık. Böylece her parti ‘Benim bu konuyla ilgili esas görüşüm budur’ diyerek net olarak görüşlerini söyledi. Ama bir masa etrafına gelerek herkes nerelerde esneyebileceğini, nerelerde yaklaşabileceğini, nerelerde uzaklaşabileceğini göstermiş oldu. Türkiye demokrasisi açısından da fevkalade olumlu bir aşamadır bu. Hem konunun mahiyeti itibarıyla son derece değerlidir hem de içeriğinden uzak bir şekilde, siyasetin hele bu kadar gergin olduğu, bu kadar gerilimlerin yüksek olduğu bir ortamda farklı partilerin bir araya gelerek ortak bir noktada buluşmuş olması, konuşmuş olması son derece değerlidir, önemlidir.
50 milletvekili arkadaşımız hakikaten büyük bir hassasiyetle süreci sürdürdü. Neredeyse bırakın münakaşa etmeyi, seslerini yükselttikleri bile çok nadir oldu. Sonuçta ortaya bir rapor çıktı. Türkiye'nin artık bu meseleyi ilanihaye çözeceğini ve tam manasıyla kardeşlik hukukunun geçerli olduğu bir dönemin başlayacağını ve bu anlamda da bölge ülkelerine de örnek olacağımızı ümit ediyoruz.
Yine ısrarla vurguladığımız bu çatışma çözümleri konusunda; uluslararası literatürde hep dile getirilen bir şey var, bir üçüncü göz... Taraflar arasındaki bu müzakereler, barış anlaşmaları vesaire uluslararası literatürde kullanılan şekliyle konuşuyorum. Bunu takip etmek için bir üçüncü göze ihtiyaç olmuş hep. Bu modelde, biz bunu ‘Türkiye modeli’ olarak adlandırıyoruz, bu modelde bir üçüncü göz yok. Bu üçüncü göz, bizatihi milletin kendisi, milletin temsilcileri, Meclis’in komisyonu. Böylece kendi kendimize bu sorunu nasıl çözebiliriz bunu ortaya koyduk ve bunun yol haritası partilerin neredeyse ittifakla 50 milletvekilinin 47'sinin oyuyla kabul edilmiş oldu. Tabi ki bu bir son değil. Bu komisyonun çalışması tavsiye niteliğindedir. Özellikle 6 ve 7. bölümde ortaya konulan teklifler tamamıyla tavsiye niteliğindedir ve bundan sonra buna imza atmış olan siyasi partiler bir araya gelerek, özellikle yasal düzenlemeler konusunda neler yapılabileceğini oturup müzakere edecekler, konuşacaklar ve sonuçta yine ümit ederim ki bütün partilerin altına imza atacağı düzenlemeler gerçekleşir.
"SIKI ÇALIŞMA GEREKİYOR"
Türkiye için önemli bir hayati eşikti. Bu eşiği aştık. Ama bu her şeyin bittiği anlamına gelmiyor. Üzerinde sıkı bir çalışma dönemine ihtiyaç var. Ümit ederim ki komisyonda ortaya konulan bu demokratik olgunluk, Türkiye'de siyaset dilini de ciddi bir şekilde pozitif anlamda etkiler. Türkiye şunu gösterdi. En ağır sorununu bile Türkiye oturup konuşup çözebiliyor. Cumhuriyet tarihimizin en ağır sorunuyla karşı karşıyaydık. Bunu oturduk, konuştuk ve nasıl çözülebileceğine ilişkin fikirlerimizi ortaklaştırarak belli bir noktaya geldik. Ümit ederim bundan sonraki adımlar da başarılı bir şekilde atılır ve dediğim gibi bu sorunu tamamıyla artık rafa kaldırmış, tarihin tozlu rafları arasında bırakmış oluruz.
"NET BİR YOL HARİTASI HENÜZ ORTAYA KONULMADI"
İlk sefer belki bu kadar zor bir konu, komisyona havale edildi ve ilk adımında komisyon raporu hazırlandı, başarılı bir sonuç elde edildi. Buradaki tavsiyeler, belki belli bir süre içerisinde gerçekleşecek tavsiyeler. Bunların bir öncelik sıralaması yapılır. Bunları yapacak olan da yine partilerdir. Partiler bir araya gelir. Gönlümüz arzu eder ki bu komisyonun altına nasıl milletvekillerinin tamamına yakını imza attıysa, çıkarılacak olan yasa tekliflerine de bütün partiler imza atarak müşterek bir yasa teklifi şeklinde olsun. Bunları temenni olarak konuştuk ama nasıl olacağı, nasıl şekilleneceği net bir yol haritası şeklinde henüz ortaya konulmadı.
