Deliktaş'ın nöbetçi vatandaşı
Giresun’un Dereli ilçesi Yeşilvadi köyünde yaşayan Adil Sönmez ve eşi, Halil Rıfat Paşa’nın açtırdığı tünelin başında yaz kış yolda kalanların imdadına yetişiyor.
- Halil Rıfat Paşa, Kelkit Vadisi'ni Karadeniz'e açmak için 35 metre uzunluğunda bir tünel açtırmıştır.
- Bu tünele halk arasında 'Deliktaş' denmektedir.
- Adil Sönmez ve eşi Sunay abla, 'Deliktaş' mevkiinde 7/24 yolculara yardım etmekte ve konuk etmektedir.
- Adil Sönmez'in kulübesine ihtiyaç duyanlar kendiliğinden girip ısınabilmekte, çay demleyebilmekte ve ikramlardan faydalanabilmektedir.
- Sönmez çifti, gelenleri müşteri olarak görmemekte, onlarla sohbet etmekte ve herhangi bir ücret talep etmemektedir.
- Yolcuların konukseverlikleri ve yardımları karşısında yaşadıkları duygusal anlara dair anılar paylaşılmaktadır.
İRFAN ÖZFATURA- İkinci Abdülhamid Han’ın Sivas’a tayin ettiği Halil Rıfat Paşa “Gidemediğin yer senin değildir” diyen çalışkan bir validir. Kelkit Vadisi’ni Karadeniz’e açmaya niyetlenir. Ancak Giresun Dereli Yeşilvadi köyü hudutlarında sarp bir tepe çok mukavimdir.
Tünel için getirilen işçiler üç beş kıymık koparıncaya kadar nefesleri tükenir. Rivayete göre paşa baba murçlar balyozlar dağıtır “bir teneke kaya parçası getirene” der, “şu kadar para!” Zor olur ama olur, neticede 35 metre delinir. Resmî adı Halil Rıfat Paşa Tüneli ise de halk “Deliktaş” der ona. Bölge sakin ve kuytudur. Allah muhafaza bi lastiğin patlasa kalırsın ortada. Ancak Deliktaş Adil adıyla anılan vatandaşımız 7/24 müteyakkız durur, takviye kablosu, çekme halatı, lastik tamir seti bulundurur. Yolda kalanların imdadına koşar.
Küçük bir kulübesi vardır kapıyı telle bağlar. İhtiyaç duyan kendiliğinden girer, sobayı yakar, çay demler, bulduğunu yer. Kutuya para atmak isteyen atar, atmayan atmaz. Dua edeceği kesindir ama. Adil Sönmez ve eşi Sunay abla her sabah vazife aşkı ile kuzineyi yakar, hamur tutar, ekmek yapar, mısır kaynatırlar.
Büyük İskender’in izleri ortaya çıktı! Kırıkkale’de Japon arkeolog antik şehri gün yüzüne çıkarıyor
Yardıma ihtiyacı olan ya da soluklanmak isteyen yolcuları ağırlarlar. Bazı konuklar kartvizitlerini yapıştırıp duygularını yazmış ki boş yer kalmamış duvarlarda. Bize birkaç hatıranızı anlatır mısınız diyoruz “hangi birini” deyip başlıyorlar. “Bir gece çok kar yağdı, dışarıda bir ses duyduk, baktık bir adamcağız, arabası şarampole kaymış, çıkmış, eşiğimize ulaşmış. Gidip yengeyi çocukları aldık ertesi gün Karayolları karları küreyinceye kadar ağırladık, dost olduk onlarla. İnanın 81 şehirden hangisine gitsem beni misafir edecek var. Bu iş gönül işi parayla pulla yapılmaz ama bizi çok mutlu ediyor, yaşamak lazım sözle anlatılmaz.
BİZİ MİSAFİR SANDILAR
Pek öyle değişik yemekler sunamıyoruz ama burada kimse aç kalmaz. En azından peynir ekmek çıkarır, domates biber doğrarız tabağa. Biz geleni müşteri gözüyle görmüyoruz, sohbetimiz muhabbetimiz eksik olmaz. Fiyat tarifemiz yok, olmayacak da! Barakamızı ticarethaneye çevirmeyeceğiz asla. Misafir rızkı ile gelir, paylaşılanın arttığını gördük açıkça.”
Cam silmekten yorulan kadından afişli isyan!
Sunay abladan da bir hatıra istiyoruz, “Hiç unutmam bir gün...” diye başlıyor: Diyarıbekir taraflarından beş arkadaş Giresun’a bayi toplantısına gelmişler, gece arabaları bozulmuş. İçlerinden biri ben etrafa bir bakayım diyor ışığımızı görüyor. Kapının telini çözüp giriyorlar yazılarımızı okuyunca çay demliyor, yumurta kırıp yiyorlar. Sabah arabalarına baktık, çalıştırdık, uğurladık. Bir sene sonra tekrar geldiler, o gün yanımızda nakit yoktu dediler, ısrarımıza rağmen para bıraktılar. Yine karlı bir gündü, baktık baca tütüyor, kulübenin önünde iki araba. Biri Hatay, biri Malatya plakalı. İçeri girince sizde mi yolda kaldınız deyip bizi ağırlamaya kalktılar, çay koydular, ikramda bulundular. Mekân sahibi olduğumuzu öğrenince sarılıp ağlamaya başladılar. Bak kaç sene geçti zaman zaman arar, hatırımızı sorarlar. Eğer Giresun dendiğinde hayırla yâd ediyorsa yeter, ne isterim ki başka?
