NATO’ya Ankara’da yeni kimlik! İttifak’ın dönüşümünde başaktör Türkiye
Soğuk Savaş sonrası ikinci dönüşüme hazırlanan NATO’nun tarihî zirvesine Ankara ev sahipliği yapacak. İttifak’ın ‘kabuk değiştirme’ toplantısına Türkiye mührünü vuracak.
- Zirve, NATO'nun Soğuk Savaş sonrası yaşadığı ikinci büyük dönüşümü temsil ediyor ve savunma sanayii ile güvenlik endüstrisi ekosisteminin kabulüyle şekilleniyor.
- Zirvenin Ankara'da yapılması, Türkiye'nin savunma ekonomisi ve teknolojik dönüşümünün merkezinde yer alma iddiasını ortaya koyması açısından tarihî öneme sahip.
- Türkiye'nin savunma sanayii, NATO'nun savunma üretim kapasitesine katkı sunan stratejik bir aktöre dönüşerek İttifak içinde teknoloji geliştiren, üreten ve ihraç eden bir güç konumuna geldi.
- NATO Parlamenter Asamblesi Genel Sekreteri Benedetta Berti, Türkiye'nin savunma harcamaları, askeri yetenekleri ve NATO görevlerine sunduğu katkılarla güçlü bir müttefik olduğunu belirtti.
Dünyanın kritik kırılmalar yaşadığı bir dönemde yapılan NATO Ankara Zirvesi yeni bir dönüşüm kabuk değiştirme toplantısı olarak yorumlanıyor. Millî Savunma Üniversitesi hocalarından Prof. Dr. Mehmet Özkan, beş temel konu başlığı altında yapılacak zirvenin tarihî sonuçlar doğuracağını söyledi. Özkan’a göre Ankara toplantısı, Soğuk Savaş sonrası ikinci değişim ve dönüşümün yaşanacağı bir etkinlik olacak.
"NATO YENİDEN BİR DÖNÜŞÜM SÜRECİNİN İÇERİSİNDE"
Prof. Dr. Mehmet Özkan şöyle konuştu: Bu zirveyi öncekilerden ayıran en temel özellik, her ne kadar güvenlik başlıklarının öne çıktığı bir zirve gibi görünse de, aslında NATO’nun savunma sanayii üzerinden kendisine yeni bir kimlik inşa ettiği sürecin hem zirve noktası hem de başlangıcı olmasıdır. NATO’nun Soğuk Savaş dönemindeki rolü ve misyonu son derece netti. Ancak 1990’larda Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle birlikte İttifak ciddi bir kimlik krizi yaşadı. Bu süreçte NATO, kendisini yeniden tanımlayabilmek için yeni tehdit ve düşman arayışlarına yöneldi ve ilk aşamada özellikle 11 Eylül saldırılarının ardından radikalizm ve terörizm üzerinden kendisine yeni bir meşruiyet alanı oluşturdu.
Son yıllarda ise Rusya ve Çin merkezli yeni bir güvenlik konsepti geliştirilmeye çalışıldı ancak bu yaklaşım, NATO müttefikleri arasında beklenen ölçüde kabul görmedi. Bu sebeple NATO bugün yeniden bir dönüşüm sürecinin içerisinde bulunuyor. Mevcut arayışın en belirleyici ve farklı tarafı bu sefer yeni bir ortak düşman tanımı arayışı yok. Temel belirleyici unsur üye ülkelerin gayrisafi yurtiçi millî hasılalarının yüzde 5’inden fazlasını savunma harcamalarına ayırma taahhüdüyle şekillenen yeni bir savunma sanayii ve güvenlik endüstrisi ekosisteminin kabulü olarak belirginleşti.
ZAMANLAMA ÇOK ÖNEMLİ
NATO üyeleri daha fazla savunma harcaması yapmayı kabul ederken, bunun İttifak’ın küresel sistemdeki caydırıcılığını artıracağı düşünülüyor. Dolayısıyla NATO, Soğuk Savaş sonrası yaşadığı ilk büyük dönüşümün ardından bugün ikinci büyük dönüşümünü yaşıyor. Ancak bu dönüşüm, güvenlik tehditlerinin yeniden tanımlanmasından çok, savunma sanayii yatırımlarının ve askerî harcamaların artırılmasıyla oluşturulacak yeni konsept tayiniyle ilgili toplantının Türkiye’de yapılması çok önemli. İttifakın güvenlik merkezli bir örgütten, savunma sanayii ve caydırıcılık kapasitesi üzerinden kendisini yeniden tanımlayan bir yapıya evrildiği zirve için Ankara’nın seçilmesi her açıdan tarihî öneme sahiptir ve anlamlıdır.