Demokrasiye fazla ihtiyaç olmadığı, artık güçlü olanların sistemi yöneteceği şeklinde bir algı yayılmaya çalışılıyor. Ben bunun tam tersi kanaatteyim. Bu kadar çok farklılıkları, bu kadar çok zorlukları yönetebilmek için dünyada demokratik standartların daha fazla yükseltilmesi gerekir. Bunun için de halkın sözünün daha kuvvetli olduğu, daha güçlü olduğu mekanizmalar geliştirilmelidir. Zaten bu anlamda da parlamentoların görevinin daha da sıkı olacağı, daha da güçlü olacağı aşikardır.
Esas mesele, güç dengeleri meselesi. 1991 sonrası Soğuk Savaş'ın sona ermesiyle birlikte Vestfalya sistemi tarihe geçti. 1991'den sonra kurulan sistem, Sovyetlerin çökmesiyle birlikte kurulan sistem, Amerikan hegemonyası, kanaatimce o da geride kaldı. Bakmayın bu kadar yüksek sözle konuştuklarına. Şimdi yeni bir sistem arayışı içerisinde bütün dünya. Zaten bu kadar üst perdeden tartışmaların olması, bu kadar kural dışı sözlerin ortaya konulmasının sebeplerinden birisi de bu.
Dünyada birden fazla güç merkezi ve öyle geçmiş dönemlerle kıyasladığınızda da çok daha güçlenmiş olan merkezler var. Örneğin Çin, Hindistan, bütün savaş dolayısıyla gücü kırılmış görülse de Rusya, Türkiye'nin de merkezinde olduğu bu coğrafya, Afrika'da bazı ülkeler. Dolayısıyla herhangi bir bölgenin, herhangi bir kıtanın tek başına yönetebileceği bir dünyanın olmadığı kanaatindeyim. Çok zor... Büyük güç değişimlerinde büyük harpler, darpler oluyor. Demokrasi ve demokrasi karşıtlığı arasındaki bir başka paralellik de şudur. Bir akıl bütün bu gerilimleri savaşsız çözmeye çalışıyor. Bir akıl da hazır buraya kadar geldi, savaşla çözelim, elimizde ne kalırsa, hatta aramızda bazı yerleri paylaşalım eski dönemlerde olduğu gibi, bir bölüşüm siyasetti olsun. Benim kanaatim esas bunun üzerinde demokrasi ve otokrasi üzerinde bir çatışma, önümüzdeki dönemin belirleyicisi olacaktır. Bizim de hele hele bugünkü dünya sistemi içerisinde güçlü demokrasileri savunmaktan başka bir şansımız yoktur.
Bütün partilerin ittifakı oldu. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararlarının eksiksiz uygulanması. Türkiye bu konuda, raporda da ifade ettik, hakikaten dünyada özellikle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarını en yüksek uygulayan ülkelerden birisi. Ama bunların hepsinin uygulanması, uygulanmayan bazı mahkeme kararları dolayısıyla da Türkiye hep uluslararası alanda eleştirilen bir konumda oldu. Bunun ortadan kaldırılmasına dönük bir tavsiye cümlesidir.
"PARLAMENTO DA BU MESELEYE SAHİP ÇIKTI"
(Terörsüz Türkiye) Bu sürecin başından itibaren en önemli avantajlarımızdan birisi; bu iş, bir devlet politikası olarak benimsendi ve devletin bütün kurumları büyük bir eş güdüm içerisinde kendi paylarına düşen, kendileriyle ilgili alanları ciddi bir koordinasyonla sürdürdü. Komisyon da bu devlet politikası olan hedefi bir millet gözetimine çevirdi. İşin değerli kısmı da bu... Parlamento da bu meseleye sahip çıktı. Çok mesafe aldık, onu söyleyebilirim. Anadolu'nun her yeri, Doğu Anadolu'nun en ücra köşelerinde bile insanlar daha evvel çıkamadıkları, gidemedikleri yaylalarına, mezralarına çok rahat gidiyorlar. Çatışmadan dolayı, çatışma riskinden dolayı, güvenlik kuvvetlerinden başka kimsenin olmadığı yerlerde şimdi insanlar şenlik yapıyor. Bütün bunlar çok şükür sahada uzun bir süredir, güvenlik kuvvetlerinin de böyle cesaretli, dirayetli, kararlılığıyla bir noktaya geldi.
