Nereden nereye dedirten röportaj: Füzelerle sarıldık!
Türkiye’nin kıtalararası ilk balistik füzesi "Yıldırımhan" dünya gündemi oldu. Pek çok ülkeyi şaşırtan bu gelişme, gözleri SAHA 2026 fuarına çevirdi. Biz de Türkiye'nin füzeler konusundaki geçmişine ışık tutmak için arşivlere indik. Bundan 30 yıl önce Genelkurmay eski Başkanı Org. Necip Torumtay ile yapılan füze tehdidi konu röportaj "nereden nereye" dedirtti.
İstanbul’da düzenlenen SAHA 2026 Uluslararası Savunma ve Havacılık Fuarı’na Türkiye’nin kıtalararası ilk balistik füzesi "Yıldırımhan" damga vurdu.
İlk kez kamuoyunun karşısına çıkan füze, Milli Savunma Bakanlığı Ar-Ge Merkezi tarafından tanıtıldı.
Füzenin 6 bin kilometre menzile ve Mach 25 hıza ulaştığı açıklandı. Türk savunma sanayii envanterine sürpriz bir giriş yapan Yıldırımhan, teknik özellikleriyle gündemdeki yerini koruyor.
MSB'den YILDIRIMHAN müjdesi! Motor testleri bu yıl içinde yapılacak
Kıyamet canavarı! YILDIRIMHAN, şer ittifakını çarptı
Menzili 6000 kilometre! Türkiye'nin kıtalararası balistik füzesi Yıldırımhan, SAHA'da vitrine çıktı
“DÜNYAYI ŞAŞIRTAN BALİSTİK FÜZE”
Türk savunma şirketleri ile kamu kurumlarının yeni platform ve teknolojilerini sergilediği SAHA 2026’da yapılan tanıtım, Türkiye’nin uzun menzilli füze kabiliyetinde yeni bir aşamaya geçildiği şeklinde değerlendirildi.
İnsansız sistemler, hava savunma, havacılık ve uzay alanındaki projelerle birlikte Yıldırımhan, Türkiye’nin savunma sanayii kapasitesini genişletme hedefinin önemli bir halkası olarak öne çıktı.
Yıldırımhan’ın tanıtımı yurt dışında da geniş yankı uyandırdı. Özellikle İsrail basını başta olmak üzere birçok ülkede yakından takip edilen füze, yüksek teknoloji özellikleriyle dikkat çekti.
İsrail merkezli Maariv gazetesi, Yıldırımhan’ı “dünyayı şaşırtan balistik füze” olarak nitelendirirken, sistemin Ankara’nın stratejik caydırıcılık kapasitesinde önemli bir eşik oluşturduğunu vurguladı.
NEREDEN NEREYE
Türkiye'nin füze macerasının geçmişine mercek tutmak için arşivlere indik.
Bundan 30 yıl önce dönemin Genelkurmay eski Başkanı Org. Necip Torumtay'ın değerlendirmeleri "nereden nereye" dedirtti.
Necip Torumtay, Türkiye’nin çevresinin İran, Ermenistan, Suriye ve Güney Kıbrıs gibi komşuların edindiği füzelerle kuşatıldığını; bu durumun ülkemizin güvenlik dengesini bozduğunu vurguluyor.
Dünyada yeni bir silahlanma yarışının başladığının altını çizen Torumtay, bu sürecin “füze şantajı” denilebilecek yeni bir kriz dönemine kapı araladığını belirtiyor.
Güney Kıbrıs’a S-300 konuşlandırılması üzerinden yapılan röportajda, Kıbrıs ve Doğu Akdeniz’de Rus etkisi hakkından bilgiler veriyor.
90'lı yıllardaki füze yarışında Türkiye'nin geri kalışının bariz bir örneği olan röportajda daha pek çok dikkat çeken uyarı yer alıyor.
İşte 5 Ekim 1997 tarihli Türkiye gazetesine özel verilen o röportajın tamamı:
“FÜZELERLE SARILDIK”
Genelkurmay eski Başkanı Org. Necip Torumtay komşularımızın silahlanma yarışına dikkat çekti:
Bugün sadece Ortadoğu’da değil, Kafkaslar’da da füzelere sahip olup hasımlarını tehdit etme eğilimi başladı. Bu, “Füze Şantajı” denilebilecek yeni bir kriz döneminin başlangıcı olabilir.
Güney Kıbrıs’ın Rusya’dan almakta olduğu S-300 füzelerinin oluşturduğu tehdit Türk kamuoyunda tartışılıyor. Yetkililer bu daha ziyade hava savunma sistemi içerisinde yer alan füzelerin Güney Kıbrıs’a gönderilmemesi için planlar yapıyorlar.
