İstanbul altında bir dünya saklı! Tarihî yarımadadaki dehlizler aydınlanıyor
Ayasofya’da devam eden restorasyon vesilesiyle tarihî yarımadanın yer altı yapıları ortaya çıkarılmaya başladı. Keşfedilenler arasında kadim bir Roma caddesinin altyapısı da var. Konuyu anlatan Prof. Dr. Hasan Fırat Diker, “Bunlar İstanbul’un kalp damarları gibi, ziyarete açılmalılar” diyor.
İstanbul’un tarihî yarımadasını Ayasofya, Sultanahmet gibi eşsiz mabetler ve abideler süslüyor. Ancak şehrin kalbi olan bölgenin hemen altında henüz keşfedilmekte olan bambaşka bir dünya var... İstanbul’un yer altı yapılarından söz ediyorum. Aslında Osmanlı döneminde iyi bilinen bu mekânlar zamanında Batılı arkeologların ilgisine de mazhar oldu. Modernleşme ile şehir değişince unutulup, molozlarla doldu.
İstanbul’un yer altı yapıları, Kültür ve Turizm Bakanlığınca Ayasofya Camii’nde 2023’te başlatılan büyük restorasyon vesilesiyle tekrar gündeme geldi. Ayasofya Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Hasan Fırat Diker’in öncülüğünde kadim mabet çevresindeki tüneller ortaya çıkarıldı ve bir kısmı temizlendi. Ancak gidilecek daha çok yol var. Nitekim kendisiyle buluştuğumuz Prof. Diker, “Bu yer altı yapılarının henüz tamamını bilmiyoruz ama bilmek isteriz!” diyor. Ve Diker’le karanlık dehlizler içinde geçen bir sohbete başlıyoruz…
ŞEHRİN SU İHTİYACI İÇİN YAPILDILAR
- Daha önce detaylarını pek bilmediğimiz İstanbul’un yer altı mekânlarını açığa çıkarıyorsunuz. Nasıl bir yapı ağından söz ediyoruz?
İstanbul’un bir görünen, bir de eski silüeti yani görünmeyen yüzü var. Bu şehri şehir yapan, binlerce yıldır yaşama imkânı sunan ise onun görünmeyen altyapısı. Çünkü İstanbul, başta su olmak üzere pek çok doğal kaynak açısından fakir bir yer. Doğu Roma’nın başkenti yapıldıktan sonra buraya çağlar boyunca gereken altyapılar inşa edilmiş. Bahse konu yer altı yapılarının büyük bir kısmı da şehrin su ihtiyacını karşılamak ve kot farklarının oluşturduğu olumsuzlukları fırsata çevirmek için yapılmış. MS 2. yüzyıldan sonra inşa edilmeye başlanan yapılar, artan ihtiyaçla birlikte güncellenip büyütülmüş. Bunlar İstanbul’un kalp damarları gibi...
- İstanbul’a yer altı yapılarının inşa edilmesinde sadece su taşıma ihtiyacı mı etkili olmuş?
15. yüzyılda İstanbul’a gelen İspanyol seyyah Clavijo’nun eserlerinde başlayıp Umberto Eco’nun romanlarına kadar devam eden abartılı yer altı hikâyeleri ilgi çekici. Ancak biz burada yer altı yapılarının gerçekliklerini ortaya çıkarmak ve nasıl bir zenginliğin üzerinde yaşadığımıza odaklanmak zorundayız. Beni de bu ilgilendiriyor. Ama tabii, bu yer altı yapılarından suyla ilgisi olmayanlar da var. Mesela Anemas zindanları olarak bilinse de aslında Blakhernai Sarayı’nın bodrum katları ve yer altı mezarları da mevcut.
- Ama bu yapılar emniyet veya istihbari maksatla da kullanılmış olamazlar mı?
Öncekilerden ziyade bugün için şunları söyleyebiliriz: Oraları bilmemesi gerekenler biliyor, bilmesi gerekenler ise bihaber. Buraları güvenlik kaygısıyla yapılmış mekânlar olarak görmek yerine güvenlik sorunu olarak öne çıkarmamız lazım. Bugün gözden ıraktaki mekânların doğrudan ilgisi olmayan kişilerce kullanılıyor olma ihtimali bence daha çok konuşulmaya değer.
BATILILARIN ALAKASINI ÇEKTİ
- Son döneme kadar konuyla niçin yeterince ilgilenilmemiş?
Zannediyorum önceki dönemlerdeki karar vericiler bu konuda bir rant görememiş olacaklar ki ilgilenmemişler. Fakat bunlar Batılıların çok daha önce, 1800’lerin sonunda dikkatini çekmiş. Biliyorsunuz arkeoloji, Batılıların emperyalist politikalarına uydurdukları çok kullanışlı bir kisvedir. Ayasofya, Cumhuriyet devrinde müze yapıldıktan sonra da araştırmaya açık bir alan hâline gelerek Alman ve ABD’li araştırmacıların ilgisini çekmiş. Bu 1940’lara kadar devam etmiş ama sonrasında çalışmalar durmuş.