Türkiye, NATO tarihinde uzun yıllar güvenlik sağlayan ancak teknolojik karar ve üretim süreçlerinde sınırlı rol oynayan bir müttefi kti. Bugün ise bu tablo değişiyor. Türk savunma sanayii; Baykar, TUSAŞ, ASELSAN, ROKETSAN ve diğer şirketlerle yalnızca Türkiye’nin ihtiyaçlarını karşılayan değil, NATO’nun savunma üretim kapasitesine katkı sunan stratejik bir aktöre dönüştü. Bu değişim, Türkiye’yi İttifak içinde sadece güvenlik tüketen veya korunan bir ülke olmaktan çıkarıp, teknoloji geliştiren, üreten ve ihraç eden bir güç konumuna taşıyor. Ankara Zirvesi’nin tarihî önemi de burada yatıyor: Türkiye ilk kez NATO’nun çevresinde değil, savunma ekonomisi ve teknolojik dönüşümünün merkezinde yer alma iddiasını ortaya koyan bir aktör olarak masada.
“TÜRKİYE’NİN KAPASİTESİ İNANILMAZ”
NATO Parlamenter Asamblesi (PA) Genel Sekreteri Benedetta Berti, İttifak’ın evriminin çok önemli bir aşamada bulunduğunu söyledi. Türkiye’nin GSYİH’sinin yüzde 2’sinden fazlasını savunmaya harcadığını söyleyen Berti “Türkiye inanılmaz bir savunma kapasitesine sahip. Türk ordusu son teknolojiyle donatılmış. Katkılara baktığımızda Türkiye’nin Batı Balkanlar’dan NATO Irak Misyonu kapsamında terörle mücadeleye, caydırıcılık ve savunma duruşunun güçlendirilmesine kadar birçok NATO görev ve operasyonuna önemli katkılar sunduğunu görüyoruz. Biz, NATO’da üç temel ölçüte bakıyoruz: Kaynak, kabiliyet ve katkı. Bu üç başlığın tamamında Türkiye’nin güçlü bir müttefi k olduğunu açıkça görebilirsiniz” dedi.
"TÜRKİYE’NİN YÜKSELEN GÜCÜNÜN GÖSTERGESİ"
Askerî Strateji Uzmanı emekli Tuğgeneral İbrahim Büyükbaş, Ankara’daki toplantı için “en yüksek riskli NATO etkinliği” yorumunda bulundu. “Yer olarak Türkiye’nin seçilmesi bu açıdan da önemli” tespitinde bulunan Büyükbaş “Ankara’da alınan tedbirler, sadece birkaç devlet başkanını koruma refl eksi değildir. Var olan riskler ve dünyanın içerisinde bulunduğu kritik durum göz önüne alındığında Ankara seçimi çok daha fazla anlam ifade ediyor. Seferber edilen 40 bin güvenlik personeli, alarm durumuna geçirilen F-16 fi loları, kısa/orta menzilli hava savunma sistemleri, İHA/anti-İHA ağları, yüzlerce yeni güvenlik kamerası ve Etimesgut Hava Üssü’ne yalnızca 80 gün içinde yapılan 230 milyon dolarlık yatırım. Bütün bunlar bize şunu söylüyor: Bu zirvede artık tehdit sadece yerde değil, havada, siber uzayda, elektromanyetik spektrumda ve bilgi savaşları alanında aranıyor. Rusya-Ukrayna Savaşı sürerken... İsrail-İran gerilimi bölgesel savaşa dönüşme riski taşırken... Çin-Tayvan rekabeti giderek sertleşirken... NATO’nun Ankara’da toplanması tesadüf değildir. Türkiye artık sadece NATO’nun güney kanadındaki bir ülke değil; Karadeniz’den Orta Doğu’ya, Kafkasya’dan Doğu Akdeniz’e uzanan jeopolitik fay hatlarının merkezindeki stratejik güç konumundadır. Ankara’nın âdeta bir “hava savunma kubbesi” altına alınması da bunun ilanıdır. Belki de asıl soru şudur: NATO, Ankara’yı koruyor mu? Yoksa Ankara’nın jeopolitik ağırlığı sebebiyle NATO, kendi zirvesini Ankara’da korumak zorunda mı kalıyor? Çünkü bugün dünyanın birçok başkentinde yapılamayacak ölçekte bir güvenlik organizasyonu, Türkiye tarafından gerçekleştiriliyor. Ankara’nın kaleye çevrilmesi, sadece bir güvenlik tedbiri değil; Türkiye’nin küresel stratejik denklemde yükselen ağırlığının da sessiz bir göstergesidir” dedi.
