Körfez'de güç oyunu! Yemen'de Riyad–Abu Dabi krizi ve Türkiye faktörü
Suudi Arabistan'ın BAE'ye 'Yemen'deki güçlerini çekmesine' dair verdiği ültimatomun ardından iki ülke arasında yaşanan krizin etkileri sürüyor. BAE destekli Güney Geçiş Konseyi'nin (GGK) 2 yıllık geçiş süreci ve sürecin sonunda bağımsızlık referandumu düzenleyeceğini açıklamasının ardından bölgede gerilim tırmanıyor. Riyad ile Abu Dabi arasında diplomatik temasın sağlanması ve barış masasının kurulması tartışmaları sürerken gözler bölgedeki diğer aktörlere çevrildi. Diğer taraftan Aden Körfezi'nde patlak veren Somaliland krizi ile Yemen sorunu arasındaki bağlantı, BAE'nin Kıbrıs'ta Rum yönetimiyle beraber son dönemde attığı adımlar dikkatleri Türkiye'nin bu denklemde alacağı konuma çevirdi. Araştırmacı yazar Zeynep Karataş, bölgedeki tabloyu ve aktörlerin rollerini gazetemize değerlendirdi.
- Suudi Arabistan, BAE'nin Yemen'deki askeri varlığını çekmesini ve ayrılıkçı güçlere desteğini kesmesini talep ederek iki ülke arasındaki gerilimi artırdı.
- Suudi Arabistan merkezi bir Yemen devleti ve sınır güvenliğini öncelerken, BAE deniz jeopolitiği ve limanlar üzerinden güneydeki ayrılıkçıları destekleyerek farklı stratejiler izliyor.
- BAE'nin Hürmüz Boğazı'nı by-pass eden Fucayra Limanı hattı, Yemen'de risk almasına olanak tanıyarak bölgedeki parçalı denetim stratejisini destekliyor.
- Yemen'deki kriz, Kızıldeniz ve Babülmendep hattı üzerinden Türkiye'nin ticaretini ve Afrika Boynuzu'ndaki diplomatik/ekonomik açılımlarını doğrudan etkiliyor.
- Türkiye, Suudi Arabistan ile BAE arasındaki karmaşık Yemen dosyasında doğrudan arabulucu olmaktan ziyade, insani ve ticari güvenlik alanlarında kolaylaştırıcı bir rol üstlenebilir.
- Yemen'deki gelişmeler, İsrail'in bölgesel etkisi, Somaliland gibi dosyalar ve Körfez'deki yeni güç mimarisiyle iç içe geçerek bölgesel düzeni yeniden şekillendiriyor.
SEZER DOĞRU - Yemen'de İran destekli Husiler ile İsrail ve ABD destekli koalisyon güçleri arasındaki kriz sürerken, bu sefer de Suudi Arabistan ve BAE karşı karşıya geldi.
Husilerin 2014'te başkent Sana'yı ele geçirmesi ardından Suudi Arabistan öncülüğündeki Arap Koalisyonu’nun Mart 2015’teki müdahalesiyle iç savaşa sürüklenen Yemen, istikrardan uzak, aktörlerin çatışma sahasına dönmüş durumda.
Öte yandan BAE desteğiyle 2017 yılında kurulan ayrılıkçı GGK, Yemen’in kuzeyden ayrılması ve 1990’daki birleşme öncesi statüsüne dönülmesi talebiyle hükümet güçlerine karşı son dönemde askeri hamleler başlattı.
2025'in son günlerinde ise Riyad yönetimi BAE'nin bölgedeki adımlarından duyduğu rahatsızlığa karşı somut adım attı.
Suudi Arabistan, BAE’ye, Yemen topraklarında bulunan askeri unsurlarını 24 saat içinde çekmeye ve ülkedeki herhangi bir tarafa askeri ya da mali destek vermemeye çağırdı.
Riyad, BAE’deki Fucayra Limanı’ndan Mukalla Limanı’na çok sayıda silah ve savaş araçlarının sevk edildiğini ve BAE'nin bunları Hadramevt ve Mehra vilayetlerinde, Suudi Arabistan’ın güney sınırlarına yakın bölgelerde askeri operasyonlar için GGK’ye verdiğini öne sürerek ortak savunma anlaşmasını iptal etti.
Türkiye Gazetesi'ne konuşan araştırmacı yazar Zeynep Karataş, bölgede Suudi Arabistan ve BAE arasındaki krizin bölgesel etkilerini, iki ülke arasındaki olası barış ihtimalini ve Türkiye başta olmak üzere bölgedeki diğer aktörlerin bu süreçte aldıkları konumu değerlendirdi.
BAE İLE SUUDİ ARABİSTAN ANLAŞABİLİR Mİ?