Biz de konuyu eski Genel Başkanı Org. Necip Torumtay ile konuştuk. Silahlı Kuvvetleri’ndeki görev süresi içerisinde çalışmalara katılmış gelişmeleri yakından izlemiş ve üst düzeyde sorumluluklar yüklenmiş olan Org. Torumtay, sorularımıza büyük bir titizlikle fakat ayrıntılara girmeden entelektüel düzeyde cevaplar verdi.
Bölgede füze tehdidi bakımından bir denge dönemine varılabilir. Bunu geçici bir hareketsizlik izler. Hareketsizliğe, artık çok artan ekonomik maliyetten böylesine bir silahlanmayı sürdürmeye gücü yetmeyecek olan taraflardan birinin durumu sebep olur. Balistik füze yarışında çok önde olan ülke bu durumun avantajından yararlanır ve hasım ülkeye karşı bir baskın saldırı yapar.
- Güney Kıbrıs’a bu güdümlü ve balistik füzelerin yerleştirilmesini ve Suriye, İran, Irak gibi komşularımızda da güdümlü füzelerin bulunmasını nasıl yorumluyorsunuz?
Dünyada yeni tür bir silahlanma yarışı sürüyor. Bu, füzelerle ilgili bir yarış. Ele alınmış olan füzeler konusunda ağırlık, esas itibarıyla parayı veren her ülkeye silah ve teknolojisinin satılabildiği ve nispeten ucuz olduğu bilinen balistik füzelerdir. İleri teknoloji ürünü olan güdümlü füzelerin satışı kısıtlı olup her ülkeye verilmemektedir. Bugün sadece Ortadoğu’da değil, Kafkaslar’da da bu silahlara sahip olarak hasımlarını tehdit etme eğilimi başladı. Bu, “Füze Şantajı” denilebilecek yeni bir kriz döneminin başlangıcı olabilir.
- Bu yarış belirgin olarak ne zaman başladı?
Körfez Savaşı, sözünü ettiğimiz hedefe hassas bir şekilde isabetle yöneltilen füzeler ve benzeri “Precision Guided Munition” denilen, isabet derecesi yüksek olup nokta atışı yapabilen güdümlü mühimmat sistemleri için bir deneme alanı oldu. ABD ve müttefikler gibi Irak da kendi SCUD füzesini kullandı. Soğuk Savaş sonrası füze satışları ve teknolojilerinin transferi artarak sürüyor.
- Bu yarışın yol açtığı tehdit ve tehlike hakkında Batı dünyasında gerçekçi bir değerlendirme yapılıyor mu?
Yapılıyor olmasını ümit ve temenni ederim. Önemli olan bu konuda zamanında etkili tepkinin gösterilmesidir.
- Günün konusu Rusya’nın Güney Kıbrıs’a satmakta olduğu S-300 füzeleri. Sizce Rusya bunu sadece para kazanmak için mi yapıyor? Döviz ihtiyacı olduğu için mi?
Füze satışlarında, bu satışı yapan ülkenin satışlardan büyük kazanç sağlamaya ek olarak, alıcı ülkede siyasi hedefleriyle ilgili olarak bir yer alabilmek amacıyla da hareket ettiği söylenebilir.
- Füzeleri alan ülkelerin amaçlarıyla ilgili görüşünüz nedir?
Bunların bazı ülkelerce dış politikalarıyla ilgili koz olarak kullanıldıklarını düşünüyorum. Böylece bazı komşularına kuvvet gösterisi yaparak şantaj uyguluyorlar. Bunu çok tehlikeli bir oyun olarak görüyorum.
- Güney Kıbrıs’ın, diğer komşularımızın bu füzelere sahip olması ne gibi neticeler doğurur?
Bu tür silahlanma hasımlarında da mukabeleyi harekete geçirir. Silahlanma yarışı hızlanır. İran, Ermenistan, Suriye ve Kıbrıs Rumları Rusya’dan, Çin’den ve Kuzey Kore’den bu füzeleri sağladılar. Böylece şimdi Türkiye’nin bu silahlarla çepeçevre sarılmış olduğunu görüyoruz. Bunun nasıl bir netice meydana getirdiği de ortada. S-300 füzelerinin Kıbrıs Rumlarına satılması Türkiye ile Yunanistan arasında siyasi tedirginliğin işaretlerini hemen verdi.
- Bunun arkasından ne gelecek?
Tabiatıyla füzeleri Rus teknisyenlerin ve gözeticilerinin Ada’ya gelişi izleyecek. Böylece gerek Kıbrıs’ta gerek Doğu Akdeniz’de Rus mevcudiyeti sağlanmış olacak. Bu arada geçenlerde Ege’de yapılan Rus-Yunan ortak hava manevralarının da dikkat edilmesi gereken bir husus olduğunu hatırlamak gerek.
- Olan bu durum da Türkiye ile birlikte NATO’nun da tedbir alması beklenemez mi?
Tabii. Muhtemelen bu yeni silahlanma yarışı, NATO açısından ittifakın Güneydoğu bölgesi güvenliğine yönelmiş tehditleri karşılayıp bunları yok edecek yeni stratejilere yol açacaktır.
