Aylık İmsakiye
  • İmsak
  • Güneş
  • Öğle
  • İkindi
  • Akşam
  • Yatsı
545 Ramazan 1441
20 Ekim 2021 Çarşamba

Yanık âşık Melik Tubba

Yanık âşık Melik Tubba

"Al şu mektubu, bizzat kendi elinle Hatem-ül enbiyaya ver, duasını al, hürmetlerimi arz eyle! Yok, o servere kavuşamazsan oğullarına söyle!" Efendimiz hicrete çıktıklarında Medineli müminler heyecanlanırlar. Zikrolunan mektubu Ebi Leyl adlı bir süvariye verirler: "Koş yetiştir Resûlullah'a!"

Efendimiz'inizinde-17M. SAİD ARVAS yazıyormsarvas@ihlas.net.tr Yer: Yemen.Bi'setten (Efendimize peygamberlik vazifesinin bildirilmesinden) 800 yıl önce...O günlerde havalide hüküm sürmekte olan Humeyr İbn-i Redi (Melik Tubba) gücünün zirvesine ulaşmıştır. Hazineleri dolu, adamları sadıktır. Sayısız süvarisi, piyadesi vardır. Etrafında 4 bin bilge kişi bulunur ki bunlar ilim ehlidir, hikmet peşinde koşar, fazilet ararlar. Melik Tubba bir vesileyle Mekke'ye gelir ama Kureyşliler pek oralı olmaz, ona sıradan biri gibi davranırlar. Alışık değildir, canı sıkılır.Yanındakilere sorar: "Bu gurur da ne böyle? Bunlar kendilerini ne sanıyorlar?"-Efendim Mekkeliler Arabın asilleridir. Şehrin içinde Kâbe diye bir mâbedleri vardır, bu yüzden civarda itibar görür, el üstünde tutulurlar. Doğrusu mukaddes beytin imarına ve muhafazasına ziyade ehemmiyet verir, gözleri gibi bakarlar. Melik gazaba gelir. "Eh ben de o Kâbe'yi yıktırmazsam? O kibirli halkı kırıp mallarını yağmalatmazsam!"Kafasına bu fikir girer girmez bir baş ağrısı çöker ki nasıl anlatıla... Beynini burgularla oyarlar adeta. Gözlerinden burnundan garip sıvılar akar ve felaket kokar. Sevdikleri bile yanına yaklaşamaz. Istırabı dayanılası değildir, her nefeste artar. Biraz daha, biraz daha, biraz daha...Uykuya hasret kalmıştır, ah bir lahza gözünü kırpsa...Tabipler, kahinler, büyücüler gelir, gider hepsi de aciz kalırlar. Günün birinde bir âlime açılır: "Yalvarırım çare bul, artık dayanamayacağım!" -Bu ağrılar ne zaman başladı?-Hiç unutmam Mekke'deydim, o gün halkı da bi tuhaf davranmıştı bana...-Kabe-i muazzama hakkında kötü bir şey geçti mi aklınızdan?-Doğrusunu istersen yıktırmak istemiştim, çok kızmıştım ama.-Mesele anlaşıldı, sen niyetini düzelt, tevbe et sıkıntın biter bi iznillah!Dediği gibi olur, bir anda sıhhatine kavuşur, yüzü gülmeye başlar. Tereddütsüz iman eder ve katılır Hanif dini mensupları arasına. Edep ve erkânını öğrenip Kabe-i şerifi tavaf eder. Harem ahalisine ziyafetler verir, hediyeler dağıtır, gönüllerini yapar.O gece rüyasında "Mekkelilere ikram ettiğin gibi Beyt-i şerife de ikramda bulun" denilir.-Beyte ikram nasıl olur?-Bir hilat giydir ona! Sabah hasırdan örtüler hazırlatır, hürmetle asar duvarına. O gece yine rüya. "Daha iyi bir örtü olabilirdi, hasırla kalma!"Hicaz yöresinde muâkır denilen bir kumaş vardır, ondan aldırtır.Ama ikazlar bitmez. "Hayır daha kıymetlisini!"Melik Tubba en nadide kumaşları ısmarlar, altın ve gümüşle bezetir hatta. Kabe-i muazzamayı putlardan temizler, kapısına bir kilit takar. İkazlar kesilir, demek ki tamam. Ve bir talimat yayınlar. "Beytullaha gelen edebini gözetsin, ziyaretçiler abdestli gusüllü olsunlar!" Melik Tubba Kabe-i şerif hakkında bilgi topladıkça ufku açılır. Onu bina eden nebileri tanır ve Server-i enbiya hakında mâlumat edinir. O server âsa ve deve sahibidir, tâc ve burak sahibidir, Ku'ran-ı kerim sahibidir, liva-i hamd ve minber sahibidir. "La ilahe illallah" sözünün sahibidir. Bu arada onun yurdundan çıkarılacağını ve Medine'ye hicret edeceğini öğrenir. Önde gelen 400 alim ile Münevver beldeyi ziyarete gider. Gönüllerine fahr-i alemin aşkı düşer. Yoldaşları "buraya yerleşelim, ol habibin teşrifini bekleyelim" derler. Melik de mâkul ve muvafık görür, hatta kendisi de bir müddet bekler...Halbuki o güneşin doğmasına çok vardır, nereden bilsinler.Melik Tubba adamlarına evler yaptırır, cariyeler bağışlar. Evin birini farklı tutar ve zemin kata bir kitabe asar: "Resul-i ekrem burada ağırlana!"Ve manzum bir mektup yazar: Humeyr ibn-i Redi'den, Allahın resulü hatemül enbiyaya Abdulmuttalip oğlu, Abdullah oğlu, Muhammed Mustafa'ya!Ben