400 yıl yönettik, turist olarak gidiyoruz! 12 adayı Yunanistan'a kim verdi?
Yaz aylarında gündeme gelen ve bazen tartışma konusu olan "Yunan adaları turları" Ege'de Türkiye'nin varlığını da akıllara getiriyor. Adaların geçmişine dair merak edilenleri Türkiye Gazetesi Youtube kanalında Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci ile konuştuk. Ekinci, Osmanlı döneminde adaların durumu, 12 Ada’nın nasıl kaybedildiği, ne zamandan beri “Ege Denizi” ifadesinin kullanıldığına dair dikkat çeken bilgiler verdi.
- Ege Denizi'nin adı, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından artık Adalar Denizi olarak tercih edilmektedir ve bu isim Cumhuriyet devrinde konulmuştur.
- Adaların kaybı, 1911'de İtalyanların Libya'ya asker çıkarmasıyla başlayan ve İttihatçıların orduları çekmesiyle Libya'nın savunmasız kalması sonucu Rodos ve 12 Ada'nın işgaliyle başlamıştır.
- Balkan Harbi sırasında Midilli, Sisam ve Sakız gibi adaların elden çıktığı belirtilmiştir.
- Lozan Antlaşması'nda 12 Ada, Rodos ve etrafındaki adaların kaybedilmesinde İsmet İnönü'nün tecrübesizliği yorumu yapılmaktadır.
- 1947 Paris Konferansı'nda Türkiye'nin katılmaması ve adalara otonomi teklif etmesi üzerine bu adaların savaş tazminatı olarak 1948'de Yunanistan'a verildiği ifade edilmiştir.
- Günümüzdeki Türkiye-Yunanistan krizlerinin temelinde bu adaların konumu ve karasuları tartışmalarının yattığı belirtilmiştir.
Yaz ayları gelince kıyı turizminin en canlı olduğu Ege bölgesine adeta akın başlıyor.
Tatil rotalarında dikkat çeken yerler arasında Ege adaları da bulunuyor. Yunanistan'a ait "Yunan adaları turları" da çeşitli tartışmalara konu oluyor.
Eskilerin “bir ok atımı mesafe” bu adalar uygun fiyatı ve ada halkının Türkiye’ye yakınlığı sebebiyle rağbet görüyor.
Peki bize bu kadar yakın olan adaların tarihini ne kadar biliyoruz? İşte merak edilen soruların cevapları...
EGE Mİ YOKSA ADALAR DENİZİ Mİ?
Eşsiz kıyıları, berrak deniziyle Ege Denizi için artık Milli Eğitim Bakanlığı da Adalar Denizi denilmesini tercih ediyor.
Girit, Rodos, Kıbrıs başta olmak üzere Ege ve Akdeniz tarihine dair yazılar kaleme alan Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci adaların Osmanlı dönemindeki isminden, kaybedilme safhasındaki kritik dönemeçlere kadar bilinmeyenleri şu sözlerle açıklıyor:
"Ege mitolojik bir isim. Yani Atina kralı Ege, oğlunu beklerken oğlunun gemisinde siyah yelken görüyor. Siyah yelken matem alameti. 'Eyvah oğlum öldü' diyor. Halbuki ölmemiş. Kendini suya atıyor, öldürüyor kendini ve onun üzerine denize Ege adı veriliyor. Osmanlılar 'Adalar Denizi' derdi oraya. Binlerce ada vardır burada. Aslında Akdeniz'in bir parçasıdır. Ege Denizi ismi Cumhuriyet devrinde konmuş bir isim. 1941 yılında tarih kurultayında hükümet kararıyla benimsendi Osmanlılar buraya 'Cezayir-i Bahr-i Sefid' (Akdeniz Adaları) eyaleti derdi ve merkezi Çanakkale’ydi."
Ekinci, "Yunan Adaları" tabirinin sadece o ülkeye ait olanlar için kullanılması gerektiğini hatırlatarak, "Ege Denizi'ndeki bütün adaları kastediyorsanız Ege Adaları demelisiniz. Yunan adaları bu adalardan Yunanlılara ait olanlarıdır. Türklere ait olan Bozcaada ve Gökçeada gibi adalar da vardır" diyor.
ADALAR ELİMİZDEN NASIL ÇIKTI?
Adaların kaybı tek bir olayla değil, bir dizi talihsiz süreçle gerçekleşti. Prof. Dr. Ekinci, kaybın başlangıcını ve İttihatçıların hatalarını şöyle detaylandırıyor:
"1911 senesinde ilk kayıp yaşandı. İtalyanlar Libya'ya asker çıkardılar. Sultan Abdülhamit Libya'ya bir ordu koymuştu ancak İttihatçılar bu orduyu oradan çektiler. Çekince Libya savunmasız kaldı. İtalyanlar, İstanbul'dan yardım gitmesini engellemek için Rodos ve 12 Ada'yı işgal ettiler. Uşi Antlaşması imzalandı, İtalyanlar çekilecekti ama Balkan Harbi çıkınca 'Yunanlılar işgal etmesin diye biz burada kalalım, sonra iade ederiz' dediler. Harp bitti ama iade etmediler."
Balkan Harbi'ni "tarihte benzeri olmayan bir hezimet" olarak niteleyen Ekinci; Midilli, Sisam ve Sakız gibi adaların tamamının bu süreçte elden çıktığını belirtiyor.
LOZAN VE PARİS KONFERANSI'NDAKİ KRİTİK HATALAR
Prof. Dr. Ekinci, Lozan Antlaşması ve sonrasındaki süreci "büyük bir gaflet" olarak değerlendiriyor:
"Lozan'da 12 Ada, Rodos ve etrafındaki adalar tamamen bir gaflet neticesinde kaybedilmiştir. Çünkü hukuki olarak size bunu alma hakkı vardı. İsmet İnönü’nün tecrübesizliği olarak yorumlanır bu. Alabileceği şeyi alamamıştır. İkinci Dünya Savaşı'nda Almanlar bu adaları Türkler savaşa girsin diye teklif ettiler ama hükümet başını derde sokmamak için kabul etmedi. Asıl büyük basiretsizlik 1947 Paris Konferansı'nda yaşandı. Türkiye konferansa katılmadı ve adalara 'otonomi' verilmesini teklif etti. Herkes Türkiye'nin bu teklifine hayret etti. İngilizler de savaş tazminatı olarak bu adaları 1948'de Yunanistan'a verdi."
BUGÜNKÜ SORUNLARIN TEMELİ: KITA SAHANLIĞI
Günümüzde Türkiye ve Yunanistan arasında yaşanan krizlerin temelinde bu adaların konumu ve karasuları tartışmaları yatıyor. Prof. Dr. Ekinci, durumun ciddiyetini şu sözlerle özetliyor:
"Bu adalar size çok yakın, tabiri caizse 'atımı mesafede'. Adaların bizde olup olmaması mühim değil, kıta sahanlığı ve karasuları problemi var. Yunanistan karasularını 12 mile çıkaracağım deyince bu bir savaş sebebi oldu. Turgut Özal zamanında bazı adımlar atılsa da Ege Adaları her zaman 'kaynayan bir kazan' gibi bir problem. Bugün ise sadece Türkleri turistik olarak ağırlayan bir yere dönüştü."
