Tahran'ın Umman ısrarının perde arkası! İran, 'Türkiye'nin garantörlüğü' fırsatını tepti mi?
ABD ile İran arasında İstanbul'da yapılması planlanan 'nükleer müzakereler' Tahran'ın talebi ile Umman'a taşındı. Son dönemde iç ve dış politikada sıkışan İran'ın 'yer değişikliği' ısrarı, 'kapısında çalan savaş çanlarına rağmen Türkiye karşıtı politika sürüyor mu' sorusunu yeniden gündeme taşıdı. İran uzmanları Ahmet Dursun ve Deniz Caner, Tahran-Washington hattındaki müzakereleri ve İran’ın Türkiye’nin ev sahipliğine karşı ortaya koyduğu siyaseti değerlendirdi.
- İran, müzakerelerin İstanbul yerine Umman'a taşınmasını ve ikili formatta gerçekleştirilmesini talep etmiş, Arap liderlerin araya girmesiyle Maskat'ta görüşmelere yeşil ışık yakılmıştır.
- İran, müzakerelerde Türkiye, Pakistan, Suudi Arabistan ve Katar gibi bölge ülkelerinin yer almasını istemeyerek güvenlik garantisi yerine müzakere kontrolünü tercih etmiştir.
- Türkiye, bölgede ikinci bir Suriye krizi yaşanmasını önlemek amacıyla arabuluculuk rolü üstlenmiş, ancak İran'ın müzakerelerin İstanbul'da yapılmasını istememesi Türkiye karşıtı bir yol izlediği sorusunu akıllara getirmiştir.
- İran'ın müzakere masasında elinde bulundurduğu en önemli kartın 400 kilogram zenginleştirilmiş uranyum olduğu ve balistik füzeler ile Irak'taki vekil güçlerin saldırı potansiyelinin sınırlı olduğu belirtilmiştir.
- İran, müzakerelerin sadece nükleer programla sınırlı kalmasını, balistik füze kapasitesi ve milis güçlerin bölgesel rolü gibi konuların konuşulmamasını istemekte ve bu konuları devletin bekasını ilgilendiren kırmızı çizgiler olarak görmektedir.
- İsrail, ABD ile İran arasında imzalanacak ve yaptırımların hafifletildiği herhangi bir nükleer anlaşmayı kendi güvenliğine büyük tehdit olarak gördüğünden müzakere sürecini engellemeye çalıştığı ifade edilmiştir.
SEZER DOĞRU - İran’ın ABD Başkanı Donald Trump tarafından açıkça ‘vurulmakla’ tehdit edildiği ve Pentagon tarafından bölgeye savaş gemilerinin gönderildiği kriz tarafların müzakere masasına oturmayı kabul etmesi ile şimdilik geçici de olsa son buldu.
Bölge ülkelerinin de katılımı ile Trump’ın Orta Doğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff’un İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile cuma günü İstanbul’da bir araya gelmesi beklenirken, Tahran müzakerelerde ‘yer ve format değişikliği’ talebinde bulundu. İran tarafından görüşmelerin Umman’a taşınması ve ikili formatta gerçekleştirilmesi istendi. Washington söz konusu talebi önce reddederken, Arap liderlerinin araya girmesi ile müzakerelerin cuma günü Maskat’ta yapılmasına yeşil ışık yakıldı.
Müzakerelerin İstanbul’da yapılmasının istenmemesi, ‘İran son dönemde ülke içindeki kitlesel protestolar ve dış politikada ABD tehdidi karşısında köşeye sıkışmasına rağmen yine de Türkiye karşıtı bir yol mu iziyor’ sorusunu akıllara getirdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan başta olmak üzere Ankara’nın İran’a saldırıları engellemek için yürüttüğü diplomasi ve verdikleri demeçler son dönemde dikkat çeken konuların başında geliyordu. İran uzmanları Ahmet Dursun ve Deniz Caner, İran ile ABD arasındaki nükleer müzakereler ile İran’ın Türkiye başta olmak üzere bölge güçlerine karşı yürüttüğü dış politikayı değerlendirdi.