İki ülkenin sahada çatışmayı durdurabilecek ve geçici uzlaşmalar üretebilecek düzeyde olduğunu fakat uzun vadeli ortak bir dış politikanın yürütülemeyeceğini belirten Karataş, Riyad ile Abu Dabi yönetimin bölgedeki hedeflerine dikkat çekerek “BAE ile Suudi Arabistan’ın Yemen konusunda tam anlamıyla “anlaşması” zor, çünkü mesele iki ülkenin diplomatik ilişkileri değil, Yemen’e dair iki farklı siyasal tahayyülün çatışmasıdır. Suudi Arabistan Yemen’i tarihsel olarak kendi güvenlik kuşağının uzantısı olarak gördü. Kuzey Yemen kabileleriyle kurulan tarihsel bağlar, sınır güvenliği ve İran etkisinin sınır hattına sabitlenmesi Riyad için varoluşsal bir mesele. Bu nedenle Suud, zayıf da olsa merkezî bir Yemen devleti fikrini korumak istiyor. BAE ise Yemen’e devlet merkezli değil, deniz jeopolitiği ve ticaret hatları merkezli bakıyor. BAE’nin odak noktaları limanlar, adalar, kıyı şeridi ve Bab’ül Mendeb’tir. Bu yaklaşım, güneyde ayrılıkçı ya da yarı özerk aktörlerle çalışmayı normalleştiriyor” sözlerini kullandı.
BAE ile Suudi Arabistan’ın bölgedeki vizyonun uzun vadede uyumlu olmadığını söyleyen Zeynep Karataş “İki ülke sahada çatışmayı dondurabilir, geçici uzlaşmalar da üretebilir ancak Yemen’in geleceğine dair bu iki vizyon uzun vadede uyumlu değil. Bu yüzden Riyad–Abu Dabi ilişkisi Yemen’de sürekli “kontrollü gerilim” üreten bir hat olarak kalacaktır” açıklamasında bulundu.
FUCAYRA HATTI NEDEN ÖNEMLİ?
Riyad’ın BAE’yi ‘silah ve savaş araçlarını GGK’ye sevk etmekle suçladığı Fucayra Hattı’nın bölgedeki önemine vurgu yapan Karataş “Fucayra Hattı bu resmin enerji ve jeo-ekonomi boyutunu gösteriyor. BAE, Fucayra üzerinden petrolünü Hürmüz Boğazı’nı by-pass ederek Umman Denizi’ne çıkarabilen nadir Körfez ülkelerinden biri. Bu,bölgesel krizlere karşı stratejik sigorta görevi görüyor. Yemen’de ya da Kızıldeniz hattında tansiyon yükseldiğinde, BAE enerji akışını sürdürebilecek kapasiteye sahip. Bu da Abu Dabi’ye, Yemen sahasında daha risk alabilen bir manevra alanı açıyor. Ancak BAE, bu güvenlik konforunu Yemen’de kalıcı kurumlar üretmek için değil, yerel silahlı aktörler ve liman ağları üzerinden parçalı bir denetim kurmak için kullanıyor. Bu durum da Yemen’i daha kırılgan bir coğrafya haline getiriyor” dedi.
KRİZİN TÜRKİYE’YE YANSIMASI
Yemen’de yaşanan krizin Türkiye’ye yansımasının çok katmanlı olacağını ifade eden Zeynep Karataş, "Kızıldeniz ve Bab’ül Mendeb hattındaki her gerilim, navlun ve sigorta maliyetleri üzerinden Türkiye’nin ticaretini etkiliyor. Daha önemlisi, Yemen’deki istikrarsızlık Afrika Boynuzu’na sıçradığında Türkiye’nin Somali, Sudan ve genel olarak Afrika açılımı doğrudan etkileniyor” şeklinde konuştu.
Yemen’deki olayların artık sadece bir Orta Doğu sorunu olmadığını dile getiren Karataş “Yemen, Orta Doğu ile Afrika’yı birbirine bağlayan bir güvenlik havzasının merkezinde konumlanan bir dosya. Bu nedenle Ankara açısından mesele, Yemen’de kimin kazandığından çok, Kızıldeniz’in ne kadar yönetilemez hale geldiğidir” sözleri ile bölgede yaşanan gelişmelerin Türkiye’yi yakından ilgilendirdiğini söyledi.
ANKARA ANLAŞMA MASASINDA ARABULUCU ROLÜNÜ ÜSTELENİR Mİ?
Ankara’nın BAE ile Suudi Arabistan arasında arabulucu rolü üstlenmesinin teorik olarak mümkün ama pratikte sınırlı olduğunu vurgulayan Karataş, “Yemen dosyası uzun süredir BM çerçevesi, Körfez dengeleri ve İran–Suudi rekabeti ekseninde yürüyor. Türkiye’nin doğrudan “büyük arabulucu” rolüne soyunması hem sahadaki karmaşıklık hem bazı Körfez ülkeleriyle ilişkilerin henüz yeni iyileşmeye başlaması, hem de BAE ile yaşanan stratejik sürtüşmeler nedeniyle zor” ifadelerini kullandı.
