Türkiye'nin de dahil olduğu 14 ülke Kızıldeniz'de ne yapacak? Bilinmesi gereken 3 şey!
Husi tehdidine karşı Kızıldeniz ve Babülmendep Boğazı'nın emniyetini sağlamak amacıyla Suudi Arabistan öncülüğünde kurulan 14 ülkelik yeni deniz savunma koalisyonuna Türkiye de katıldı.
Suudi Arabistan Savunma Bakanlığı’nın ev sahipliğinde düzenlenen ve 43 ülke ile Avrupa Birliği (AB) temsilcilerinin katıldığı uluslararası zirvenin ardından kurulan çok uluslu deniz savunma koalisyonu resmen duyuruldu. Suudi Arabistan’ın yanı sıra Türkiye, Mısır, Pakistan, Kuveyt, Bahreyn, Katar, Ürdün, Yemen, Sudan, Cibuti, Somali, Bangladeş ve Komor Adaları’nın imzaladığı ortak bildiriyle hayata geçen koalisyon, doğrudan stratejik su yollarının emniyetini hedefliyor.
Arapça anlamı "Gözyaşı Kapısı" olan Babülmendep Boğazı, Kızıldeniz ile Aden Körfezi'ni birbirine bağlayan son derece stratejik bir su yolu olarak biliniyor. Söz konusu hat çevresinde devriye ve savunma faaliyetleri yürütecek olan koalisyon, ABD veya Batı merkezli güçlerden farklı olarak bölge ülkelerinin kendi deniz güvenliğini üstlendiği en geniş kapsamlı yerel ittifak modeli olma niteliğini taşıyacak.
BAE ve Umman’ın henüz dahil olmadığı yapı, iç onay süreçlerini tamamlayacak diğer ülkelere de açık tutuluyor.
HUSİ TEHDİDİNDE SON DURUM
Koalisyonun kuruluşu, Yemen’deki Husi milislerinin Temmuz 2026 itibarıyla Suudi Arabistan’a yönelik ilan ettiği "deniz ablukası" ve petrol altyapısını hedef alan füze/İHA saldırılarının ardından hız kazandı. Hürmüz Boğazı'nda yaşanan krizin ardından Kızıldeniz hattının küresel ham petrol ve LNG sevkiyatında tek alternatif haline gelmesi, Babülmendep Boğazı’nın stratejik önemini en üst seviyeye çıkardı.
Tahran’ın "Direniş Ekseni" bileşeni olan Husilerin, İran’ın Hürmüz’deki kontrol stratejisini Babülmendep’e taşıyarak ticari geçişleri aksatma riski, bölge ülkelerini ortak harekat konseptine sevk etti.
Yeni deniz savunma koalisyonu güvenlik istihbaratının paylaşılması, ortak deniz harekatları ve ticari filoların korunmasını içeren kalıcı bir savunma mekanizması oluşturarak küresel enerji piyasalarında yaşanabilecek muhtemel bir tıkanmanın önüne geçmeyi amaçlıyor.
KIZILDENİZ VE BABÜLMENDEP’TEKİ ULUSLARARASI DENİZ MİSYONLARI NELER?
Bahreyn merkezli ve 47 ülkenin katılımıyla faaliyet gösteren Çokuluslu Deniz Kuvvetleri, bölgedeki en geniş kapsamlı askeri yapı olarak öne çıkıyor. Bünyesinde görev yapan Birleşik Görev Gücü 153, doğrudan Kızıldeniz, Babülmendep Boğazı ve Aden Körfezi’nin deniz güvenliğini sağlama sorumluluğunu üstleniyor. Ayrı bir birim olan Birleşik Görev Gücü 151 ise korsanlıkla mücadele operasyonlarına odaklanıyor. Aynı çatı altında ABD liderliğinde hayata geçirilen "Prosperity Guardian" (Refah Muhafızı) Operasyonu, ticari gemileri Husi füzeleri ile kamikaze İHA saldırılarından korumak için devriye görevlerini aralıksız sürdürüyor.
Avrupa ülkeleri de bölgedeki deniz ticaret hatlarını korumak adına kendi bağımsız askeri misyonlarını devreye sokmuş durumda. Avrupa Birliği’nin görev süresini Şubat 2027’ye kadar uzattığı "Aspides" Operasyonu, ticari gemilere refakat sağlama ve hava tehditlerini bertaraf etme görevini yürütüyor. Bununla birlikte AB’nin Somali açıkları ile Batı Hint Okyanusu’nda konuşlu "Atalanta" operasyonu da korsanlık faaliyetlerine karşı seyrüsefer emniyetini desteklemeyi sürdürüyor.
FARKI NE OLACAK?
Suudi Arabistan öncülüğünde Türkiye’nin de aralarında bulunduğu 14 ülkenin imzaladığı yeni koalisyon, Batı merkezli mevcut operasyonlardan farklı bir model ortaya koyuyor. Batılı güçlerin bölgedeki yükünü hafifletmeyi amaçlayan bu yapı, doğrudan Kızıldeniz’e kıyıdaş Arap ve Müslüman ülkelerin liderliğinde ilk kez kalıcı bir savunma mekanizması oluşturuyor. Yeni ittifak, istihbarat paylaşımı ve ortak deniz harekatlarıyla bölgede halihazırda bulunan uluslararası görev güçleriyle koordineli bir hat kurmayı hedefliyor.
