İRFAN ÖZFATURA

Köyün büyücüsü, ateşini yakar, kükürdünü atar, güya iyi ruhları çağırıp, kötüleri kovar. Şeytanları ürkütmesi zordur ama insanları korkuturlar.
Müşterisinin gözüne, kulağına, burnuna hitap eder. Davul çalar, ağıt yakar, çığlık atar ve...
Ve maske takar.
Şamanlar konuşmaz, teşhisi dansla bildirir muhatabına. Kıvırması kolay bir yol, “Ee ben demiştim sana!”
Arkeolojik kazılarda bulunan maskeler ya kireç taşından oyulmuştur ya da pişmiş toprak. Elbette altın, gümüş, tunçtan dökülenler de var.     
Maske adını Latince “masca”dan (hayalet) alır. İspanyollar ve Araplar maskara, İtalyanlar maschera, Fransızlar masque derler, Kelt dilinde ise sadece mask.
Amerikan yerlileri (Aztek İnka Maya) ağaç maske kullanırlar. Afrika’da da malzeme aynıdır; dal, budak, yaprak.
Mısır’da ölüler mumyalanır, yüzlerine maske bırakılır. Sahibine benzetilir ki, ruhu aramasın sonra. Malzemesi kim olduğuna bağlıdır, eğer Tutankamon ise altının hesabı yapılmaz, amelenin tekiyse kil balçık çok bile ona.
Antik Yunan ve Roma’da maskeler bal mumundan mamüldür. Ancak gladyatörler arenaya çatık kaşlı metal maskelerle çıkar.
Maskede abartı aranır; saç, kemik, hayvan dişleri ve boynuzlar kullanır, kıl, tüy, kuyruk... Tabiata ters gelen ne varsa.

MASKELERİ DÜŞECEK
Maskenin yayılmasında tiyatronun da vebali var. Japonlar oyuna göre maske takar; samuray, geyşa ya da iblis olurlar.
Kore’de maske beyaz ise genç biri canlandırılıyor demektir, kırmızı ise orta yaşlı, siyah ise ihtiyar.
Bazı oyuncular tek başına oynar o maskeyi takar kuzulaşır, bunu takar canavarlaşırlar.
Papa IV. Boniface, Britanyalı paganlardan bulaşan Cadılar Bayramı’na dinî bir kisve kazandırır. Hallowen sıcak para demektir esnafa. Sat gitsin, maske, süpürge, kukuleta...
Bilirsiniz; soyguna giden hırsız, pusu kuran katil de maske takar.
Diyelim nümayişe katılmış, kral aleyhinde bağırıyorsun, niye tanınasın ki, saklanırsın maskenin ardına. Politika çok yüzlülük değil mi sonunda?
Çincede maskeye tal (hürriyet) denir. Tiyatrocu yüzünü gizledi mi, ayyaş aristokratlara, hırsız rahiplere, Budist hiyerarşiye saydırır pervasızca.
Ceza mı? Hayır. Bir nevi emniyet sibobu, bırak boşalsınlar.

VENEDİK’TEN RİO’YA
Venedik Cumhuriyeti, Aquileia Patriği Ulrico’ya karşı zafer kazanınca şaşaalı bir şölen başlar. Seneidevriyesinde bir daha... Bu kutlamalar zamanla karnavala döner, çapkınlar, sapkınlar, casuslar takar maskesini  iş peşinde koşar. Düşünün hâkimler, hekimler, ruhaniler dahi kusurlu hareketlerde bulunurlar. Erkekler kadınlara bir şeyler atmaya başlar. Bu şeyler mürekkep dolu yumurtaya dönünce işin tadı kaçar. Avusturya Kralı tarafından şiddetle yasaklansa da (1797), 1979’da yeniden başlar.
Sen şimdi filan aileden soylu bir kont kızısın, karnavala katılmışsın. O kalabalıkta nasıl kikirdeyecek, çığlık kahkaha atacak, yuh çekecek, ıslık çalacaksın? İşte maske burada lâzım ablaya.
Peki balolar niye maskeli? Demek inkârı gerekecek şeyler oluyor orada!
Rio karnavallarında da maske vardır ama artık gerek duymuyorlar, çivisi çoktaaan çıkmış, neyinden utanacak bu saatten sonra?
Batı’da her hadisenin maskesi ayrıdır, mesela hanımefendi fırçalamak için dahi olsa hizmetçileriyle muhatap olmaz, azarlama maskesini takar, görünür o kadar.
Zengin ve soylu kadınlar dışarıda hususi bir maske (wizard) ile dolanır, beyazlıklarını korurlar. D vitamini alamadıkları için yamulacaktırlar o başka.
Klu Klux Klan mensupları zenci evlerini yakarken kukuleta giyer, gerçi kimse öldürülen zencilerin hesabını soracak değildir ama n’olur n’olmaz.
Tarım plantasyonlarında iş çok ağırdır, ancak siyahi bir köle dayanabilir buna. Gemiyle Afrika’ya gider, ilk sahil köyünden beğendiklerini toplar, zincire vururlar. Peki ya bu zencilerde bilinmedik bir hastalık varsa? Kafasına demirden bir maske geçirir, boynunu beline bağlarlar. Amerikaya kadar ölmediyse tamam. Bin nevi karantina.