TAHRAN GARANTÖRLÜK FIRSATINI TEPTİ
Türkiye’nin İran ile ABD arasındaki tansiyon zirveye yükselmişken gerilimin diyalog yoluyla düşürülmesi için aktif katkı sunmaya hazır olduğunu net biçimde ortaya koyduğunu ifade eden Dursun “İran tarafı, müzakerelerde bölge ülkeleri olan Türkiye, Pakistan, Suudi Arabistan ve Katar'ın yer almasını istemedi. Aslında bölge ülkelerinin görüşmelerde yer alması onları muhtemel anlaşmanın garantörü konumuna sokar. Haziranda olduğu gibi İran'ın müzakere masasındayken saldırıya uğrama ihtimali büyük oranda ortadan kalkar. Trump ile iyi ilişkilere sahip bu ülkelerin Trump'ı esneklik göstermesi için ikna etmesi de mümkündü. Ancak Tahran açısından güvenlik garantisi ile müzakere kontrolü arasında bir tercih söz konusu ve İran mevcut aşamada kontrolü garantiye tercih ediyor gibi görünüyor" açıklamasında bulundu.
TÜRKİYE BÖLGEDE İKİNCİ BİR SURİYE İSTEMİYOR
ABD'nin İran'a yönelik muhtemel bir saldırısı ile patlak verecek savaşın riskine vurgu yapan Caner, Türkiye'nin müzakereler konusunda hiçbir menfaat beklentisi olmadan samimiyetle hareket ettiğini söyledi. Ankara'nın 'bölgenin ikinci bir Suriye krizini kaldıramayacağına dair' inancının kesin olduğunu ifade eden Deniz Caner "Kaldı ki bu savaşın mülteci krizini, terör yapılanmalarını, silahlı küçük örgütleri ve ekonomiye zarar verecek bir yığın problemi ortaya çıkaracağı aşikar. Müzakereler Umman’da da olsa Türkiye’nin tavrı değişmeyecektir ancak İran burada büyük bir şansı kaçırdı çünkü Umman'da daha önce de müzakereler oldu ve bir sonuç alınamadı, aksine savaşın ilk saniyelerinde İran en büyük komutanlarını kaybetti. İstanbul’da gerçekleşecek olan müzakerelerde Türkiye’nin ev sahipliği yapması esasında İran’a yarayacaktı, fakat İran bunu görmek istemedi ve bunu art niyetle değerlendirdi" dedi.
İRAN'IN TÜRKİYE İLE DERDİ SURİYE DEVRİMİ Mİ?
Suriye'de İran destekli Baas rejimi ve Beşar Esad'ın devrilmesi sonrası Ankara-Şam hattında yıllar sonra yeniden sağlam bir zeminde tesis edilen ilişkilerin Tahran'ın bölgedeki planları için olumsuz bir nitelikte olduğunu aktaran Caner "Elbette Suriye’nin elden çıkması İran için yıkıcı oldu. En büyük vekil gücü olan Hizbullah ile olan tüm irtibatını felce uğrattı, İran bölgedeki en büyük kalesini yitirdi diyebiliriz. Suriye’deki rejimin devrilmesi ve İran’ın proxy güçleri olan Fatimiyyun/Zeynebiyyun tugaylarının ülkeyi ilk günlerde terketmiş olması İran’ın Suriye üzerindeki tüm askeri ve idari kabiliyetinin ve üstünlüğünün yerle bir olması demek" diye konuştu.
İran'nın müzakere masasında elinde bulunan tek kartın 400 kilogram zenginleştirilmiş uranyum olduğunu belirten Caner "Bu uranyumun olası bir saldırıda kimlerin eline geçebileceğini tahmin edemiyoruz. İran balistik füzeleri ise bir raddeye kadar kullanabilir, nitekim ellerinde 400-500 tane kaldığı tahmin edilmekte. Irak’taki vekil güçlerin ABD üslerine saldırması ise önlenemeyecek veya püskürtülemeyecek güçte bir taktik olmayacak. Bunun dışında İran’ın bu savaşta manevra kabiliyeti çok fazla yok" açıklamasında bulundu.
NÜKLEER PROGRAM DIŞINDAKİ KONULAR NEDEN MASADA İSTENMİYOR?
İran tarafının haziranda kesilen nükleer görüşmelere devam etmek istediğini ve Umman'ı daha önce de arabuluculuk yapan bir aktör olduğu için tercih ettiğini belirten Dursun "İran; Suudi Arabistan, Katar, Mısır gibi ülkelerin katılımıyla yapılacak görüşmelerin sadece nükleer meseleyle sınırlı kalmayacağını, balistik füze kapasitesini ve milis güçlerin bölgesel rolü gibi konuların da konuşulmasına yol açabileceği endişesine kapıldı. Nükleer konu dışı bu başlıklar, Tahran’ın gözünde müzakere edilebilir politika alanları değil, doğrudan devletin bekasını ilgilendiren "kırmızı çizgiler" olarak görülüyor. Özellikle İran'ın en büyük caydırıcı gücü olan füze programını kısıtlama taleplerini kabul etmesi mümkün görünmüyor. Dolayısıyla İran, geniş katılımlı bir toplantının ABD ve bölge ülkelerinin baskı unsurlarını bir arada gündeme getireceğini ve görüşmeleri daha karmaşık hale getireceğini düşünüyor. Bu yüzden müzakerenin son derece spesifik bir konuya odaklanmasını tercih ediyor o da nükleer program" sözlerini kullandı.
