Murat Öztekin - Ernst Lubitsch’in “Olmak ya da Olmamak”ı, Charlie Chaplin’in “Büyük Diktatör”ü ve Mel Brooks’un “Yapımcılar”ı bu tarz filmlerin öne çıkanlarıydı. Yeni Zelandalı yönetmen Taika Waititi’nin bu hafta vizyona giren ve  altı dalda Oscar’a aday olan son filmi “Tavşan Jojo” (Jojo Rabbit) da hem bu filmleri akla getiren hem de “küçüklere masallar” tadında bir Nazi komedisi… Kendine has mizah anlayışıyla tanınan yönetmen, filmde Christine Leunens’in “Caging Skies” isimli kitabından yol alıyor…
Roman Griffin Davis, Thomasin McKenzie, Sam Rockwell ve Scarlett Johansson gibi isimlerin rol aldığı filmde, Hitler’e koruma olma hayallerini kuran 10 yaşındaki Johannes’ın evlerinde saklanan Yahudi kızı keşfettikten sonra yaşadıkları, karikatürize edilerek işleniyor… 

NAZİ OLAMAZSIN JOJO
Film, İkinci Dünya Savaşı’nın son günlerinin Almanya’sında geçiyor. Hikâyenin merkezindeki Johannes, Nazi olmak isteyen ve yalnız annesiyle (Scarlett Johanson) birlikte yaşayan sevimli bir çocuktur. Etrafında ise Hitler’in bir hayali dolaşmaktadır; ona her daim öğütler verir, gerektiğinde kızar… Bir gün Johannes, üniformasını giyerek Hitler’in gençlik kulübüne katılmak için hoplaya zıplaya yola çıkar. Komutan K’nın (Sam Rockwell) başında olduğu kulüpte çok eğlense de kendisinden bir tavşanı öldürmesi istendiğinde bunu yapamaz. Bu yüzden Nazi abileri kendisine “Jojo Tavşan” lakabını takar. Yine de Jojo, Nazilere gönüllü yardım etmekten vazgeçmez. Ancak annesi hem zihninde hem de evlerinde rejime karşı çok şey saklamaktadır. Nitekim Jojo’nun evlerinin duvarında saklanan Elsa adlı Yahudi kızı keşfetmesi uzun sürmez. Onunla tanışan Jojo, kendisine anlatılanlardan yola çıkarak “Boynuzlarınız nerede?” gibi sorular sorsa da samimiyetle inandığı Nazi propagandalarıyla yavaş yavaş yüzleşir. Ama herkes, minik Johannes kadar masum değildir… 

Kötülüğün karikatürü
Yahudi bir anne ve İskoç bir babanın oğlu olan yönetmen Taika Waititi “Tavşan Jojo”da meşhur Hitler hicivlerinden ilham alarak, absürt mizah ile dram türleri arasında gidip gelen bir hikâye anlatıyor. Her ne kadar eserin ton geçişleri başarılı olmasa da, filmde Nazilerin yaptığı aptallıklar sonuna kadar kullanarak adeta karikatürler çiziliyor. Ancak bu “karikatürler” bazen diri tutulmaya çalışılan bir ajitasyonun parçası olmaktan kurtulamıyor. Film, çocuk masumiyetiyle mantık üstü gaddarlığı karşılaştırarak mesajlar veriyor. Jojo’nun annesinin ayakkabısını bağladığı sahne ise en tesirli seanslardan biri oluyor. Minik Jojo’nun zihninde Hitler figürü meydana getirmesi ise diktatörlüklerin taze dimağlardaki yerinin çarpıcı bir yansıması gibi... Filmde küçük oyuncu Roman Griffin Davis’in sahici bir performansı var, Scarlett Johansson biraz geri planda kalırken Sam Rockwell yine “insaflı bir ırkçı” karakterini ustalıkla sırtlıyor.  
Hasılı; eksikliklerine ve ideolojik “kullanışlıklarına” rağmen “Tavşan Jojo”, İkinci Dünya Savaşı’nın malum hikâyelerine renkli bir katkı sunuyor…