Burada en önemli şeylerden birisi terör örgütünün, İmralı'dan gelen açıklamaya uyması ve yeni dönemin gereklerini yerine getirmek için adımlarını atmasıdır. Silahların hepsinin teslim edilmediğini biliyoruz, örgüt elemanlarının bir kısmı başka yerlere belki geçtiler ama onun için biz raporumuza “kritik eşik” diye bir ifade koyduk. Örgütün tamamıyla, hakikaten kendisini tasfiye ettiğinin, silahları tamamıyla bıraktığının tespit edilmesi Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin işi değil. Bu, devletin güvenlik birimlerinin yapacağı bir şey ve bunu raporlayarak, bununla ilgili de yürütmenin içerisinde bunu takip edecek bir organizasyonun olmasını tavsiye ettik.
"ÖRGÜTÜN ADAMLARINI AFFEDİYORSUNUZ ALGISI ORTAYA ÇIKMASIN"
Buradaki esas olan şey, bu hazırlanacak yasanın geçici ve özel bir yasa olması. Yani bundan neyi kastediyoruz? “Ben silahlarımı bıraktım.” diyen bir örgüt var. İlan ediyor, silahlarımı bıraktım… Şimdi biz devlet olarak “Hayır, silahlarını bırakma” diyemeyiz. Bu iradeyi ortaya koyduysa, bunun gereği, bu söylediğiniz hususlar, raporda ana başlık olarak yer alan, henüz oralarda partilerin bir uzlaşısı olmadığı için ortak bir kanaati söyleyemem. Burada geçici ve özel olarak, bu örgütle ilgili bir yasanın çıkması… Şu bakımdan önemli. Bu bütün örgütlere, başka örgütlere de şamil bir uygulama olmasın. Kendisini tasfiye ettiğini, silahlarını bıraktığını, feshettiğini ilan eden örgüt bu. Dolayısıyla bu yasal çalışma kısmı yani iyi niyetle, kararlılıkla işin üstüne gidilirse çok kısa süre içerisinde toparlanır ve uzlaşılır. Oradaki kritik hususlardan birisi de bu af algısıydı.
Kamuoyundaki “Burada siz örgütün adamlarını affediyorsunuz” algısı ortaya çıkmasın. Örgütün elemanı da geliyor, ben pişmanım demeyeceğine göre, yani örgüt mantığına aykırı, bu silahları bırakma durumuna aykırı olduğuna göre, onunla ilgili de bir yasal işlemin yapılması, örgüt üyelerinin tescil edilmesi ve ondan sonra zaten Türk Ceza Kanunu'nda bulunan ilgili düzenleme, mesela koşullu salıverilme şartları dahil olmak üzere, onlar düzenlenir ve serbest bırakılabilir. Ama yine bir mahkeme kaydı ve bir adli kaydın altına alınmak şartıyla.
Hemen ramazan sonrasında bu yasal düzenlemelerin gündeme gelmesinin şart olduğu kanaatindeyim. Bizim Türkçede güzel bir laf var, "Hayırlı işlerinizde acele ediniz." Bir yere kadar geldikten sonra böyle bir ittifak ortaya çıktıktan sonra bunun gereğini yerine getirmek lazım.
"SURİYE'DEKİ GELİŞMELER ÖNEMLİ VE OLUMLU"
Geçtiğimiz Ramazan’dan bu yana bölgede tarihi değişimler yaşandığına dikkat çeken Kurtulmuş, Suriye’deki gelişmeleri "devrim" olarak nitelendirdi. Türkiye’nin güney sınırındaki bu değişimin stratejik önemine vurgu yapan Kurtulmuş, şöyle devam etti:
"Türkiye'yi de uzun yıllardır yakından ilgilendiren bir devrim gerçekleşti ve Suriye'de 60 yıldır devam eden yönetim yıkılarak yerine yeni bir yönetim geçti. Bu yeni dönemle birlikte hem Suriye'nin yeniden derlenip toparlanması hem de Türkiye'yi ilgilendiren başta terör meselesinin halledilmesi olmak üzere, yeni gelişmeler için önemli kapıların açıldığı bir süreci idrak ediyoruz. Şimdiye kadar çok şükür Suriye'deki gelişmeler bizim için de fevkalade önemli ve olumlu şekilde seyrediyor.
En baştan itibaren Suriye’deki üç temel tercihimizi hep dile getirdik. Bunlardan birisi yeni Suriye yönetiminin mutlaka kapsayıcı, kuşatıcı olması, etnik anlamda, mezhebi anlamda Suriye halkını kuşatan bir anlayışla yönetimi gerçekleştirmesi. İkincisi, Suriye'deki silahlı grupların mevcut yeni yönetimin içerisinde entegrasyonunun sağlanması ve üçüncüsü de Suriye'nin toprak bütünlüğünün korunması, sağlanması. Bunu neredeyse devrimin ertesi gününden itibaren söylüyoruz. Çok şükür bu istikamette önemli gelişmelerin olduğunu görüyoruz.