İRAN TEHLİKENİN FARKINDA DEĞİL
Türkiye'nin süreçte tüm samimiyetiyle azami bir çaba gösterip, bölgesel bir krizi önlemeye çalışmakta olduğunu ancak İran'ın Ankara'nın son dönemde Trump ile Suriye’de sağladığı ittifaklar nedeniyle objektif duramayacağı düşüncesinde olduğunun altını çizen Caner ise "İran masada bir oyuna getirileceğini ve kendi elinin zayıf olacağını düşünmekte. Ancak İran, baş başa tüm sorunlu alanların masaya yatırılıp gerçekten barışın konuşulacağı ve Suriye savaşında olduğu gibi yüzbinlerce insanın hayatını kaybetmeyeceği bir barış ihtimalin ıskalanabileceğini hesaba katmamakta. Sadece hayatını kaybedecek olan yüzbinlerce masum insanın yanı sıra aynı zamanda kendi devlet büyüklerinin de hayatı tehlikede. İran’ın burada oynadığı oyun gerçekten riskli ve maalesef hala İran’ın bazı devlet büyükleri bu tehlikenin farkında değil" dedi.
TÜRKİYE EN ZAYIF ANDA DA İRAN'A ELİNİ UZATTI
İsrail ile İran arasında haziran ayında yaşanan 12 Gün Savaşı'nda Tahran'ın yaşadığı başarısızlığa dikkat çeken Caner, "Savaşının ilk dakikalarında Genel Kurmay Başkanı dahil tüm kuvvet komutanları hayatını yitirdi. İçerde yapılanmış Mossad ajanları bu kuvvet komutanlarının hangi odada yattığını bile bilmekteydi. Bu kadar Mossad ağının ülkede kök saldığı ve ABD’nin olası bir savaş için gerekli askeri hazırlığını azami derecede yaptığı bu dönemde İran’ın Türkiye tarafından sağlanan barış zemininin ev sahipliğini yapma isteğini art niyetle karşılamaması gerekirdi" diye konuştu.
"HAMANEY ENDİŞELENMELİ" SÖZLERİ SUİKAST MESAJI MI?
Trump'ın çarşamba akşamı dile getirdiği "Hamaney endişelenmeli" sözlerini değerlendiren Dursun, açıklamanın Washington tarafında müzakere dilinin sertleştirildiğine işaret ettiğini belirtti.
Söylemin doğrudan askeri bir tehditten ziyade, İran’da karar alıcıya psikolojik baskı kurma amacı taşıdığının altını çizen Dursun "Bu tür çıkışlar Trump diplomasisinin karakteristiği artık. Sert söylemle karşı tarafı sıkıştırmak, ardından hızlı bir anlaşma zemini oluşturmak. Dolayısıyla bu söz, masanın devrildiğini değil, ABD'nin pazarlık pozisyonunu güçlendirmek için tansiyonu bilinçli biçimde yükselttiğini gösteriyor. Ancak bu dil, İran açısından nükleer dosyanın ulusal güvenlik alanına kayabileceği endişesini doğurduğu için müzakereleri kolaylaştırmaktan çok formatı daraltan ve süreci kırılganlaştıran bir etkiye yol açıyor. Bu nedenle açıklama, kopuşun değil, daha sert, güvensiz ve kontrolü zor bir müzakere sürecinin yaşanacağının işareti olarak okunmalı" diye konuştu.
TRUMP’A KARŞI ‘ZAMAN KAZANMA TAKTİĞİ’ İŞE YARAMAZ
Caner, Müzakere ihtimali gerçekçi mi, yoksa taraflar sadece zaman mı kazanıyor, İran'ın ABD gemisine müdahale girişimi ve İran İHA'sının düşürülmesi burada nasıl ele alınabilir? sorusuna ise "İran, Trump dönemi biterse demokratlar seçilirse saldırı ihtimalinin olmayacağını düşünmekte. Bu dönemi oyalama taktiğiyle geçirmek isteyebilir fakat gördük ki Trump bu şekilde aldatılacak bir başkan değil, nitekim geçen sene müzakereler için belli bir takvim sundu ve hala görüşmelere devam ediliyorken İran’a saldırı yapıldı. O nedenle zaman kazanmak diye bir taktik olamaz. İran İHA’sının düşürülmesi ise tabii ki bir gözdağıdır. Dolayısıyla ABD’nin bölgede kuş uçurtmayacağını göstermekte. Nitekim İran’ın hali hazırda bu savaşı götürme ihtimali de zaten yok" cevabını verdi.