- Yıllar sonra ilk defa Ayasofya ve yakınındaki yer altı yapılarını açığa çıkarıyorsunuz…
2020 senesinde toplam uzunluğu 1 kilometreyi bulabilecek yer altı yapılarının görüntülemesini yaptık. Bizden önceki çalışmalardan da istifade ederek Ayasofya dâhilinde bile hiç bilinmeyen bir sürü yer altı mekânı keşfettik; üç boyutlu belgelemesini yaptık. Son bir buçuk senede Kültür ve Turizm Bakanlığı Vakıflar Genel Müdürlüğünün desteğiyle gerçekleştirdiğimiz temizleme çalışmalarında ise bunlardan çok daha fazlasını bulduk. Ve bu sadece Ayasofya dâhilinde. Bu iş daha büyüyecektir.
TARİHÎ YARIMADAYI KESEN CADDENİN ALTYAPISI
- Nedir bu keşifler?
Ayasofya’dan da daha eski olan bir Roma caddesinin altyapısına ulaştık. Bu cadde antik kaynaklara göre Sarayburnu’ndan başlayarak Küçük Ayasofya’ya kadar devam ederek tarihî yarımadayı bıçak gibi kesiyordu. Ayasofya dâhilinde bu Roma caddesiyle tamamen örtüşen bir altyapıyı ortaya çıkardık. En geç 5. yüzyılda yapıldığı düşünülen bu caddenin altına bir tünel inşa edilmiş. Bir kısmını keşfettiğimiz bu tünelin devamını da ortaya çıkarmak istiyoruz. Öte yandan Ayasofya’nın sadece bir mabet olarak inşa edilmediğini, aynı zamanda altyapısıyla etrafındaki yapıları beslemek için bir su istasyonu gibi kullanılmış olduğunu öğrendik.
Zamanla bunlar genişletilmiş. Osmanlının da buna katkısı olmuş. Yani Osmanlılar bu yer altı yapılarını iyi biliyormuş.
- Bu kanallarda taşınabilir kültür varlıklarına rastladınız mı?
Şimdiye kadar birkaç sikke ve keramik parçası dışında çok fazla bir şey bulamadık. Ancak arkeologlar eşliğinde yürütülen çalışmalarımız devam ediyor. Daha neler çıkacağını bilemeyiz.
Tarihi miras gün yüzüne çıkıyor! Roma ve Bizans döneminden çok sayıda parça bulundu
ŞEHRİN DERİNLİĞİNİ GÖSTERMELİYİZ
- Bahsettiğiniz yerler çok önemli kültür varlıklarının altında bulunuyor. Bunları kazmak, tarihî binalar için risk taşımıyor mu?
Biz bu mekânları kazmıyoruz, temizliyoruz. Niye risk taşısın ki? İlk yapıldıklarında bu yer altı yapılarının içi zaten boştu. İhmal ve bakımsızlık yüzünden sonradan dolmuşlar. Bunların boşaltılmaması bir sorun. Çünkü bazı kanallar yapılırken sadece su taşımak değil, iklimlendirme maksadı da güdülmüş.
- İstanbul’un yer altı yapılarını ziyarete açmak ileride ne kadar mümkün görünüyor?
Bilim evvela ölçmekle başlar. Biz de ölçüp belgelemekle işe başladık. Sonra temizleme çalışmaları yapıldı. Şüphesiz bunların hepsinin içine girilmesi söz konusu olmayabilir. Hem klostrofobik etkisi hem de güvenlik sebebiyle bu mümkün olmayabilir. Ancak bunlar arasında erişime imkân verebilecek yapılar da var. Bazıları oldukça gösterişli. Ayasofya’nın avlusunun altındaki yapılar böyle mesela… Ne kadar çok katmanlı ve derinlikli bir şehirde yaşadığımızı göstermek açısından bunlar ziyarete açılmalı.
Ayasofya’nın tıpkı kendisi gibi dünyada eşi benzeri olmayan bir yer altı güzelliği de var. Eşsiz bir mimari güzellikten ve tarihî değerden bahsediyorum. Yürüttüğümüz bu restorasyon çalışmasıyla Ayasofya’nın hem altyapısına hem de üstyapısına sahip çıkıyoruz. Ayasofya, Mimar Sinan’dan bu yana en büyük restorasyonunu yaşıyor. Vakit bu vakit…
ÇOK KATMANLI BİR ŞEHİRDE YAŞIYORUZ
- Peki, İstanbul’un bu yer altı yapılarına bütüncül olarak baktığımızda bize ne anlatıyorlar?
Bu mekânlar evvela çok katmanlı bir şehirde yaşadığımızın ayrıcalığını gösteriyor bize. Bu, parayla satın alınamayacak kadar kıymetli bir şey. Tarih ve tabiatı özel yapan şey budur; onları yaşadığınız dönemde üretemezsiniz.