sana ve Rabbine inandım iman ettim. Hak teâlânın sana göndereceği kitaba da... İmandan İslamdan ne söylediysen hepsi kâbulüm. Haktır gerçektir, şek ve şüphem yoktur asla. Ah sana ulaşabilsem de düşmanlarınla çarpışsam, Yüzünü güldürsem, kederini dağıtsam, Kölen olsam baş koysam yoluna Tek dileğim var. Kıyamet günü beni unutma!Mektubu mühürler ve ulemadan Şamul adlı zata emanet eder. Eğer yetişirsen kendi elinle ver, hürmetlerimi arz et. Yok ulaşamasan oğullarına vasiyet et, onlar ulaştırsınlar. Olmadı torunlarına, torunlarının torunlarına... Şu vasiyet ilanihaye aktarıla...Mektup babadan oğula intikal ede ede gelir ve tam 21 kuşak sonra tanıdık bir ismin eline geçer.Siz onu bildiniz. Evet Halid bin Zeyd Radıyallahu anh!Efendimiz kutlu hicrete çıktıklarında Medineli müminler (bahsi geçen 400 âlimin torunlarıdır ihtimal) heyecanlanırlar. Zikrolunan mektubu Ebi Leyl adlı bir süvariye verir "Koş" derler, "yetiştir Resulullah'a!" Efendimiz (Sallallahü aleyhi ve sellem) yol esnasında Ben-i Selim kabilesi arasında konaklarlar. Bakın şu işe ki Ebi Leyl'de mola verir orada. Birbirlerini tanımıyorlardır lâkin Fahr-i alem sorar "siz Ebi Leyl değil misiniz?"- Evet.- Sizde bana verilecek bir emanet var. Ebi Leyl şaşkındır "anlayamadım nasıl bir emanet?" - Teb'in mektubunu verir misiniz? - Siz!.. Yoksa?Evet server-i alem durmaktadır karşısında. Mektubu edeple uzatır. Hazret-i Ebubekir açar, tane tane okumaya başlar. Efendimiz üç defa "merhaba ey salih kardeşim" buyururlar, "merhaba!" Biliyorsunuz Seyyid-il Mürselin Medine'ye girince ortalık bayram yerine döner. Delikanlılar, yaşlılar, küçük kızlar... Dillerinde o bildik neşide "Talaal bedru aleyna!" Kim o serveri misafir etmek istemez ki? Şirin Kusva'nın yularına asılan asılana...Halid bin Zeyd hazretleri ise "ben fakir ve zaifim" der, "bunca eşraf varken niye teşrif etsinler ki bana?"Efendimiz "devemi kendi haline bırakınız" buyururlar "nereye çökerse oraya."Kusva tartışmaya mahal vermeyecek bir şekilde Sehl ve Süheyl isimli iki yetimin arsasına çöker. Hem ne çökmek göğsünü yere vurur, boynunu uzatır toprağa. Hazret-i Ebubekir bedelini fazla fazla ödeyip arsayı satın alır. En yakın evde Eyyub Sultan hazretleri oturmaktadır... Evet Melik Tubba tarafından yaptırılan binada. Efendimizin ol haneyi şereflendirdikleri gece Cebrail Aleyhisselam gelir, "Şu duvarda bir emanet var" buyururlar. Sahabe-i kiramla birlikte duvarı kazırlar Esad-ül himyerinin kitabesi açığa çıkar. Evin Efendimiz için hazırlandığı bellidir. Öyleyse sormak lazım "kim kime misafir?" Aradan yıllar geçer bina yıpranır, viranlar. Melik Muzaffer Şihabüddin Gazi onu elden geçirir, medrese yapar. Burada dört mezhep üzerine fıkh okuturlar. Melik Şam'daki kıymetli mülklerini bu medrese için vakfeder ayrıca.Zikrolunan ev daha 40 yıl evveline kadar mevcuttu. İçinde bir kuyu vardı hatta...Suudlar bu güzide hatırayı korumadılar, yıktırıp mescidin avlusuna kattılar. Efendimizin nurlandırdığı ev ne yazık ki yıktırıldı, şimdi yerinde yeller esiyor. NAKIŞ NAKIŞ İŞLENİYOR Melik Tubba rüyasında Kâbe'ye hil'at giydirmesi hususunda ikaz edildi. Bu vazife halen sürdürülüyor, değerli kumaşlar gümüş tellerle işleniyor.Ne Eyüp, ne de sultan Eba Eyyûb, "Eyyûb'un babası" demek... El Ensari "Ensar'dan..."Mihmandar ise konuk ağırlayan, klavuzluk yapan...Mübareğin adı Eyyûb olmadığı gibi sultan da değildir... Sanat sahibidir, çuhacılık (dokumacılık) yapar aslında. İstanbul'da Eyüp Sultan diye kime sorsanız gösterir, lâkin "Halid bin Zeyd" diye sorarsanız bocalarlar... Asıl ismi Halid'dir oysa. Babası Zeyd bin Küleyb, annesi ise Hind bint-i Sa'd Radıyallahu anha. Hanımı misafir sever insan Ümmü Eyyûb Fatıma. Medine'nin yerlisidirler, Hazrec kabilesinin Neccar kolundan. Melik Tubba'nın torunlarından olduğu da söylenir. Doğrusunu elbette Allahü teâlâ bilir.Şu mübarek günlerde Eyyûb Sultan görülmemiş bir kalabalık ağırlıyor. Müminler kafileler halinde geliyor, büyük sahabenin ruhuna hatimler, Yasin-i şerifler, fatihalar hediyye ediyor. Peki ya Melik Tubba?Hatırlanıyor mu acaba?YARIN: MEDİNE'YE DOĞRU

05.08.2012 - 09:07