TÜSİAD davasında karar çıktı! Orhan Turan ve Mehmet Ömer Arif Aras'a 1 yıl 3 ay 18 gün hapis cezası
TÜSİAD'ın eski yöneticileri Orhan Turan ve Ömer Arif Aras'ın yargılandığı davada karar çıktı. Mahkeme iki sanığı halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma suçundan 1 yıl 3 ay 18 gün hapis cezasına çarptırdı. Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını karar veren mahkeme ayrıca sanıkların 5 yıl süreyle denetime tabi tutulmasına da hükmetti.
- Mahkeme, Orhan Turan ve Mehmet Ömer Arif Aras'a 'Halkı Yanıltıcı Bilgiyi Alenen Yayma' suçundan 1 yıl 3 ay 18 gün hapis cezası verdi.
- Turan ve Aras hakkında 'zincirleme şekilde basın ve yayın yoluyla yanıltıcı bilgiyi alenen yayma' ve 'zincirleme şekilde adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs' suçlarından dava açılmıştı.
- İddianamede, sanıkların hukuki güvenliğin olmadığını, tutuklama ve gözaltı işlemlerinin hukuksuz olduğunu beyan ettikleri belirtildi.
- Sanıkların, içeriğini bilmedikleri olaylarla ilgili telkin ve yönlendirici mahiyette yanıltıcı ve dezenformasyon içerikli bilgiler yaydıkları iddia edildi.
- Sanıkların beyanlarının düşünce ve kanaat özgürlüğü sınırlarını aştığı ve toplumda endişe oluşturduğu öne sürüldü.
Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) eski Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Turan ve Yüksek İstişare Konseyi (YİK) Başkanı Mehmet Ömer Arif Aras hakkında yargıyı ve iktidarı hedef aldıkları iddiasıyla dava açılmıştı.
"Zincirleme şekilde basın ve yayın yoluyla yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" ve "zincirleme şekilde adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs" suçlarından yargılanan Turan ve Aras’ın davasında karar çıktı.
1 YIL 3 AY 18 GÜN HAPİS CEZASI
Esasa ilişkin mütalaaya karşı savunma yapan Aras, konuşmasının ana temasının ekonomik kalkınma olduğu iddia etti. Aras, konuşmalarının satır arasından suç üretilmeye çalışıldığını öne sürerek, bu durumun hukuka olan güveni zedelediğini söyledi.
Aras, konuşmasında gerçek dışı bilgiye yer vermediğini, bunun TÜSİAD'ın internet sitesine yüklenmesine dair özel talimatı olmadığını, üzerine atılı suçlamaları kabul etmediğini belirtti. Sanık Orhan Turan ise hukukun üstünlüğünün herkes için önemli olduğunu vurgulamaya çalıştığını anlatt
Mahkeme Mehmet Ömer Arif Aras ve Orhan Turan hakkında 'Halkı Yanıltıcı Bilgiyi Alenen Yayma' suçundan 1 yıl 3 ay 18 gün hapis cezasına hükmetti.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını karar veren mahkeme ayrıca sanıkların 5 yıl süreyle denetime tabi tutulmasına da hükmetti.
20 Ocak’ta İstanbul 28. Asliye Ceza Mahkemesi'ndeki duruşmada Cumhuriyet savcısı, bir önceki celse verdiği mütalaasını tekrar etmişti. Dosyada hakim değişikliğinden sonra yeni deliller toplandığını belirten Aras'ın avukatı Naim Karakaya, mütalaaya karşı savunma yapmak üzere süre istemişti. Hakim, ara kararı açıklayarak duruşmayı 6 Mart'a ertelemişti.
İDDİANAMEDE NE DENİLDİ?
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, sanıklar Aras ve Turan'ın Türkiye genelinde hukuki güvenliğin olmadığını, vatandaşların Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne yönelik güven probleminin olduğunu, bu sebeple huzursuzluğun bulunduğunu, tutuklama iş ve işlemlerinin hukuksuz olduğunu, kayyum atama iş ve işlemleri ile gözaltı, tutuklama gibi hukuki tedbirlerin toplumda güveni sarstığını beyan ettikleri ifade edildi.
İddianamede, sanıkların içeriğini bilmedikleri siyasi, hukuki, adli ve idari olaylarla ilgili değerlendirmede bulunarak, telkin ve yönlendirici mahiyetteki yanıltıcı ve dezenformasyon içerikli bilgileri yaydıkları belirtildi.
Aras'ın konuşmasının TÜSİAD'ın internet sitesi üzerinden görüntülü ve yazılı şekilde yayınlandığı belirtilen iddianamede, sanıkların konuşmalarını ekonomi alanında bulunduğu konum ve kariyerleri ile birçok üyesi bulunan derneğin başkanlık makamında bulunmalarının sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle gerçekleştirmeleri nedeniyle eyleminin etki alanını genişlettikleri ifade edildi.
"ENDİŞE OLUŞTURDU"
İddianamede, sanıkların beyanlarının düşünce ve kanaat (ifade) özgürlüğü açıklama sınırlarını aştığı, haber ya da bilgi verme hakkı kapsamında değerlendirilmesinin mümkün olmadığı kaydedilerek, sanıkların ayrıca toplumun doğru haber veya bilgiyi alma ve erişme hakkını yanıltıcı bilgiler aracılığıyla engelledikleri, içeriğini bilmedikleri ve toplumun genelini ilgilendiren olaylara ve adli işlere ilişkin bilgileri sırf halk arasında endişe ve panik oluşturma amacıyla söyledikleri öne sürüldü.
