MURAT ÖZTEKİN

Fikir ve edebiyat dünyasının nevi şahsına münhasır yazarlarından olan Sâmiha Ayverdi, bundan 28 sene evvel, 22 Mart 1993 tarihinde hayata gözlerini kapadı. Sıra dışı görüşlerinin yanında hep ananevi dünyanın içerisinde kalan Ayverdi; farklı eserlerinde okuyucularını oraya çağırdı. Her kesimden insanlara yazdığı mektuplarıyla kültür hayatında silinmez izler bıraktı, Kubbealtı gibi müesseselerde gençlerle buluştu... Onun en yakınındaki isimlerden biri ise çok sevdiği torunu Sinan Uluant’tı...

BENİMLE ALAKALI NOTLAR TUTMUŞTU
Sâmiha Ayverdi hakkında “Sadece benim anneannem değildi. Bütün maddi ve manevi dünyamı şekillendiren bir insandı” diyen Uluant, aradan geçen yıllara rağmen onu unutamadığını söylüyor. Ayverdi’nin kendisine özel ihtimam gösterdiğini ifade eden Uluant, “Doğumundan hemen önce başlayıp, babamın vefat ettiği 11 yaşıma kadar sık sık benimle alakalı notlar tutmuştu. Sonra bu notlar ‘Sinan’ın Günlüğü’ adıyla kitaplaştırıldı. Biz anneannemle Fatih’te otururduk. Beni ayda bir Beyazıt, Beyaz Saray’daki berberime götürürdü. Berberden çıkınca yanındaki oyuncakçıya uğrardık, sonra Kapalıçarşı’ya giderdik. Orada Çukur Muhallebicisi’nde muhallebi yerdik. Bütün bunlar birer ritüel gibiydi” diye konuşuyor.

KALEMLERİNİ HİÇ ÇÖPE ATMADI
Sâmiha Ayverdi’nin yazma alışkanlıklarına temas eden Uluant “Hayatımda nadir gördüğüm çok planlı insanlardan biriydi. Sabah kahvaltı faslı bittikten sonra yazı masasına oturur, ya üzerinde çalıştığı kitabı kaleme alır ya da mektuplara cevap verirdi. Kendisine bir şey sorduğumuzda ‘Ben meşgulüm’ demez, derhâl cevap verirdi. Uzun yıllar odasında yazı masası koyacak yer olmadığı için yere oturup yazardı. Hayatı boyunca hiç daktilo kullanmadı. Eskiden divit ucu mürekkebe bandırarak yazardı. Sonra kurşun kalemle yazdı. Hep kalem kullandı. Yazdığı kalemleri de hiçbir zaman çöpe atmadı. Kalem bittiği zaman bir kalemliğe takar ve muhafaza ederdi. Şimdi de o kalemler benim evimdeki salonun vitrininde duruyor”  ifadelerini kullanıyor.  
Sinan Uluant, Sâmiha Ayverdi’nin kültür dünyasında bıraktığı izleri ise şöyle anlatıyor: “Önce kaleme aldığı eserler daha ziyade roman tarzında tasavvufi kitaplardır. Sonrasında hatıralara yönelmiştir. Tarihle alakalı kitapları vardır. Mesela misyonerle ve Ermeni meselesiyle alakalı kitap hazırlamıştır. Meselelere sathi değil çok uzaktan bakan bir insandı. Bunda da aldığı kültürden, okuduğu kitaplardan beslendi. Kendisi Osmanlı tebaasından biri olarak 1905’te doğmuştu. Osmanlıya bakışı çok müspetti. Müslümanlığıyla da Türklüğüyle de gurur duyan bir insandı.”

"EN UNUTMADIĞIM HATIRA"
Sinan Uluant, anneannesiyle olan en unutamadığı hatırasını sorduğumda ise şöyle cevap veriyor: "Kendisi konakta büyümüş, rahat bir hayattan sonra peş peşe savaşlar görmüştü. Bütün bunlar maddi birtakım sıkıntılar çekmesine sebep oldu. İstanbul işgal edildiğinde süpürge tohumundan ekmek yapıp yediklerini bana anlatmıştı. Kendisi çok iktisatlı biriydi ama yazdığı eserlerden tek kuruşu eve sokmaz, hayra harcardı. Şimdi biz de vârisleri olarak bunu devam ettiriyoruz. Ama evliliklerimizden hemen önce kız kardeşimle beni çağırdı. O yokluklar içinde biriktirdiği iki kese altını, kardeşimle bana verdi. Evlerimizi onlarla kurduk.”

BEŞ LİRA BE, BEŞ LİRA!
Sinan Uluant, meşhur fotoğraf sanatçısı Ara Güler’in Sâmiha Ayverdi ile kendisini fotoğraflama hatırasını şöyle anlatıyor: Yıllar evvel anneannemle benim resimlerimi çekmişti. 2015’te bunu hatırlayıp Ara Güler’e telefon açtım, fotoğrafları sordum. “Ya aradan bir asır geçmiş ben fotoğrafları nereden bulayım. Ama bir hafta sonra beni ara” dedi.  Sonra öğrendim, altı tane fotoğraf bulmuş. Ara Han’ın en üst katındaki ofisine gittim, fotoğrafları aldım. Ara Güler’e “Ne kadar borcumuz var?” diye sorunca “Beş!” diye cevap verdi. Ben tereddüt edip bekleyince, “Beş lira be, beş lira! Evliya gibi kadındı. Bundan para mı alınır!” dedi.

YAZILAN HER MEKTUBA CEVAP VERİRDİ
Anneannesi Ayverdi’nin meşhur mektuplarına da değinen Sinan Uluant şöyle konuşuyor: “Ben kendimi bildim bileli kendisine mektuplar gelirdi. 5-6 mektubun geldiği gün olurdu ama istisnasız her birine cevap verilirdi. Onlar arasında mühim isimler de vardı. Yelpaze o kadar genişti ki Sâmiha Hanım, manevi evlatlarında siyasilere, ordu mensuplarından yazarlara hatta misyonerlere mektuplar yazardı. Kendisinin beş binin üzerinde mektubu mevcut. Bunların çok azı kitaplaştı. Mektuplarının 11 ve 12. kitapları da nasipse bu sene çıkacak. Mesela Demirel, Özal, Türkeş ve Erbakan gibi siyasilerle mektuplaşmaları, muhtemelen önümüzde sene kitap olarak çıkacak.”
Ayverdi’nin okuduğu eserlerin başında Mesnevi’nin geldiğini kaydeden Uluant: “Diğerleri ise divanlar ve tarihlerdi. Muazzam bir okuma alışkanlığı vardı ama kaleme aldığı kitapları tashih için dahi okumazdı.  Arapça, Farsça bilmezdi ama bugün biliyorum diyenlerden daha iyi anlardı. Zira Osmanlıcaya çok vâkıftı. Gayet güzel de Fransızca konuşurdu” diyor.