Psikolog yorumu: Dizilerdeki karizmatik suç figürleri gençliği çürütüyor! Ekrandan sınıfa şiddet sarmalı
Dizilerde hukuk dışı davranmasına rağmen ödüllendirilen, ‘racon kesen’ ve kendi adaletini şiddetle sağlayan karakterler, genç zihinlerde adaletin ancak güçle tesis edilebileceği yanılgısını oluşturuyor.
- Klinik Psikolog Mader Bengisu Bilgen, televizyon dizileri ve sosyal medya algoritmalarının beslediği bir “şiddet kültürü”nün toplumsal çürümeye yol açtığını belirtiyor.
- Mafya temalı dizilerdeki “karizmatik” suç figürlerinin gençler tarafından model alınması, adaletin güçle tesis edilebileceği yanılgısını oluşturuyor.
- TikTok gibi platformlarda şiddeti öven yerel figürlerin, sosyal ve ekonomik olarak yetersiz hisseden gençlerde “güç ikamesi”ne yol açtığı ifade ediliyor.
- Sosyal medya algoritmalarının, kullanıcıları platformda tutmak için şiddet içeren içerikleri öne çıkararak bunun normalleşmesine ve duyarsızlaşmaya neden olduğu vurgulanıyor.
- Uzmanlar, bu durumla başa çıkmanın en kritik yolunun “Medya Okuryazarlığı” eğitimi olduğunu ve gençlerin “eleştirel medya tüketicileri” hâline getirilmesi gerektiğini belirtiyor.
ZİYNETİ KOCABIYIK- Öğretmen Fatma Nur Çelik’in trajik ölümüyle sarsılan Türkiye, şiddetin sokaklardan okullara sıçramasının şokunu yaşıyor. Toplumun en güvenli kalesi olması gereken okullarda yaşanan bu vahşet, “sosyal çürüme” tartışmalarını yeniden alevlendirdi.
Fatma Nur öğretmenin cenazesinde yürek dağlayan kare! Oğlu tabutu başından ayrılmadı
Konu ile ilgili gazetemize açıklama yapan Moodist Psikiyatri ve Nöroloji Hastanesinden Klinik Psikolog Mader Bengisu Bilgen, bu karanlık tablonun ardındaki en büyük etkenlerden birinin, televizyon dizileri ve sosyal medya algoritmalarıyla beslenen bir “şiddet kültürü” olduğunu söyledi.
Bengisu, “Şiddet artık sadece bir eylem değil; dijital dünyada estetize edilip servis edilen bir ‘yaşam tarzı’ hâline gelmiş durumda” değerlendirmesini yaptı.
“RACON” KÜLTÜRÜ GENÇLERİ ELE GEÇİRDİ
Televizyon ekranlarında, özellikle ailelerin bir arada olduğu “prime-time” diliminde yayınlanan mafya temalı diziler, şiddeti meşrulaştıran tehlikeli bir zemin hazırlıyor.
Psikolog Bilgen, Kanadalı psikolog Albert Bandura’nın “Sosyal Öğrenme Kuramı”na dikkati çekerek, gençlerin ekranda gördükleri “karizmatik” suç figürlerini model aldıklarını belirtiyor.
Bilgen, “Hukuk dışı davranmasına rağmen ödüllendirilen, ‘racon kesen’ ve kendi adaletini şiddetle sağlayan bu karakterler, genç zihinlerde adaletin ancak güçle tesis edilebileceği yanılgısını oluşturuyor.
Geçmişin ‘mahalle abisi’ figürünün yerini alan bu kurgusal karakterler, gençlerin giyim kuşamından konuşma tarzına kadar tüm kimlik oluşumunu olumsuz etkiliyor.
Bugün toplum olarak bir ‘risk toplumu’ içerisinde, geleneksel sosyal bağların koptuğu ve bireyselleşmenin getirdiği yalnızlığın dijital mecralarda telafi edilmeye çalışıldığı bir dönemden geçiyoruz. Tehlikeli bir noktaya gidiyoruz” dedi.
TİKTOK VE “GÜÇ İKAMESİ”
Sosyal medyanın, özellikle de TikTok gibi platformların kontrolsüz yapısıyla paylaşılan ve şiddeti öven yerel figürlerin saniyeler içinde binlerce gence ulaştığını ifade eden Bilgen, “Sosyal ve ekonomik olarak kendini yetersiz hisseden gençler, bu mecralardaki “otoriter” figürlerle özdeşleşerek bir nevi ‘güç ikamesi’ yaşıyor.
Gerçek hayatta sahip olamadıkları kontrol ve güven duygusunu, şiddet içerikli videolar paylaşan bu figürleri taklit ederek telafi etmeye çalışıyorlar. Bu durum kişinin hayalî bir iktidar alanı kurmasına ve şiddeti bir ‘güç kazanma aracı’ olarak kodlamasına yol açıyor” diye konuştu.
ALGORİTMALAR ŞİDDETİ DESTEKLİYOR
Şiddetin bu kadar çok yayılmasının ardındaki teknik tehlikenin ise sosyal medya algoritmaları olduğuna dikkati çeken Bilgen, “Sosyal medya platformlarının tasarım mantığı, kullanıcıları mümkün olan en uzun süre platformda tutmak üzerine kuruludur. Etkileşimi artırmak üzerine kurulu olan bu sistemler; tartışma, kavga ve şoke edici görüntüleri ‘dikkate değer’ olarak kodlayıp öne çıkarıyor.
Bu durum, şiddetin toplumsal düzeyde ‘normal’ ve ‘izlenmeye değer’ bir eğlence biçimi olarak algılanmasına sebep oluyor. Sürekli şiddet içeriğine maruz kalan kişiler de zamanla ‘duyarsızlaşıyor’; empati yeteneği zayıflıyor ve başlangıçta sarsıcı olan görüntüler sıradanlaşıyor. Sonuç olarak, ekranlarda alkışlanan ‘soğuk gösteriler’, sınıflarda ve sokaklarda gerçek trajedilere dönüşüyor” dedi.
BİLİNÇLİ TÜKETİCİ OLUN
ÇÖZÜM: İZLEYİCİ OLMANIN SORUMLULUĞUNU ÜSTLENMEK
Uzmanlar, bu sosyal çürüme ile baş etmenin en kritik yolunun “Medya Okuryazarlığı” eğitimi olduğunun altını çiziyor.
Kişilerin, izledikleri içeriklerin ardındaki manipülasyonu fark edebilmesi ve yaptıkları beğeni, yorum şeklindeki her etkileşimin şiddet sarmalını nasıl beslediğini anlaması gerekiyor.
Bu sarmalın kırılması için özellikle gençlerin ‘eleştirel medya tüketicileri’ hâline getirilmesi şart. Şiddeti bir haz nesnesi olmaktan çıkaracak olan bu bilinçlenme süreci; aile, okul ve devlet kurumlarının iş birliğiyle müfredatlara da entegre edilmelidir. Sosyal çürümeyi durdurmak için pasif bir izleyici olmaktan çıkıp, dijital dünyayı eleştirel bir süzgeçten geçiren dirençli özneler hâline gelmek bugün artık bir tercih değil, hayati bir mecburiyettir.