- Bu durumda ortaya ne gibi ihtimaller çıkabilir?
İttifak üyelerine yönelebilecek muhtemel füze tehdidi karşısında savunma sisteminin caydırıcılığının gözden geçirilmesi hızlandırılabilir. Bir de Doğu Akdeniz’in savunmasıyla ilgili politika ve strateji gözden geçirilebilir. Bu arada Ege’deki ve Doğu Akdeniz’deki birleştirilmiş (entegre) hava savunma sistemi ilişkileri muvacehesinde daha fazla ağırlık verilebilir.
- NATO’nun bu füzeler karşısında bugünkü savunma sistemi neye dayanıyor?
ABD’nin ve NATO’nun diğer bazı üyelerinin “precision guided munitions”ları, bu güdümlü füze tehdidi karşısında esas itibarıyla sözünü ettiğiniz sistemin belkemiğini oluşturuyor.
- Bu mevcut sisteme nasıl ilaveler yapılabilir?
Füze tehdidine maruz kalan ülkeler, ya NATO’nun girişimleri veya kendi çabalarıyla orta veya uzun menzilli balistik füzeleri kendi silah envanterlerine dahil etmek suretiyle bu alanda ülkelerinin caydırıcılık ve savunma yeteneklerini arttırmış olurlar.
- Türkiye’nin durumu sizin bu tanımlamanıza tam olarak uyuyor. O halde NATO’nun durumu değerlendirip kendiliğinden mi harekete geçmesi gerek? Yoksa Körfez sırasında Irak’ın SCUD füzelerine karşı ABD’nin kullandığı, havada vuran Partriotlar gibi füzeleri Türkiye’nin mi istemesi gerek?
Füzesavar silahları henüz gelişme safhasındadır. Bu nedenle şimdilik, füze tehdidine maruz ülkelerin bu silahlardan ziyade, misli ile mukabele imkânı veren ve hasım ülke hedeflerini vurabilecek balistik ve mümkün olabilen güdümlü füzelerle caydırma ve darbe gücüne sahip olması önem kazanır.
- S-300 füzelerinin Güney Kıbrıs’a yerleştirilmesi halinde KKTC’ye yerleştirilecek yeterli menzilli topların bu füzelerin imhası için kullanılabileceği görüşüne ne dersiniz?
Devletin alacağı siyasi karar doğrultusunda Genelkurmay Başkanlığı, elindeki çeşitli seçeneklerden gerekli ve uygun gördüklerini uygular.
- Türkiye’yi sarmış ve sarmakta olan bu füze sistemlerinin sebep olduğu tehdidin NATO içerisinde olduğunu gösteren işaretler var mı?
Uzun vadeli planların yapılmakta olduğu NATO’da, geleceğe dönük bu krizin de ele alınmış olduğuna inanıyorum.
- Bu güdümlü füze yarışı sizce nasıl gelişir?
İki ihtimal olduğunu düşünüyorum. Bu ihtimallerden iyimser olanı şöyle özetlenebilir: Bölgede füze tehdidi bakımından bir denge dönemine varılabilir. Bunu geçici bir hareketsizlik izler. Hareketsizliğe, böylesine bir silahlanmayı sürdürmeye artık çok artan ekonomik maliyetten dolayı gücünün yetmeyeceği taraflardan birinin durumu sebep olur.
- Kötümser ihtimal?
Balistik füze yarışmasında çok önde olan ülke bu durumun avantajından yararlanır ve hasım ülkeye karşı, potansiyel tehlikeyi ortadan kaldırıcı, önleyici bir baskın saldırı yapar.
- Her iki ihtimalde de füze yarışının uzunca bir süre devam edeceğini düşünüyorsunuz? Bu yarışın makul bir yaklaşımla önlenmesi ihtimali yok mu?
Var. Bunu, yani füze yarışını veya baskın tarzı füze kullanmayı önlemenin en iyi yolu, vaktinde, füzelerin bir başka ülkeyi tehdit edecek şekilde konuşlandırılmasına sebep olacak gibi bir anlaşmazlık başlangıcında Birleşmiş Milletler vasıtasıyla siyasi ve ekonomik tepkileri harekete geçirmektir.
-Böyle bir durumun oluşacağı vaktinde nasıl tespit edilebilir?
Birleşmiş Milletlerin göstereceği tepkilerden bir önemlisi, kriz adayı silahların yerinde denetimidir. Ayrıca Birleşmiş Milletlerin girişimini denetlemek üzere 1987 yılında imzalanan ve ABD, Rusya Federasyonu ve Türkiye’nin de dahil olduğu 20’den fazla ülkenin onayladığı “Füze Teknoloji Kontrol Rejimi”nin ve bunu genişletecek ve destekleyecek uluslararası ciddi girişimlerin harekete geçirilmesi gerekir. Bu, ileride bu tür kriz ve tehditlerin önlenmesinde de örnek teşkil eder.
