Geleceği 70-80'li yıllardan okumak... 'Kompüter'den bilgisayara: Türkiye'nin dijital yolculuğu
Türkiye'nin dijital serüveni, henüz "bilgisayar" kelimesi dile yerleşmeden, gazete sayfalarında "kompüter" veya "elektronik beyin" başlıklarıyla başladı. 1970’lerde okullara giren ilk setlerden, 1980’lerde Turgut Özal’ın vizyonuyla çığır açan "hârika bilgisayarlara" kadar her adım bir devrim niteliğindeydi. Bir zamanlar "bisiklete binmek kadar zevkli" bulunan bu teknoloji, bugün yapay zekaya uzanan yolun ilk taşlarını döşedi. İşte Türkiye Gazetesi arşivinden dikkat çeken haberler ve Türkiye'nin teknoloji yolculuğu...
İHSAN GÜNAY ÇAĞRICI — Türkiye'nin teknoloji serüveni, bugün cebimize sığan işlem gücünün "elektronik beyin" olarak adlandırıldığı, devasa makinelerin bir salonu doldurduğu günlerde filizlendi. 1970’lerin kısıtlı imkânlarından bugünün sınırsız veri dünyasına uzanan bu süreç, geçmişin merakıyla geleceğin vizyonunu birleştiriyor. Bu yolculuğu Türkiye Gazetesi arşivlerinden derleyerek size sunuyoruz.
"KOMPÜTER" İLE İLK TANIŞMA
1970'li yıllarda teknoloji, Türkiye için henüz gazete sayfalarında hayranlıkla izlenen "Batı'nın bir başarısı"ydı. Henüz "bilgisayar" kelimesi dile yerleşmemişken, halk bu yeni dünyaya "kompüter" veya "elektronik beyin" diyordu. ('Bilgisayar' kelimesi 1969 yılında Bilgisayar mühendisi ve dilbilimci Prof. Dr. Aydın Köksal tarafından 'bilgi' + 'say' + '-ar' köklerinden türetilmiştir)
Türkiye’nin gündemine giren ilk haberlerden biri, İngiltere’deki Eton Koleji’ne giren Marconi 903 tipi setlerdi. Haber, bu aracın astronomik hesaplardan sınav notu değerlendirmeye kadar her şeyi yapabildiğini hayretle aktarıyordu.
Haberde, "Öğrenciler bu araçtan kompüterin ne tür bir araç olduğunu ve bununla neler yapılabileceğini öğrendikleri gibi, kompüterden okulda karışık astronomik hesaplarla birlikte sınav notları da değerlendirilmektedir." deniliyordu.
O dönemde bir bilgisayar sahibi olmak değil, bir "bilgisayar merkezine" sahip olmak bir gelişmişlik göstergesiydi. 1970’lerin başında Londra’da sergilenen "mini kompüterler", Türkiye için henüz ulaşılması güç bir hayaldi.
1980’LER – ÖZAL’IN VİZYONU VE TEKNOLOJİ HAMLESİ
1980’ler, Türkiye'nin teknolojiyle "antrenman" yapmaya başladığı yıllardı. Dönemin Başbakanı Turgut Özal, ekonomik kalkınmanın anahtarını yüksek teknolojide görmüş ve bizzat bu sürecin yüzü olmuştur.
Özal’ın yüksek teknoloji içeren törenlere bizzat katıldığı ve Türkiye’nin modernleşme vizyonunu bu cihazlar üzerine kurduğu o dönemki haberlerde net bir şekilde görülüyor.
Özal’ın "kompüter"lere olan ilgisi, o yıllarda devlet dairelerinden okullara kadar her yere bu cihazların girmesinin önünü açtı. Onun bu vizyonu sayesinde, bir zamanlar sadece 354 tane olan bilgisayar merkezleri hızla çoğalmaya başladı.
1983 yılında Türkiye'de bilgisayar merkezlerinin sayısı 354’e ulaşmıştı (104 kamu, 250 özel sektör). Türkiye Gazetesi'nden İsmail Kaya'nın haberinde şu tarihi uyarıyı yapıyordu: "Bu dünyada yerimiz olsun istiyorsak, elektronikteki yarış için tez elden antrenmanlara başlamalıyız. Yoksa piyasadan siliniriz."
EĞİTİMDE VİZYON – 44 YIL ÖNCESİNDEN BUGÜNÜ GÖRMEK!
Türkiye Gazetesi arşivlerindeki en çarpıcı kısım belki de 16 Aralık 1980 tarihli köşe yazısında saklı. Dr. Muhsin Abay tarafından kaleme alınan 'Teknoloji ve eğitim' köşesinde henüz internetin adı yokken, yazar adeta bugünün "online eğitim" dünyasını tarif ediyordu:
Dijital müfredat: "Dersler manyetik bantlara kodlanacak, sınıflarda ekranlar ve ışıklı kalemler olacak."
Kişiselleştirilmiş öğrenme: "Bilgisayar, öğrencinin cevabına göre onu bir önceki konuya döndürecek veya ileri seviyeye taşıyacak."