İRAN NÜKLEER PROGRAM KONUSUNDA ILIMLI
Nükleer program müzakerelerinin samimi havada gerçekleşmesi durumunda olumlu sonuç çıkmaması için bir sebep olmadığını ve müzakere ihtimalinin gerçek görülmesinin temel nedeninin, ABD ile İran’ın mevcut koşullarda çatışmadan kaçınma konusunda ortak bir çıkar zemininde buluşmuş olması olduğunu dile getiren Ahmet Dursun, "Tarafların nihai hedefleri farklı olsa da, kısa ve orta vadede doğrudan bir savaşın maliyetinin herkes için kabul edilemez düzeyde olduğu açık. ABD açısından İran’la askeri çatışma, zaten aşırı yük altındaki küresel ve bölgesel angajmanları daha da zorlaştıracak. İran açısından ise böyle bir senaryo, ekonomik baskıların derinleşmesi ve iç kırılganlıkların artması ve rejimin bekasının tehlikeye girmesi anlamına gelir. İran, nükleer programını nükleer silah üretmeyecek şekilde kısıtlamayı kabul ediyor. Her ne kadar İran'dan gelen bazı açıklamalarda uranyum zenginleştirme seviyesinin yüzde 20'den aşağı indirilmeyeceği ve mevcut yüksek düzeyli zenginleştirilmiş uranyum stoklarının ülke dışına çıkarılmayacağına belirtse de bunların gerçekçi olmadığı ve Tahran'ın nükleer konuda esneklik göstereceği görülüyor" değerlendirmesinde bulundu.
Dursun, ABD tarafının müzakereleri yalnızca nükleer dosya ile sınırlı tutması halinde bir anlaşma zemini oluşacağını, aksi halde, taleplerin genişlemesi yani füze programı ve bölgedeki milislere destek gibi İran'ın güvenlik meselesi olarak kabul ettiği başlıkların masaya sürülmesi, anlaşma ihtimalini ortadan kaldıracağını söyledi. Müzakerelere ilişkin son gelişmeleri hatırlatan Dursun "Anlaşılan ABD bu başlıkları masaya sürmek istiyor. Maalesef bu yüzden çarşamba gecesinde müzakerelerin iptal edilme riskini gördük" dedi.
MÜZAKERE MASASININ DAĞILMASINI İSTEYEN GÜÇ: İSRAİL
ABD ile İran arasında imzalanacak bununla beraber Tahran'a yaptırımların hafifletildiği herhangi bir nükleer anlaşma ihtimalinin İsrail tarafından kendi güvenliğine büyük tehdit olarak görüldüğü dile getiren Dursun, Tel Aviv'in müzakere sürecini engellemeye çalıştığının altını çizdi.
Dursun "ABD gemisine yönelik İran müdahale girişimi çoğu zaman müzakereyi sabote eden bir adım gibi okunuyor ancak bu tür hamleler genellikle bunun tersine işaret eder. İran bu adımla masaya zayıf bir aktör olarak oturmadığını göstermek istiyor. Hem iç kamuoyuna hem de dışarıya güç mesajı veriyor İran. Verilmek istenen temel mesaj, "masadayım ama baskı altında değilim" şeklinde özetlenebilir" sözlerine yer verdi.
İRAN 'AYAKTAYIM' MESAJI VERMEK İSTİYOR
İran'ın iç kamuoyuna da müzakere sürecinin bir geri çekilme ya da teslimiyet anlamına gelmediği, caydırıcılığın korunduğu mesajını verdiğini vurgulayan Ahmet Dursun "Diplomasinin diliyle ifade edildiğinde bu hamle, müzakereyi reddetmekten ziyade sert pazarlık öncesinde pozisyon güçlendirme amacı taşıyor denilebilir. Bu tür hamleler, literatürde kontrollü tırmandırma olarak tanımlanan ve müzakereyi sabote etmeden caydırıcılığı canlı tutmayı amaçlayan stratejilerle uyumlu görünüyor" ifadelerini kullandı.