Türkiye’nin krizin çözümünde alacağı role ilişkin konuşan Karataş “Buna karşılık Ankara, insani hatlar, deniz ticareti güvenliği ve Afrika Boynuzu’ndaki diplomatik kapasitesi üzerinden kolaylaştırıcı ve dengeleyici bir rol oynayabilir. Bu, Türkiye’nin risk almadan etkili olabileceği bir alan” dedi.
BAE’NİN AKDENİZ VE KIBRIS’TA GKRY İLE ATTIĞI ADIMLAR
‘Türkiye ve Riyad yönetiminin aynı safta olmasının yanı sıra BAE’nin son dönemde Kıbrıs’ta Güney Kıbrıs Rum Kesimi (GKRY) ile yaptığı işbirliklerini de göz önünde bulundurursak, Ankara nasıl bir yol izleyebilir’ sorusuna ise Karataş “Türkiye ve Riyad yönetimi Sudan, Somali gibi birçok başlıkta aynı safta dururken, BAE’nin GKRY ile geliştirdiği işbirlikleri Ankara açısından ayrı bir alarm zili. Ancak bu durum Ankara’yı otomatik olarak Yemen’de ‘anti-BAE bloklaşması’na itmiş değil. Aksine, Türkiye’nin dosya bazlı bir dengeleme politikası yürüttüğü ve iki tarafla da diplomatik teması sürdürdürdüğü görülmektedir. Ankara, Doğu Akdeniz’de diplomatik zemini sert tutarken, Kızıldeniz ve Afrika Boynuzu’nda daha esnek, kapsayıcı ve meşruiyet üreten bir politika izlediğini söylemek mümkün. Bu bağlamda BAE’nin stratejisinin çok cepheli olduğu aşikar ancak Türkiye’nin cevabının da çok katmanlı olması muhtemeldir” cevabını verdi.
Enerji kılıfı altında skandal: BAE, Türkiye ve KKTC’yi yok saydı! Rumlara ücretsiz destek verdiği ortaya çıktı
SOMALİLAND VE YEMEN’İN KESİŞME NOKTASI!
İsrail’in bölgedeki etkisi, Somaliland gerilimi gibi benzer eksendeki krizlere dikkat çeken Zeynep Karataş “İsrail’in bölgedeki etkisi ve Somaliland gibi dosyalar Yemen dosyasından bağımsız değil” vurgusu yaparak “İsrail–BAE ilişkileri, Kızıldeniz güvenliği ve deniz ticareti bağlamında yeni bir bölgesel güvenlik mimarisi oluşturuyor. Husilerin Kızıldeniz’deki kapasitesi, İsrail açısından stratejik bir risk başlığı olduğu Gazze Savaşında görüldü” dedi.
Suudi Arabistan’ın İsrail ile normalleşmeye mesafeli duruşunun da Yemen’le bağlantılı bir yönü bulunduğunu söyleyen Karataş “Riyad, Yemen yükünü hafifletmeden ve İran’la dengeyi tamamen koparmadan İsrail eksenli sert bir blokta yer almanın maliyetlerini biliyor. İsrail’in ise BAE’nin ayrılıkçı gruplar üzerinden oluşturduğu zemini kullanarak Suudi Arabistan’ı çevreleme stratejisi olduğu ortadadır. Somaliland, Sudan ve Yemen gibi dosyalar bu noktada kesişiyor. Bu bağlamda limanlar, tanınma siyaseti, devlet dışı aktörler, deniz yolları ve İsrail’in İbrahim Anlaşmasını bölgeye dayatma siyaseti aynı eksende birbirini besliyor” şeklinde konuştu.
BÖLGE YEMEN’DEN ŞEKİLLENECEK
Karataş “Bu yüzden Yemen’de olan biten, sadece Sana ya da Aden’le sınırlı olmayıp Kızıldeniz’in iki yakasını, Afrika Boynuzu’nu ve Körfez’in yeni güç mimarisini birlikte şekillendiriyor” sözlerinin kullandı.
DÜĞÜM NOKTASI YEMEN
Yemen’de yaşanan krizin genel anlamda çok sayıda bölgesel gücü kapsayan, yeni stratejik bir dönüşüme alan açtığını dile getiren Zeynep Karataş “Özetle Yemen, bugün devlet dışı aktörlerin bölgesel ağlar kurduğu, deniz ticaretinin güvenlik siyasetine dönüştüğü ve Orta Doğu–Afrika hattının iç içe geçtiği bir düğüm noktasıdır. BAE’nin bu ağlar üzerinden kurduğu etki, Suudi Arabistan’ın devlet merkezli güvenlik arayışıyla sürekli sürtüşüyor. İsrail faktörü ve Afrika Boynuzu dosyaları bu tabloyu daha da karmaşık hale getiriyor. Bu nedenle Yemen’i konuşurken aslında yeni bir bölgesel düzenin nasıl şekillendiğini konuşuyoruz” sözlerine yer verdi.