ORTA ÇAĞ’DA AVRUPA
Taun salgınlarının sık yaşandığı yıllar... O günün hekimlerine göre veba çöplüklerden ve lağımlardan kaynaklanır ve “miasma” adı verilen pis havayla yayılır.
Peki hekim maskeleri niye gaga şeklinde?
Çünkü tabipler o uzun gagaların içine kuru çiçekler, kokulu otlar, baharatlar koyar, ufuneti (kötü kokuyu) süzüp arıtırlar. Faydasız diyemeyiz, az da olsa koruyuculuk sağlar. Hastanın yüzünüze hohlamasından iyidir hiç olmazsa.
Bakteriler keşfedilince miasma teorisi rafa kalkar ama maske meselesi sümen altına atılmaz. Cerrahlar yüzlerini bezle örter; kandan, tükürükten korunurlar.
Yıl 1910... Mançurya’da patlak veren veba salgınında 60 bin kişi ölür. Hem de iki gün içinde, bugün yakalandın yarın mevta. Değişik ülkelerden hekimler çağrırır çare sorarlar. Cambridge’te tıp okuyan bir Malezyalı ( Doktor Wu) vebanın pireyle değil, hava yoluyla yayıldığını söyler ve maske dağıtılmasını söyler halka. Yaptığı maske gazlı bez ve pamuktan ibarettir, yüzü sıkı sıkı sarar damlacıklardan korunurlar.

BİYOLOJİK KİMYASAL
Birinci ve İkinci Cihan Harpleri acımasızdır. Sivillerin üzerine kimyasal ve biyolojik silahlar atarlar. Bir elma kokusu duyar gibi olursunuz, eliniz ayağınız boşalıverir bir anda.
Güldüren gazlar, ağlatan gazlar, artık rüzgâr ne taraftan esiyorsa...  
Fiberglas filtreler nispeten önlese de kullanması zahmetlidir, solumayı zorlaştırır. Çocuklar bunu takmak istemez ama Miki Maus şekline sokulunca...
İkinci Cihan Harbi’nde İngilizler Polonya’ya yüz bin halk tipi maske satar. Mal henüz teslim edilmemiştir ki, Almanlar Polonya’yı ele geçirir. İngilizler, maskeleri Türkiye’ye satmak ister. Yüzbaşı Hüseyin Hilmi Işık, Türkiye’nin ilk yüksek kimya mühendisidir, bunları inceler ve hatalarını tespit eder. Raporuna “İşe yaramaz” yazar. İngiliz Sefiri ayağa kalkar, Millî Savunma Bakanlığı üzerine baskı kurarlar. Hilmi Bey buyurun der ve maskelerin işe yaramadığını ilmî olarak ispatlar.
Bugün taktığımız maskeleri de deneyebilirsiniz, eğer üflediğinizde çakmak sönüyorsa “ı ıh”, ondan bi’ numara olmaz.

KINADIK BAŞIMIZA
Daha evvel Endonezya ve Malezyalılarda görüyor, pek mana veremiyorduk. Pandemi sonrası ninjalara döndük âdeta.
Doğrusu pek hoşlanmadık, çenemize indirdik, kolumuza bağladık, tek kulağımızda sallandırdık. Sevdiğimizden değil, ah bir cezası olmasa...
Peki maske insanı korur mu?
Evet ama karşınızdakini daha fazla korur. Zaten sağlıkçıların derdi sizin yayıcı olmamanız, ağzı açık öksüren biri damlacıkları 10 metre öteye fırlatabilir o bakımdan...
Siz yine de sabredin takın, hiçbir şey bulamazsanız gringolar gibi bir bez bağlayın ağzınıza.
Tabii bir de çevre ciheti var, eğer her gün 80 milyon maske çöpe atılıyorsa...
Poşetlerle baş edemedik şimdi bir de bunlarla...
Evet maske önemli ama mesafe daha önemli, kapı kolu, elektrik düğmesi, tırabzanlara dokunmamak daha daha önemli.
Bırakın sarılmayı kucaklaşmayı, zamanı değil daha!