Otomatik diploma: "Her mesleğin eğitim programı bilgisayara bağlanacak ve bitiren diplomasını otomatik alacak."
Bu öngörüler, bugün kullandığımız Yapay Zeka tabanlı eğitim asistanlarının ve kitlesel online kursların 40 yıl önceki prototip düşüncesi olarak dikkat çekiyor.
Yazının tamamı ise şöyle:
DEĞİŞMEYEN KAYGILAR: "İŞSİZLİK KORKUSU"
Teknoloji değişimine eşlik eden toplumsal korku, 1983'te de bugünküyle aynıydı. Sanayide robot kullanımının artması, o günün gazete manşetlerine "işçilerin korkulu rüyası" olarak yansıyordu. Karşı çıkanlar işsizlikten korkarken, savunanlar ziraatten sanayiye verimin artacağını söylüyordu.
1953'te IBM 370/125 modelinin fiyatı 500.000 dolarken, masa tipi bilgisayarlar 10.000 dolar seviyesindeydi. Aynı yıl dünyada sadece 50 adet olan bilgisayar sayısı, 1983'te 500 bine ulaşarak logaritmik bir artışın ilk sinyallerini veriyordu.
1984 yılına gelindiğinde ise dönemin İstanbul Milli Eğitim Müdürü Kemal Türen'in bilgisayarla eğitime geçmek için çalışmalar yapıldığı gündeme gelmişti. Türen, video ile eğitimin faydalı olduğunu ancak İstanbul'da, merkezi bir sistemle bu uygulamaya geçilmesinin güç olduğunu söylemiş ve bilgisayarlar eğitim konusunda bir rapor hazırladıklarını duyurmuştu.
Yine aynı yıl BuKamo'84 fuarında tanıtılan 'Hp-150' model bilgisayarın Türkiye pazarına girdiği duyuruluyordu. Haberde, şu ifadeler yer alıyordu: "Bir soru üzerine Türk pazarına yılda yaklaşık 1000 adet mikro-bilgisayar girdiğini söyleyen Saniva A.Ş. yetkilileri, HP-150 ile bu pazarın en az yüzde 10'una sahip olabileceklerini ve pazar paylarının hızla genişleyeceğini söylüyor."
5 DAKİKADA HASTALIĞI TESPİT EDEN HÂRİKA BİLGİSAYAR TÜRKİYE’DE
Bilgisayarların tıp dünyasındaki ilk adımları ise tam bir devrim niteliğindeydi. 1984 yılında 16 milyon liraya mal olan bir "hârika bilgisayarın" iç hastalıklarını sadece 5 dakikada teşhis edebildiği haberi, dönemin en çok konuşulan olaylarından biriydi. Röntgenin bile göremediği detayları yakalayan bu cihazlar, tıp dünyasında "inanılmaz bir elektronik alet" olarak karşılanıyordu.
GÜNLÜK HAYATIN BİR PARÇASI
1983 yılındaki bir haberde ise bilgisayarların evlere girdiğinden bahsediliyor:
"Bir zamanlar sadece devlet kuruluşlarında be büyük iş yerlerinde kullanılan kompüterler artık hayatın ayrılmaz bir parçası haline geldi. Özellikle ev tipi kompüterlerin piyasaya sürülmesiyle başlayan yarış, bütün dünyayı sardı. Sadece 1982 yılı içinde 2.800.000 kompüterin satıldığı ve bu yılki rakamların çok daha yüksek olacağı tahmin ediliyor. Üçüncü dünya ülkeleri ile Arap ülkeleri arasında kompüter modası o kadar hızlı ki ev tipi kompüter almak isteyenler uzun bir müddet sonra beklemek mecburiyetinde kalıyor.
Bu portatif kompüterlerle yaptıkları düğünleri, bütün diğer sosyal faaliyetleri banda kaydederek tekrar izleyen meraklılar kompütürü istedikleri dilde programlayabiliyorlar. Kompütürlerin bu derece yaygınlaşmasını tasvib edenler yanında, karşı çıkanlar da var. Karşı grup kompüterin işsizliğe sebep olacağını ve dolayısıyla gençlik arasında büyük bir huzursuzluğa yol açacağını ifade etmektedirler. Kompüterin kullanılması fikrini savunanlar ise bu aracın ziraatten sanayiye kadar her türlü işte kullanılmasıyla verimin artacağını söylüyorlar."
JAPONLAR HER ŞEYİ KÜÇÜLTÜYOR!
Teknolojinin geleceğine dair en ilginç işaretler ise yine Uzak Doğu’dan geliyordu. Japonların "evrak çantasına sığabilecek bilgisayarlar" ve mini televizyonlar üretmesi, bugünkü mobil dünyanın ilk habercisiydi. Sadece 1.7 kg ağırlığındaki bu cihazlar, o zamanın devasa "elektronik beyinleri" yanında birer mühendislik harikası olarak sunuluyordu.
Türkiye Gazetesi arşivlerinden diğer haberler ise şöyle...
